Beni Kurtaranlar


"Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur; hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırırlar."*

-Montaigne

Günün herhangi bir saatinde -belki- sadece birkaç dakika da olsa kendinizi başka bir hayata bırakmak istediğiniz oluyor mu? Ben bazen duman dolu bir odaya öyle bir sıkışmış hissediyorum ki çaresizlik gözlerimi dolduruyor.

Dumanlar sıkıştırıyor beni. Düşünebiliyor musunuz? Ciğerlerimi dolduruyor. Nefes alıp veremiyorum. Pencerem bile yok benim. Bir süre sonra kendi penceremi yapma fikri düşüyor zihnime. Bir tohum. Yeşertiyorum yeşertiyorum soluyor. Orası da duman dolu. Gri. O kadar çok çabalıyorum ki sadece bir duvar bulayım, pencere açayım ve nefes alabileyim diye; emeklerim, kelimelere sığmaz. Ama dedim ya yeşertiyorum, soluyor. Bulamıyorum pencere açabileceğim, güneşi, ağaçları ve insanları izleyebileceğim duvarı. Şunun şurasında dört duvarım var. Daracık bir yerdeyim. Ama bulamıyorum. Duman gözlerimi yakıyor. Biraz sonra gözlerimi açamıyorum. "Görmek istemediklerimi de göremeyeceğim, bu iyi bir şey mi?" Kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum bir süre. Zamanım daralıyor ve ben duman solumak istemiyorum. Birileri olsa, diyorum. Çok çaresizim. Kulaklarım, sesimi ve mırıltılarıma tahammül edemiyor sanki. Uğulduyor. "En azından birileri olsa ve bana dumanı düşündürmese. Şu dört duvar arasında bir arkadaşım olsa. Onunla konuşsam ve zihnimde dönüp duran o tilkiler çalıların ardına saklansa. Ben bu dumanı solumayı düşünmeyi bıraksam." Evet, bu! Buluyorum! Yaşamak için bir çare buluyorum. Eğer bitip gitmeyecekse bu duman, açamayacaksam pencere; bu düşünceden kurtulmayı seçebilirim.


Odamı keşfe çıkıyor, emekliyorum. -Bedenim vazgeçmiş, kendini kaldıracak kadar değerli görmüyor. Emeklemiyor, sürünüyorum.- Bir köşede duran ince bir kitapçık buluyorum. Zorluyorum, yaşlar aksa da gözlerimi açıyorum. Bir köşede bitmek üzere olan kandil aydınlatıyormuş aslında odamı. Farkına şimdi varıyorum. Yazılar, birkaç isim, iki resim... Gözlerimi daha rahat açabildiğimi fark ediyorum. İki resim ve birkaç satır yazı iyi hissettiriyor bana. Sağ yanımda da bir dolap varmış. Açıyorum ve içindeki mumları, kibritleri çıkarıyorum. Evet, daha aydınlık bir yer olabilir bu oda. Elim bir karton kutuya çarpıyor ve içinde bir şeyler olduğunu anlıyorum. "Dikkat!" Heyecanlı eller parçalamış bu kutuyu. Bantlarda parmak izleri, tozlar, sabırsızlıkla zorlanan iki yanı yırtık kapaklar... İçi de dolu. Bunlar benim miydi? Hangi duman kör etti beni? Hangi duman bastırdı içimi? Hangi duman benim pencerelerimi, gözlerimdeki ışığı alıp götürdü? Ne bana bu kadar çaresiz hissettirdi? Ne benim pencerelerimi sıkı sıkı kapatıp üzerini betonla kapladı? Hani bu odada benden başka kimse yoktu? Var! Kutuyu boşaltıyorum. Az önce saçlarımı çekiştiren, dumandan yanan gözlerim yüzünden dört duvarı arayan ellerim, duruluyor. Toz içinde kalmış onlarca insan var bu kutuda. Hani kimsem yoktu benim? Kandil sönüyor. Mumları koyduğum yeri arıyorum, yakıyorum tek tek. Daha aydınlık. En üstteki kitabı elime alıyorum, toz içinde. Üflüyorum, boğazım yanıyor. "Bir yudum su bulsam."

"Meursault burada!" Bir diğer kitap ile Martin geliyor odama. Sonra Feride'yi buluyorum kutuda. Hırçın, kızıyor bana. Sıkıştırmışım onu. Önce özür diliyor, mum ile birlikte odada onu koyacak uygun bir köşe arıyorum. Odam genişmiş. George Milton'ın sesi geliyor derinden. Onu da gidip çıkarıyorum. Önce üzerindeki tozu temizliyorum. "Ben bunu nasıl yaparım?" Sayfalar arasından sızan ışık beni her yeni yaprağı çevirmeye itiyor. Artık daha iyi nefes alabildiğimi fark ediyorum. Uzun sürmüyor kendime kızgınlığım katlanıyor. Macide ve Ömer bana sesleniyor. "İnanamıyorum, onlar da mı burada!" dememe kalmıyor, kutu sarsılıyor. Memed! Her dostum için odada bir yer buluyorum. Tek tek temizliyorum onları. Daha kimler kimler geliyor dolabın içine itilmiş kutudan. "Ah! Canım dostum, küçük Matilda'm! Sen de gel!" Tezer de geliyor ve kutuyu çıkardığım yere geri koyuyorum. Odam kalabalık. Gözlerimi tam açabiliyorum. Duman dağılmış mı? "Hayır, bana öyle geliyor." Her dostuma olan borcumu ödüyor, tek tek sohbet ediyorum onlarla. Her sayfada bana yepyeni bir özelliklerinden bahsediyor, başlarından geçenleri anlatıyorlar. Memed ile öyle heyecanlanıyoruz ki bazen, ayağa kalkıp yürümeye başlıyorum. Martin'in yazılarını okumak istiyorum, izin vermiyor. Matilda gelip benim yanımda otursun istiyorum. "Ah bir kapım olsa!" Dumanın gerçekten azaldığını fark ediyorum. Macide inandırıyor beni.

"Sol duvarda bir raf var!" Matilda işaret ediyor, solumdaki duvarda bir raf varmış. Üzerinde daha önce tanışmadığım arkadaşlarım. "Ben bunları nasıl unuturum?" Günlerdir bu odada ağlarken beni izleyen Suna sarılıyor bana. Birkaç saat olmuştur sohbete başlayalı. Sonra Tanpınar'ı dinliyorum. Molière ile kahkahalara da boğuluyorum. Duman ile değil. "Duman nerede?" diye soruyorum kendi kendime. Raskolnikov sesleniyor, gittiğini söylüyor bana. İnanamıyorum. Nereden çıkabilir? Çıkış yok ki buradan! Hem, az sonra bitecek mumlarım, kibritim de kalmadı." Lord Henry basıyor kahkahasını: "Pencereni açtık ya!" Onunla konuşuyorum. Gerçekten açıkmış pencerem. onları kutudan çıkardığımdan bu yana. "Bulamamıştım," diyor, dizlerimin üzerine çöküyorum. Kollarım cansız, iki yanımda. Öylece yere bakıyorum. Parkelerim de varmış benim. "Hani betondu her yer?" Kendi kendimi bana buldururken dostlarım, kırık bir ayna parçasından annesinin inandıramadığı güzelliğine bakarken yakalıyorum Refet'i. Beni fark ediyor. Yanıma yaklaşıp kırık parçalardan birini bana veriyor. "Ben mi kırmışım aynamı?" Refet aynaya bakmamı istiyor, beni benimle yeniden tanıştırıyor. "Son soluğuma kadar kaç kez tanıyacağım kendimi?" diye sorduğumda, Feride ve Refet el ele gülmeye başlıyor. Sonra bana bakıp o güzel ciddi hallerine bürünüveriyorlar. Kalkıp pencereme koşuyorum. Akşam oldu, diyor rafın üzerinden Haşim. Aya bakıyorum.


Yüz buldum ya soruyorum Feride'ye: "Kapım var mı benim?" Çok isteme, güzel iste dercesine konuşuyor Feride benimle. İçim daralıyor yine. Tam sıkıştıracak oluyorum onu satırların arasına, kapatacak oluyorum kitabın kapağını; "Onu da bulacağız!" diye fısıldadığını duyuyorum. Ben gülümserken örtüyorum Feride'nin üstünü. Oblomov ile tanışmak için kaldırıyorum yerinden. O da ne! Neden bağırıyorsun bana? Uyuyalım, diyor bana. Mumu elime alıp başımı kaldırmamı söylüyorlar hep bir ağızdan. Ne dedilerse yapıyorum. Görebildiğim en uç noktaya kadar bir sürü insan, bir sürü hayat var. Beni kurtaracaklar. Kapımı da bulacaklar. Birlikte bulacağız. Oblomov'un da üstünü örtüyorum. Herkes gülüyor.

İçimi kaplayan huzur, beni kurtaranlar onlar. Penceremi açıp ciğerlerimi eriten dumanı yok edenler onlar. Onlar... Her yaştan her kıtadan her yüzyıldan gelip beni kurtaranlar onlar. Beni dinleyen dert ortaklarım.

Günlerce yanmış gözlerle nefessiz yatarken yerde

Bir koşu gelip elimden tutan, bana birkaç sayfada hayatı sunan

Nefes aldıran

Karanlıklar içinden karşılık beklemeden beni sıyıran

Dostlarım...

Feride kapımı da bulacağımızı söyledi. Artık daha ferahım, gözlerim açık. Zihnime düşen her tohumu yeşertecek güce kavuştum. Ellerimi, gölgemi izliyorum dakikalarca. Kendimi arıyorum. Ne güzel! Buluyorum galiba. Penceremi bile buldum! Bir düşünün! Şimdi ciğerlerime mis gibi havayı doldurarak uyumalıyım. Sabah olacak. Güneşin doğuşunda uyanacağım. İzleyebileceğim. Pencerem varmış benim. Perdem bile... Odam genişmiş. Mumlarım bitmemiş. Bu oda aslında çok kalabalıkmış. Bir sürü dostum varmış benim. Beni kurtaranlar. Kitaplarım... Sabah olacak. Kapımı bulacağız. Gözlerim yanmıyor. Duman git... Gitmiş.


"Beni kurtaranlar..." yazmışım dün okuduğum kitaba. Uyku sersemi. Gerisi okunmuyor. Kim, neyi kurtardı?

* Montaigne. (2011). Denemeler. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.


Adı geçen karakterler, kitaplar ve yazarlar:

  • Meursault- Yabancı, Albert Camus.

  • Feride- Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin.

  • George Milton- Fareler ve İnsanlar, John Steinback.

  • Macide, Ömer- İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali.

  • Memed- İnce Memed, Yaşar Kemal.

  • Matilda- Matilda, Ronald Dahl.

  • Tezer Özlü

  • Martin- Martin Eden, Jack London.

  • Suna- "Ankara, Mon Amour!", Şükran Yiğit.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar

  • Molière

  • Rodion Romanoviç Raskolnikov- Suç ve Ceza, Dostoyevski.

  • Lord Henry- Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde.

  • Refet- Refet, Fatma Aliye.

  • Ahmet Haşim

  • Oblomov- Oblomov, İvan Gonçarov.

Şanslıymışım, beni kurtaranlar var.

45 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Serendipçe

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.