Aramızdaki Mesafe


Bilim her dönemde çeşitli manipülasyonlar ve yanıltmalar için kullanılmış veya çok kez yanlış anlaşılmalara neden olmuştur. Tahmin edersiniz ki bu, anlaşılması güç ve hayrete düşürecek konularda daha sık yaşanan bir durumdur. Uzay gibi sırların derya deniz olduğu, gözlemlerin ve deneylerin zor yapıldığı alanların kanayan yarası. Bu yazımda sizlerle bu konulardan biri olan “Işık yılı” terimini konuşmak istedim.


Günlük hayatta kullandığımız birimlerin aksine referans noktası biraz farklı olan bu birim, astronomi ve uzay bilimleri gibi alanlarda kullanılmaktadır. İlk başta zaman kavramı olarak düşünülse de aslında astronomik mesafeleri tanımlamak için kullanılan bir uzaklık terimidir. Bu terimin kullanılma nedenlerinden birisi günlük hayatta kullanılan birimlerin, astronomik mesafeleri tanımlamada kullanılmasının işleri feci derecede zorlaştırması. Daha da açık anlatmak gerekirse Dünya’mıza en yakın yıldız “Proxima Centauri” adında bir kırmızı cücedir, bize olan mesafesi 4.24 ışık yılı olarak bilinmektedir. Sanırım pek uzak gelmedi. Daha aşina olduğumuz bir şekilde söylersek 38.600.000.000.000 kilometre. Bu sayıyı okurken zorlandığınızı itiraf edin. Günlük yaşamımızda kullandığımız terimlerin astronomide kullanılması durumunda işte böyle sayılarla mücadele etmek durumunda kalıyoruz. İsminden de anlayabileceğimiz gibi ışık yılı, ışığın bir yılda kat ettiği yol anlamına gelir. Saniyede 300.000 kilometre ile hareket halinde olduğunu düşündüğümüzde ışık bir yılda tam 9.46 trilyon kilometre yol almış olur.. Bu terimin kullanılmasının diğer bir nedeni ise ışık hızının tüm evrende sabit bir hıza sahip olması. Bu özelliği bakımından referans seçilmesi için oldukça ideal. Sanırım ışık yılı kavramının astronomide ne kadar önemli olduğunu görmeye başlamışsınızdır.

Işık hızı ile Dünya’dan uzayın derinliklerine doğru hareket eden bir uzay gemisinin içinde olduğumuzu düşünelim. Saniyede 300.000 kilometre ile seyir halindeyiz. Yaşadığımız “küçük” dünyaya göre bu hız ile seyahat etmek sanırım ışınlanmadan farksız olurdu. Fakat hesaba katmadığımız birkaç şey daha var. Uzayın genişliği ve genişlemeye devam etmesi... Işığın sahip olduğu bu eşsiz hıza rağmen gezegenimizin uydusu olan Ay’a 2.5 saniye, Güneş Sistemimiz’in merkezine yani Güneş’e gitmek için ise tam 8 dakika bu hızda yolculuk etmemiz gerekli. Kulağa gerçekten garip geliyor. Bu hıza rağmen geçen süre aradaki mesafenin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor. Tabi ki de bunun bir yan etkisi var. Güneş’in her zaman 8 dakika önceki halini görüyor olmamız gibi. Sonuçta bizim Güneş’i görmemizi ve algılamamızı sağlayan etken Güneş’ten gelen ışınların gözümüze nüfuz etmesidir. Az önce bahsettiğimiz uzay gemisini bu seferde Güneş’ten çıkan ışınların yerine koyarsak olayın çözülmüş olacağını düşünüyorum.

Gece kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımız yıldızların, evimiz olan gezegenimizin ve Güneş Sistemimiz’in içinde bulunduğu Samanyolu Galaksimiz’in en uç noktasındaki bir yıldızda olduğumuzu ve diğer ucundaki bir yıldıza baktığımızı düşünelim. Samanyolu Galaksimiz’in genişliği 100.000 ışık yılıdır. Yani bu demek oluyor ki o yıldızı görmemiz için 100.000 yıl beklememiz gerek. Samanyolu Galaksisi ötesinde bize en yakın Andromeda Galaksisi ile aramızda tam 2 milyon ışık yılı mesafe bulunmakta. Yani bize bugün ulaşan ışınlar Andromeda Galaksisi’ni terk ettiklerinde atalarımız taşlı aletleri yeni kullanmaya başlamışlardı.

Son olarak evrenin gözlemlenebilmiş en ücra köşesinden bahsedelim. Evrenin sabit olarak kalmadığını ve sürekli genişlediğini hesaba kattığımızda işler biraz karışmakta. Şu ana kadar gözlemlenmiş en uzak noktadan gelen ışık Dünya’nın var olma tarihinin yaklaşık 3 katı zamandır ilerlemekte. Yaklaşık 14 milyar yıl... Fakat burada öyle bir nokta var ki işler gerçekten karışıyor. Gözlemleyebildiğimiz en uzak mesafe bu, fakat evrenin en uzak köşesi bu diyemiyoruz. Çünkü o sırada evren genişlemeye devam ediyor.. Evrenin genişlemesi dursa bile bilinmeyen o noktaya uzaklığımız 46 milyar ışık yılı olarak tahmin edilmekte.


Hayal etmesi ve algılaması gerçekten çok güç değerler. İşte bu kadar korkutucu sayıların arasında kendimizi biraz daha anlıyormuşuz gibi hissetmek adına literatüre konulan bu terimin de yetersiz kaldığı yerler tabi ki var. Gelecek zamanda gerçekten bilinmeyen bu noktayı bulabilecek miyiz? Hep birlikte merakla bekleyip anlamaya çalışmakla yetinmekten başka çaremiz yok gibi duruyor. Bilimle kalın...

68 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.