RUHSAL BİR PARODİ: BEN KİMİM?

Bir aralar çatlağın tekiydim. Kafamda bir şeyler kurar, inşa eder, düzenlerdim. Ve sen sevgili okur, zihnime hoş geldin. Burası ölümsüz fikirlere, yürüyen cesetlere, anılara, en çok da yaşanmamışlıklara ev sahipliği yaptı. İçerisi biraz dağınık olabilir. Aman diyeyim! Buralardayken dikkatli ol.

Şimdilik biraz bulanığım ama zaman aktıkça berraklaşacağım. Buna alışırsın diye düşünüyorum. İçeride sana arkadaş da var. Kendisi içimdeki yaşlı olur. Kendimi bildim bileli burada, kafamın bir köşesinde kalıyor. İlerlemiş yaşından olsa gerek ara sıra onunla atışsak da beni sever, sayar sağ olsun. Muhabbeti de pek güzeldir. Onunla diğerleriyle konuştuğumdan daha farklı konuşurum. Bir gün yine hayattan, havadan sudan, içsel sorunlarmızdan vs. konuşuyoruzdur;

Ben(B), Yaşlı Adam(Y.A)

B: Benim sonum ne olacak böyle? İnsanların hayatlarına, kalplerine dokunmak istiyorum, bedenlerine değil. Var mı bir tavsiyen ?

Y.A: Olmaz olur mu, tabi ki var. Sen hele ki kulak ver bana, neyin nasıl olacağını söyleyeyim sana. Öncelikle, insanlar edebiyat eserlerine benzerler kadim dostum. Kimisi romana benzer; kendisine bölümler bahşedersin. 'Yazsak roman olur' derler ya haa işte... O kadar şey yaşamışsındır. Elbet bir sonları vardır; varoluşumuz gibi. Kimisi ise...

B: Peki ya ben nasıl olmalıyım dersin ?

Y.A: Bu hayatta şiir gibi olacaksın. Öyle işleyeceksin ki okunduğuna, zaman aktıkça yaşlanacak gözleri. Asla o gözleri nemli bırakmayacaksın. Ya pınarını kurutana kadar akıtacaksın ya da geçmişini zamanla akıtıp sileceksin o yaşları. O yaş ki ne yaşanmışlıklar barındırıyor olacak bünyesinde. Sonra yaşını karşına alıp soracaksın; hayatına nice yılları sığdırdın, ne oldu da o yıllara bir hayat sığdıramadın ? Daralan mı içindi yoksa yaşadıkların mı etrafını çevreledi ? Zihninin içine girdiğinde göreceksin ki anıların yüzü kızarık. Diğer tarafta ise yaşanmamışlıklar merakla senin ellerine bakıyorlar bize ne getirmiş diye. Onlara yarı şaka yarı ciddi 'GELECEK' diyeceksin.


B: Hem az söz ile çok şey de anlatırım fena mı ?

Y.A: Tabi ya, şiir gibi olmak her zaman güzeldir. Hem kalplere de dokunursun böylece. Aman sakın haa! Kalpler çok narin bir yerdir, dokunayım derken kırmayasın. Çok dokunursan insanlar seninle hayaller kurmaya başlar, beklentiye girerler ve sen ne kadar dokunmaya devam edersen kalbin direnci düşmeye başlar ki bu durum da onları harekete geçmeye zorlar. Yıllarca yapmadıkları şeylerin pişmanlıklarının yerini yaptıkları şeyler alabilir. Sende de biraz sakar tipi var ama...


B: Geçmişte insanların hayatlarına dokunmaya çalıştım aslında, Çünkü zamanında hayatıma değdiler. Benim için değerliydiler. Yaptıklarıma değer miydiler? Orası şüpheliydi. Bildiğim tek bir şey varsa o da buraların hayal kırıklıklarıyla dolduğudur. Daha da bir başkasının zihnine misafirliğe giderken heveslerimi Kursağım'da bırakacağım.

Y.A: Öğrenmiş oldun, yaşam öykünde rollerini dağıtırken daha dikkatli olursun umarım. Bir satırı hak etmeyen insanlara bölümler bahşetmişsin ki bu da hayatının kapağı olmuş.

B: Be.. be.. ben korkuyorum. Unutulmaktan desem değil, unutulmak için önce zihinlerde yer edinmek gerekir. Hatırlanmamaktan desen, o da değil. Tek bildiğim ya işler yolunda gitmiyor ya da giden şeyler yolda değil, baki olan benim yolculuğum. Gün içinde ne haltlar yesem de açlıktan ölmek üzereyim.

Y.A: Bak! Hayat bize ziyafeti altın tepside sunmaz, senin gidip onu çalman gerekir bazen. Hatta bu hırsızlık anında bazen cebinden bir şeyler düşecek. Umudun, inancın,bedenin, yaşama sevincin... Anlamayacaksın o anki aksiyon ile bunları kaybettiğini. Elini cebine attığın zaman onların boşluklarını hisseder hissetmez oraları doldurmak isteyecek, arayışlara gireceksin. Türlü türlü yollar deneyeceksin. Hayatın sana yüklediği boşluktan anlam çıkarmayı öğrendiğin gün bu arayışların son bulacak.

B: O kadar korkuyorum ki; gerek yakın arkadaş olsun gerekse özel arkadaş olsun zihinlerinde kötü anılar bırakırım, onları o anılara baktırmak zorunda kalırım diye. Kimi zaman fotoğraflarla kimi zaman ise içsel muhakemeleriyle baş başa bırakma fikri kulağa korkunç geliyor.

Y.A: Bunları bu kadar kafana takmana gerek yok. Herkesin hayatında beraberlikler, ayrılıklar oluyor. Bizler insan olarak, sosyal varlıklarız. İçinde olduğumuz üç günlük dünya. Bugün varsın, yarın yoksun. Varsın yoksun hayatında ayrıldığın zaman bile 'o anıları bana yaşattığın için teşekkürler' diyebileceğin, ayrılık vaktinde bile yüzüne tebessüm kondurabileceğin bir insan olsun. Kanadı kırılsa da kuş uçmaktan vazgeçer mi hiç? Sen de vazgeçme. Onun kanat çırpışları düşmemeye midir dersin ? Ben hiç sanmıyorum. Sen de yaşama sevincinle çırpın buralarda, güzel anılar, ağaç dalları topla. Elbet vakti gelir, yuvanı kurarsın bir gün.

B: : Neyse, bugünlük bu kadar yeter, birazdan gözümü doyurmaya gideceğim, Ee... malum insan olarak maymun iştahlıyız. Sonra içim, içimi kemiriyor. İstersen sen de gel, iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına, güneşi üzerimize batırırız.

Y.A: Yok, afiyet olsun sana. Sabah Düşler Diyarından bir satılık ilanıyla karşılaştım. Kıssa'dan hisse almaya gidiyorum. Yarın öbür gün değerlenir oralar diyorlar, günümüzde yatırım önemli. Neyse, yolum uzun. Kal sağlıcakla...


Anna RF Naadistan- Tum hi ho





83 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.