Nazım Hikmet ve Peyami Safa Kavgası

Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa bir düşün ki, son defa anlayabilesin: Sen bu kavgada

bir nokta bile değil, bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin!.. Ben kızabilir miyim sana? Sen de bilirsin ki, benim adetim değildir

bir posta tatarına bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp

uşağını dövmek!


Bilmem bilir misiniz bu satırları ancak ben bugün bu satırların oluşum sürecinden bahsedeceğim. Hepimizin duyduğu edebiyatımızın önder isimlerinden olan Nazım Hikmet'e ait bu satırlar, eski dostuna ithafen yazılmış nefret söylemli satırlar.


Ne oldu da bu iki can ciğer dostluk koca bir nefretliğe dönüştü?

Öncelikle dostluklarının nasıl başladığı ile ilgili konuşalım. Nazım Hikmet, Ankara'da tutuklu olduğu zamanda Peyami Safa, Nazım Hikmet'in yazdığı ''Yanardağ'' şiirini yayımlar. Ancak Peyami Safa bunu yazı işlerine göstermeden yayımladığı için çalıştığı gazeteden ayrılmak zorunda kalır.


Nazım Hikmet koğuştan çıktığında kendisi yüzünden çalıştığı işten ayrılan Peyami Safa ile görüşmeye gider ve bu dostluk böylece başlamış olur.


Bir süre sonra Nazım Hikmet, Peyami Safa'ya "Nedir yazdığın saçma sapan şeyler... Niçin bu anlattıklarını bir roman yapmıyorsun? Cingöz Recai'leri bırak da bunu yaz!" O günden sonra da bu romanı yazması için Peyami'yi destekler, zorlar. Böylece 'Dokuzuncu Hariciye Koğuşu' ortaya çıkar.


Nazım Hikmet'i de gelmiş geçmiş Türk şairlerinin en büyüğü diye halka tanıtan Peyami'dir. Hatta yazdığı kitabını 'Canım Nazım'a kara sevda ile' diye yazarak imzalar.


Peki ne oldu da bu iki can ciğer dostun yolları kesişmemek üzere ayrıldı?

1929 yılında Peyami Safa'nıın Resimli Ay'da yayımlanan Nazım Hikmet'in 'Jokond ile Sİ-YA-U'sunu eleştirdiği yazası ikili arasında ilk kez soğuk rüzgarlar esmesine neden olur. Nazım, yazıyı pek önemsemez gibi görünse de ilk kırılma yaşanır. Resimli Ay"ın şubat 1930 sayısında, övgü dolu bir yazı yazdı. ama "muazzam" diye nitelediği kitabı anlatırken araya şöyle bir tümce sokmadan da edemedi :

"Peyami'nin romanı realisttir, fakat eski manada fotoğraf realizmi değil, şeniyetlerin abidesini yapan ve bunu yapmak için bir sıra tahlil ve terkiplerden mürekkep bir kompozisyon vücuda getiren diyalektik bir realizm.


Asıl kopuş burada değil aralarında geçen kısacık bir sohbette Peyami Safa'nın Nazım'a "Moskova'dan gelen paraları kimin aldığını'' sormasıyla başlamıştır.


Nazım Hikmet ve Peyami Safa arasındaki tartışma ise tan gazetesinde çalıştıkları dönemde patlak verdi.

Böylelikle bir arkadaşlık daha sona ermiş oldu. Geriye de birbirlerine yazıp çizdikleri bir kaç şiir, yazı kaldı.

Onlardan biri de bu yukarıda bir kaç satırı yazılan şiir;


Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri


"sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın."

t.f.

sen çıkmadın

çıkardılar karşıma seni!

kıllı, kara elleriyle tutup enseni

gövdeni yerden bir karış kaldırdılar,

sonra birdenbire

bırakıp yere

seni pantolonumun paçasına saldırdılar.

bir düşün oğlum,

bir düşün ey yetimi safa

bir düşün ki, son defa

anlıyabilesin :

sen bu kavgada

bir nokta bile değil,

bir küçük, eğri virgül,

bir zavallı vesilesin!..

ben, kızabilir miyim sana?

sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir

bir posta tatarına

bir emir kuluna sövmek,

efendisine kızıp

uşağını dövmek!.

sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler

tutulup kulaklarından birer birer

teşhir edilirler..

ben, sadece söküp

bir fitnenin otuz iki dişini,

ve babıâli kaldırımlarına döküp

geleceğini, geçmişini

aldım omuzuma işte bu teşhir işini....

bir düşün oğlum,

bir düşün ve inkâr etme ki;

keteon matbaasında ut çalıp

ayak şarkıcılarına beste talim eylemek,

ve o biçare larus'un ırzına geçip

zatını âlim eylemek,

sana pek

zor geldi ki, demek;

aranızda dolaşır görünce

benim "orhan selim" adlı dilsiz

ve kolu bağlı gölgemi,

hemen azıya alıp gemi

faşisto-demokrato-liberal

bir jurnal

yazıp

delikanlıyı yere çalmak

ve bir miktarı minasip elden almak

istedin!..

elden alıp almamana

karışmam ama,

biz,

gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama!


bir düşün oğlum,

bir düşün, ey, göbekli patron veletlerinin

"doğru yol" göstericisi,

bir düşün ey yetimi safa,

bir düşün ve hatırla ki, son defa :

o, takma aslan yeleli namık kemal üstadın senin;

abanoz ellerinden

zenci kölesinin

som altın taslarla şarap içerek

ve "didarı hürriyet"in dizinde

kendi kendinden geçerek :

"yüksel ki yerin

bu yer değildir,

dünyaya geliş

hüner değildir!" demiş...

sen de yükseldin uyup

onun sesine

"la dam o kamelya"nın fesli figüranlığından

ahmet haşimin "degüstasyon"daki iskemlesine..


bir düşün oğlum!

bir düşün ve mezarların hududunu aşma!

kendine güven üstat

babana değil,

bir ölüyü koluna takıp dolaşma!

öyle zart zurt eşilmez toprağı gidenlerin!

rahat bırak oğlum

rahat bırak uyusun

o muhterem "şehidi hürriyet" bey pederin!

hem böyle daha iyi.

çünkü bak ortada

ne yeni bir ingiliz-boer

harbi var,

ne de tebrik isteyen bir ingiliz elçiliği...

ölüleri rahat bırak oğlum.

rahat bırak uyusun benim de gidenlerim!

sen de bilirsin ki ben

ne dedemden

miras bekledim,

ne babamdan şeref, şan!

hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum.

çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum

ne de tecrübelik bir tavşan.

ben sadece ölen babamdan ileri,

doğacak çocuğumdan geriyim,

ve bir kavganın adsız neferiyim..


ey ihtisas mahkemeleri kaçağı

ve despinis kokonun aftosu,

ey marka malı kör

provokatör,

ve ey zavallı yetim...

yoktur şimşiri kahrını inkâra niyyetim...

kokla, çek ve iç,

üzülme hiç...

billahi cihan bilir ki, sen

kahraman, ulusal muhaliflerimizdensin!

kokla, çek ve iç

üzülme hiç.

yalnız, ara sıra

bakıp aynalara

bir deve derisinden beli değnekli hacivat düşün.

bir düşün oğlum :

müdahin, çelebi hazreti hacivatın

giyerek harp ilahı göbekli marsın üniformasını

kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını.


bir düşün oğlum,

bir düşün ey sayın provokatör...

her dövüşen sersemdir senin için

her anlayıp inanan kör.

ve sen ki, bir fikre bağlanışın

azılı düşmanısın;

anlat bana nasıl oldu da şu,

anlat bana nasıl oldu da sen,

yanarak boynu müsellesli bir mason imanıyla

boyamak istedin süleymanın çift sütununu

o biçare "hürriyeti efkâr"ın kanıyla?

hem ne derin bir inanışmış ki, bu,

ne müthiş bir ateşle yanışmış ki, bu,

göze aldırmış sana

fenafil-maşrıkı âzam olmayı,

mason localarına üç defa bavurup

mason localarından üç defa kovulmayı.


bir düşün oğlum,

bir düşün ve inkâr etme ki;

gizli gece yolculuklarından kalmadır senin alın terin.

sen her gece

el ayak çekilince

"nuvel literer"in

bir arşınlık duvarından aşarak

ve parmaklarının ucuna basıp dolaşarak

yapraklarında onun,

apartırsın satırlarını birer birer

cingözle beraber.


fakat her duvar

bir karış değildir.

her duvardan atlamayı kesmez senin gözün

ve her fikrin açılmaz kapıları

maymuncuğuyla cingözün..

okuman lazım evlat.

evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan

bırakıp

okuman....


bir düşün oğlum,

bir düşün ey yetimi safa,

bir düşün ve benden öğren ki son defa :

fikir dediğin

şeyin

karabet ustanın uduna benzemez suratı.

o, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız,

ne "vatan-silistre"de abdullah çavuşun tiradı,

ne de "bir akşamdı"da müteverrim bir bayan ilacıdır.

o, şahlanmış bir savaş kılıcıdır.

bu ata atlıyacak yürek

ve bu kabzaya bilek

gerek....

58 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.