BARTIN'DA DEVRİÂLEM

Her şey anason kokan şehrin çocuklarının bizim o güzelliklerle dolu şehrimize ayak basmalarıyla başladı. Tam olarak nereye geldiklerini algılamaya başlamaları ile birlikte uğurlarına yüzlerce kilometreyi devirdikleri insanlarımız kendilerini karşıladı. Gelin sizinle onların objektiflerinden Bartın'da devriâlemlerine tanıklık edelim;


Bartın hakkında konuşmam gerekirse öncelikle insanları çok samimi, çok içten, çok sıcakkanlılar. Şehre ayak basmamızla birlikte tanıştığımız insanların muhabbetlerinden oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim. Bartın kesinlikle herkesin ömründe bir kez olsun görmesi gereken bir yer. İlk günü devirmemize yakın kalacak bir yere ihtiyacımız olsa da dert etmedim. O güzel insanlar bizim için telefon başlarında seferberliklere girdiklerinde anlamıştım. Biz aslında onların kalplerinde birer odaya sahipmişiz. Varsın yoksun bedenlerimiz açıkta dursun. Gece üzerimize çarşaf, dolunay başımıza yastık oluverdi bir anda. Bana kalsa bu olay bile Bartın'ı gözümde bir kat daha anlamlı kıldı. Sonucun ne olduğunun bir önemi yok. Ben verilen mücadelenin savunucusuyum.



Ertesi gün şafağın atmasıyla birlikte gözlerimizi yeşillikler içinde açtık. Gün içinde şehir merkezinde zaman geçirdik. En sonunda ise kaderin dalgasında akıntıya kapılıp da İnkumu'nda kıyıya vuranlar olarak kumsalda feleğe nispet yaparcasına çember oluşturduk. Kalabalığın dağılmasıyla birlikte ne yapacağımızı bilmemenin verdiği özgürlükle beraber Güzelcehisar'da yıldızların üzerinde durakladık. Hepsinin kafası güzel bir oraya bir buraya hareket edip duruyorlardı. Saat gece bilmem kaç. Akrep yelkovanın arkasından su dökmüş, olduğu yerde kalakalmıştı. Ardından yine kendimize çadır kuracak güzel bir yer bulduk ve geceyi orada geçirdik.


Bir sonraki gün ise ilk işimiz başımızı sokacak bir yer aramaktı ve bunu da başardık. Ardından tutmuş olduğumuz evde biraz zaman öldürdükten sonra Bartın'ın merkezinde şehir turuna çıktık. Arnavut kaldırımlı sokaklarda sokak lambasının halesinin altında zihnimizi medeni insanlarla çevreledik. Bize göre bu medeniyete alışmak başlarda kolay olmasa da sonrasında kendilerine ayak uydurduk. Anadolu insanının ne kadar babacan olduğunu bir kez daha hatırladık.



Dördüncü gün ise Bartın'ın gülü diye tabir edebileceğimiz bir yere doğru yola koyulduk: Amasra. Kalesinden tutun yazlık yerlerine, tavşan adasına kadar pek çok gönülde taht kurmuş bir yer. Yaz sıcağının da etkisiyle önce bir denize girip ferahlamamız ile birlikte Çekiciler Çarşısının içinden insanın yüzünü okşayan bir meltem naifliğinde geçtik. Orada ekmeğinin peşinde, yaşadığı yöreyi tanıtma içgüdüsü hisseden onlarca esnaf vardı. Vaktimiz uzun olsaydı her birinin yanına gidip kendileriyle konuşmak isterdim. Biliyorum ki, hepsinin ayrı ayrı bir hikayesi vardır. Ardından Boztepe'ye doğru adımladık. Ayaklarımız bizi tepeye doğru götürürken sanki yalnızca Bartın'ın değil birbirimizin de gözlerinde yükseliyorduk. Şehri ayaklarımızın altına aldık. Eşsiz manzarasının tadını o güzel insanlarla birlikte çıkardık.


Son günün sabahında ise buradaki güzel insanlardan, yarım kalmış hatıraları arkamızda bırakarak şehri terk ettik. Şu an içimde garip bir his var. Dilimizde tam olarak anlamını karşılayan bir sözcük bulamasam da Latincede "finifugal" diye bir sözcük var. Anlamı ise sonlardan kaçmak, bir şeyin sonlanmasından nefret etmek. Bartın maceramızın da bitmeyecek olmasını dilerdim. Orası içimizi kemiren düşünceleri, dertlerimizi bize unutturan bir yer ve bir yer bize ne kadar çok şeyi unutturabiliyorsa orayı o kadar çok hatırlarız. Ancak duyguları bir kenara bırakıp da mantık çerçevesinden baktığımda görüyorum ki başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır ve o şeyler sonları olmasının sınırlılığıyla anlam kazanıyor. Bir şeyin sonu yaklaştıkça geçirilen vaktin değerini daha çok anlıyor insan. Yaşam döngümüz de bundan ibaret değil mi zaten?


Size bunları neden anlatmadım, bilmiyorum. Belki herkes kendi telaşına düştü, belki ben bir başımaydım, belki de bu yazı hiç yazılmadı. Belki de ben.. O kadar memnundum ki rüyamdan, uyandırılmak istemiyordum uykumdan.


Haliyle uyandığımıza göre biraz da gözlemlerimden bahsedebiliriz. Hayatta her şeyi olmasa da çoğu şeyi kadere bağlamışımdır. Bartın'ın güzelliklerle dolu, gidip tatil yapmaya değer bir şehir olduğu kısmı doğru. Bana kalırsa Bartın Tanrı'nın süzgecinden geçmiş, birbirlerini tanımaları gerektiğini düşündüğü insanları bir araya getirmek için kullanmış olduğu bir mekândı.



Bana kalırsa onlar sadece Bartın sokaklarında değil, pek çok ortak paydada, görüşlerde bir araya geldiler. Yeri geldi sakarlıkları tuttu, güneşi üzerlerine batırdılar ve artık arkadaşlık namına önleri aydınlık. Asıl yolculuk Bartın'a değildi. Asıl olan yolculuk hayatın ta kendisiydi. Sebebi ziyaretleri ise doğumları ile birlikte ebediyete doğru yola koyulan trenler için bir makas niteliği taşıyordu. Artık hepsi aynı yolun yolcusu. Tahmin ediyorum ki her iki taraf da yolculukları boyunca birbirlerine destek olacaklar, arkalarını koruyup kollayacaklar. Birbirlerinin hayatlarına dokunacaklar. Birbirlerinin dokunuşlarını üzerlerinde hissedecekler. Umarım lokomotiften duman çıktığı sürece hep birbirlerine eşlik ederler.



Sevenleriniz size değer vereni hayatına katmanızı söylerler. Oysa bu yolculuktaki arkadaşlarımız bizim değerlerimize hayat katarlar. Bizim için yaptıklarıyla hayatlarımıza değerler. Bana soracak olursan onlar hayatın bize kattığı değerler. Siz siz olun dokunuşlarını kilometrelerce uzaktan hissedebileceğiniz değerleri hayatınıza katın. Ya da yok yok.. En iyisi öyle insanlar edinin ki hayatınıza kattığınıza değsin.


Çalma Listesi: Bartın Yaz(g)ısı

61 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.