Beklentinin Gücü: Pygmalion Etkisi

Geçmişten günümüze çoğu insanın hiç şüphesiz peşinde koştuğu olgulardan biri de “Başarı”. Herhangi bir konuda başarılı olmak adına çeşitli eğitimler alır, planlar yapar ve hayatımızı tecrübelerimizle doldurmaya çalışırız. Peki başarılı olmakla,okullarda öğretilen eğitimde yüksek yerlere gelebilmenin arasındaki ince çizgiyi kaçımız biliyoruz? Ne yazık ki eğitim denilince aklımıza okullar gelir. Zihnimizi, alışkanlıklarımızı, davranışlarımızı ve bakış açımızı şekillendirmek de “eğitim” kapsamında değerlendirilmeliyken bu konularla ilgili okullarda hiçbir şey öğrenmiyoruz. Ancak çoğu başarı öyküsünü incelediğimizde görüyoruz ki başarının en büyük anahtarı sanıldığı gibi akademik eğitim değil, bilincimizi eğitebilmekte ve aslında en önemlisi beklentilerde gizli.

Bazı insanların anormal başarı hikayelerini hepimiz bir yerlerden duymuşuzdur. Bunlardan biri de 19.yüzyılda yaşayan atının çok zeki olduğunu iddia eden Osten’ın hikayesiydi. Hayvanların okumayı veya saymayı öğrenebileceklerine inanıyordu. Osten'ın köpekler ve bir ayı ile ilk denemeleri başarısız oldu, ancak alışılmadık bir atla çalışmaya başladığında, işler değişti. Zeki Hans olarak bilinen hayvan, toynağına hafifçe vurarak soruları %90 doğrulukla yanıtlayabiliyordu. Dört işlemi kolaylıkla yapan, saati ve tarihi söyleyebilen bu at herkesi çok şaşırtmıştı…


Araştırmacılar, aldatmaca izleri aramak için atı inceledi. Yine de hiçbir şey bulamadılar. At, Osten olmasa bile herkesin sorduğu soruları cevaplayabiliyordu. Bir süre dünya atın gerçekten zeki olduğuna inanıyordu. Bu sıralarda Psikolog Oskar Pfungst dikkatini Zeki Hans'a çevirdi. Bir araştırma ekibinin yardımıyla iki anormalliği ortaya çıkardı. At gözlerini kırpıştırdığında veya bir ekranın arkasında sorulara cevap veremiyordu. Aynı şekilde, ancak soran kişi cevabı bildiğinde cevap verebiliyordu. Pfungst, bu gözlemlerden, Clever Hans'ın herhangi bir zihinsel hesaplama yapmadığı sonucuna vardı. Bu at sayıları veya dili anlamamıştı. Bunun yerine, Zeki Hans ince ama tutarlı sözel olmayan ipuçlarını tespit etmeyi öğrenmişti. Birisi bir soru sorduğunda, Zeki Hans vücut diline birçok poker oyuncusunun imreneceği bir doğruluk derecesi ile cevap vermeyi öğrenmişti.


Örneğin, birisi Zeki Hans'tan bir hesaplama yapmasını istediğinde, toynağına dokunmaya başlardı. Doğru cevaba ulaştığında, soru soran kişi istemsiz işaretler gösterecekti. Pfungst, birçok insanın bu noktada başını eğdiğini fark etti. Zeki Hans bu davranışı fark ederek duruyordu. Gözlerini kırpıştırdığında ya da soru soran kişi cevabı bilmediğinde atın hiçbir fikri yoktu. İşaretleri göremeyince cevabı yoktu. Bu at zeki değildi, şu an da “Pygmalion” adıyla da bilinen aslında çevremizde başarılarına imrendiğimiz insanların belki de fark etmeden başarısını arttıran psikolojik bir etkinin örneğiydi.

Pygmalion etkisi, yüksek beklentilerin daha iyi performansa yol açtığını düşünen bir fenomendir. Adını ise Ovid'in Metamorphoses'daki Pygmalion’dan alır, Pygmalion kendi yaptığı bir fildişi heykele aşık olan bir heykeltıraştı. Kendi yapımının güzelliğine hayran olan Pygmalion, tanrılara heykel gibi bir eş vermeleri için yalvarır. Tanrılar isteği yerine getirir ve heykel canlanır. Bu mitolojik hikayede heykeltıraş istediği şeyin gerçekleşeceğine içtenlikle inanmıştı. İstediği şey her ne kadar zor hatta imkansız görünse de o istediği şey gerçekleşti. Çok istedi ve beklentisi de isteğiyle aynı doğrultudaydı.


Olayın can alıcı kısmı da burası aslında. Beklenti ve isteğin birbirini destekler nitelikte olması. Pygmalion’un ilk boyutunda sadece kişinin kendi istek, beklenti ve davranışları söz konusudur. İstediğimiz şeyi beklentiye de çevirebilirsek başarımızı da bu düzeyde arttırmamızın mümkün olabileceğini de bu etki göz önüne seriyor. Günlük yaşamımızda bizler genellikle istek aşamasını geçip beklentide takılıyoruz. Çok basit bir örnek vermek gerekirse hepimizin çokça yaşadığı bir durumdur sınıfta söz hakkı almak istediğimiz halde alamamak. Yapmayı istediğiniz halde yapamayacağınızı düşünüyorsunuz. “Ben kesinlikle konuşamam, kesin heyecanlanırım ya da cümleleri bağlayamam.” gibi düşünceleriniz oluşabiliyor o an.


Bu düşünceleriniz gerçek olacaktır çünkü kendinizden beklediğiniz şey de tam olarak buydu. Beyninizi bu olumsuz duruma şartlandırdığınız için sonuç şaşırtıcı olmayacak şekilde negatiftir. Bu kendi kendimize herhangi bir alanda başarımızı etkileyen bir durumun örneğiyken çevremizin beklentileri de başarımızı olumlu veya olumsuz etkiler. Bununla ilgili Rosenthal bir çalışma yapmış. Rosenthal’ın orijinal araştırması, öğrencilerin zeka ön testlerini yaptıkları bir ilkokulda bir deneye odaklandı. Deneyde bazı öğrencilerin üstün zekalı olduğuna dair sonuçları öğretmenlere bildirdi. Öğretmenlerin bilmediği bu öğrenciler, ilk testle hiçbir ilgisi olmaksızın rastgele seçildi. Rosenthal sekiz ay sonra öğrencileri test ettiğinde, üstün zekalı olarak gösterilen fakat rastgele seçilen öğrencilerin önemli ölçüde daha yüksek puanlar aldığını keşfetti. Bu hikaye gibi daha birçok Pygmalion etkisini çevremizde belki kendi hayatımızda da fark etmeden yaşadık. Başarılı olabilmeyi istemek kadar beklentilerimizi isteklerimiz doğrultusunda tutmakta başarılı olmamızın bir parçasıdır.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.