20 Koca Yıl


Bu dünyada tamı tamına 20 koca yıl. 20.

20 yıla neler sığdırabilirdin? Neler sığmaz ki. Belki de çok az geliyordur kulağa. 20. Daha yıllar var önünde. Yaşanacak günler, aylar, yıllar... Tadılacak yemekler, dinlenecek müzikler, söylenecek şarkılar, arkadaşlar, kalpler var. Yapmak istediklerin, görmek istediklerin, hep söylemek isteyip de bir türlü söyleyemediklerin var. Gezmek istediğin binlerce şehir, binmek istediğin onlarca tren, cesaret edemediğin kayaklar, hep ertelediğin yürüyüşler var.

Bunların hepsi 20 yılda birikti. Ama bir 20 yılın daha var mı?

Bazı günler bazı geceler oldu. Şimdi düşündüğünde bile kalbini kafesine sığdırmayan anlar oldu. Çok güldün, çok ağladın, çok güldün, çok ağladın. Evet. Hiçbir şeyin ortasını bulamadın. Çok güldün, çok ağladın.

Ya sevdin de uçtun ya kanatların paramparça oldu. Anlaşılmayı bekledin, olmadı. Anlamayı diledin, olmadı. Bekledin, olmadı. Neyi beklediğini sordun devamlı aynada. Cevap aradın, bulamadın. Belki de yine sonunu bildiğin, kalbini ezecek şeyleri duymak istemediğinde küçüklüğünden beri yaptığın gibi bir şeyler mırıldanarak kulaklarını tıkadın. Olamaz mı?

Ah! Ne yollar gittin! Neler dinledin öyle! İnsanların gözlerinin içine baktın uzun uzun. Hiç tanımadıklarının. Sonra yüzünde bir gülümseme, hemen topladın kendini. "Ne yapıyorum yine ben?"


Ama tebrik ederim seni. İyi çıkardın her taşın altından ellerini. Fark ettirmedin hiç bazı şeyleri. "Ee yanlış tanıyorlar seni?" Olsun. Daha ben tanımıyorum ki kendimi. Yetmedi bana geçen 20 koca yıl. Uzuuun yıllara ihtiyacım var. Tüh, o da ellerinde kalmamış!


Bir çiçeğe dalıp gittin, denize, karıncaya, kediye, oyuncağa, kitaba, kağıda, kaleme, birinin adımlarına, metronun raylarına... Vapurun sarsıntısıyla da uyudun, ilk başta korktuğun bir trenin kulak yırtan sesiyle de. Uykuyla kaçtın. Bir çift göz gördün gözlerini kapattın. Kaybolduğunu sandın. Aah aah işim var benim daha seninle. Bir anın bir anını tutmaz. İnsanlar ne dediğini, yaptığını anlamaz. Yetmedi daha 20 yıl.


Her şeyi sevebildiğini, demir gibi direnebildiğini, gerçekten istediğinde azminin ortaya çıkıp da her şeyi yapabildiğini öğrendin. Ama tarif edilemez bir yanının -sanki göğüs kafesinde bir şeylerin- çok kırılgan olduğunu da öğrendin. Her şey zamanını bekler dedin. Bekledi, geldi ve geçti. Haa bak bir şeyin gözlerinin önünden geçip gitmesi ve senin ayaklarından olduğun yere çivilenmenin de seni paramparça ettiğini öğrendin. Saymakla olacak şey değil bu, çok şey öğrendin. Öğreneceklerine de ne yıllar yeter ne zaman. Kıralım zamanı.

Kedileri seversin ama korkarsın, ait olduğun şehri bilirsin ama uzaksın, istediğinde her şeyi yaparsın ama rüzgarın savurduğu yapraklar misali içinde savrulmaktan durup da zamanı yakalayamazsın. Kilometrelerce yürümek ister, yine de o inadını kıramazsın bazen. Hakkını yiyemem. Gün gelir istediğin her şeyi öyle güzel yaparsın ki mutluluk sarhoşu gezer durursun. O zaman kimse ölçemez yürüdüğün mesafeyi. Tutamazlar da.


Bazen, bazen, bazen... Sevginin sonsuzluğunda, ruhunun derinliğinde boğulursun ama gidemezsin. Hiçbir şeyin istediğin gibi olamayacağını çok da iyi bilirsin ama o hayal kuran yanın var ya senin... Çok haylaz. Dikkat etmelisin. Yoksa çocukken sürekli düştüğün, dizlerini parça parça eden ama asla vazgeçmediğin, o yokuştan aşağıya doğru bulutlarla süzülüyor gibi hissettiren bisikletten daha can yakıcı olacak. En azından frene basmayı dene olur mu? Sürekli pedalları çevirirsen zincirinin atacağını, önünde de diken dolu bir arazi olduğunu biliyorsun. 20 yılda bunu da öğrenmedim deme sonra.

Ama dur! Seni 20 yılda en iyi öğrendiğin başka şeyler için de tebrik etmeliyim. Çok başarılı mısın bilmiyorum ama bence çok güzel sevebiliyorsun. Yıldıracak çok şey çıkıyor karşına, çok sinirleniyorsun da ama güneş görünmeye, dünya aydınlanmaya başlayınca yine buluyorsun doğru bildiğin yolu. Zaman geçecek, önünde kaç yıl var bilemeyeceksin ama doğru bildiğinin doğruluğunu, doğru bildiğinin yanlışlığını da öğreneceksin. Korkmadığın bir kedin de olacak, seveceksin. İstediğin yerde balkondan akan hayatı izleyeceksin. 20 koca yıl ardında. Geriye de ne kadar kaldıysa hazırsın.


Dört şeritli yolların kenarında hızlı hızlı değil de yavaş yürümeyi biliyorsun. Sonu ne getirecek olursa olsun o an ne yapmak istiyorsan bazen başarıyorsun. Hep başaracak da değilsin zaten. Tadı olmaz. Bir gün kendini anlatabildiğini düşündüğün defter ya da kitap her neyse bulur elbet yolunu. Niyetini almıştın başında. Hayallerinin tek tek, çok zaman alsa da, gerçek olduğunu görüyorsun. Hayat çıkarıyor karşına. Hepsi olmasa da olur. Biliyorsun. Tadı olmazdı yoksa.


Bir hayalini dillendireyim mi yine? Kırmızı balon. Küçüklüğünden beri hep baktığın, alacak olanları engellediğin, bir günü beklediğin o balon. Hangi gün olduğunu sen de bilmiyorsun ama bekliyorsun işte. Bir gün alırsın. Kolay gibi görünen her şeyin önünde dağ vardır bazen. Bir parka gitmek de zordur, bir sokağa girmek de. 20 yıla bunu da yazdın. Çok örnek yaşadın. Her rengi sevdiğini öğrendin 20. yaşında. Bir pembe sandın, bir beyaz, bir yeşil, bir mavi... Ama "Yok!" dedin. Vazgeçemiyorsun her renkten. Sevdiklerinden de. Gerçekten.


Mavi pilili elbisen vardı hani. Vazgeçemeden sürekli giydiğin. Onu giymiş, boynuna oyuncak gitarını asmış, bahçeye atlayıp "Ben geldiim!" diye bağıran o küçük kız! Hazırsın. El salla haydi! O küçük kıza! 20 koca yıla.

Gidiyorsun, yolun uzun. Zaten seversin.

Şimdi sana neler neler anlatırdım ben. Ama 20 koca yıl işte. Neresinden tutsan çeşit çeşit renk, çiçek. Bekle ama kucak kucak armağanım olacak.


"Ne kaldı şunun şurasında,

Ya on sene yaşarım, ya yirmi;

Mezara kadar taşımak sevgimi,

Bir teselli olacak."*


*Behçet Necatigil, Mezar Yolu.


Dinlemeyi çok sevdin.


*Öyle Olsa - Güler Özince


*Une belle histoire - Michel Fugain

126 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.