BİZ VE İÇİMİZDEKİ DİĞERLERİ

En son güncellendiği tarih: 29 Tem 2019




İnsanlar içlerinde kendi özlerinin dışında iki kişiyi daha taşırlar. Özleri; yani oldukları, olmak istedikleri ve olduklarını sandıkları. Buradan da görülüyor ki insanlar ilk ve en büyük çatışmayı kendileriyle yaşarlar ve yine böyle bir savaşı kendi içlerinde verirler. Belki de insan dediğimiz kendi hayatının en büyük çelişkisidir. Dünyadaki her olaya ve yaratılana anlam yüklemeye başladığı andan itibaren kendi benliğinin duvarlarını da yavaş yavaş örmeye başlar. Bu durumu daha iyi anlamamız açısından somutlaştıracak olursak diyebiliriz ki, insan; ruhundaki farklılıkların yaratıcısı, içindeki birbirinden farklı üç kişinin ise anasıdır. Bu diğer analıklardan biraz farklı bir durumdur. Diğer anneler her koşulda bütün çocuklarını eşit şekilde beslemeye, sevmeye, ilgi göstermeye kısacası büyütmeye çalışırken; bizim kendimize yaptığımız annelikte durum biraz daha farklıdır. İçimizdeki bu üç çocuğu her zaman aynı ilgiyle büyütemediğimizdendir birinin diğerlerine baskın gelmesi, bundandır bulunduğumuz sınırlar içerisinde genel geçer bazı kalıp tanımlamalarla tarif edilebilmemiz..


HERKESİN İÇİNDEKİ KAZANAN FARKLIDIR..



Çağımızın en büyük sorunu ve en yorucu paranoyasıdır insanların olduğu gibi davranmaması sorunu. Peki bu gerçekten dediğimiz gibi bir sorun unsuru mudur? Bu hayatı nasıl yaşadığın ile alakalı olarak tartışmaya açık bir konudur bence. Bunun üzerine çok şey söylenebilir. İnsan ruhu algoritması her geçen gün değişen, her değişimin bir o kadar karmaşıklaştırdığı bir mekanizmadır da diyebiliriz mesela.


Olduğumuz kişinin derinlerine inmiyoruz; ince zevklerini, renkli heyecanlarını, kırılmaya her an hazır taraflarını çözmüyoruz. Olmaya çalıştığımız kişinin üzerine her gün ayrı bir kilit noktası saklamaya çalışıyoruz. Onu besliyoruz ve en çok olmak istediğimiz kişiyi sevmeye çalışıyoruz. Bakın seviyoruz demiyorum, sevmek için kendimizi alabildiğine zorluyoruz, yoruluyoruz çok yoruluyoruz bu koşuşturmada. Ama bunca çabanın sonunda içimizdeki üç çocuktan sadece biri bizimle yolumuza eşlik ediyor. Herkesin içindeki kazanan farklıdır. Bundandır beş parmağın bile beşinin bir olmaması. Ve tabii olarak bundandır kişilere ve topluluklara göre sevgi ölçütlerimizin değişkenliği. Bazen sıkılıp bu çocuk da değişsin istiyoruz. İşte tam bu noktada olduğumuz, olmak istediğimiz ve sunduğumuz bu üçlü arasında bocalamaya başlıyor ve meydana hepsinin ortalamasında bir biz çıkıyor. Kendinle çelişmek dediğimiz şey de belki bu üçlünün kesiştiği yerin ve zamanın ta kendisidir. Peki ya sizce?


BİZ İÇİMİZDEKİ BİZİN ÇOK DAHA FAZLASIYIZ !



Zamanla bizimle yola devam edecek çocuğumuzu seçtik; kendi içimizdeki karmaşıklığı az da olsa çözdük, belki de çözemedik. Ama yolumuza devam ederken hırslarımızla, tutkularımızla, öfkelerimizle, vazgeçtiklerimizle belki de uğruna bir şeylerden vazgeçtiğimiz şeylerle; hayatın sadece biz ve içimizdekilerle devam etmeyeceğini öğrenmenin zamanı geldi. Az düşündük, çok yol aldık. Şimdi kendimizi tamamlamamız gerek. Bizi bir bütün olarak yarınlara ulaştıracak gücü ve potansiyeli harekete geçirme sorumluluğumuz bizi hep bir köşede bekliyor. Peki ya ne yapmak istiyoruz? Asıl soru bu. Biz ne yapmak istediğimizi bildiğimiz ölçüde gerçek başarıya ulaşabiliriz kanaatimce. Fark ettiyseniz mutluluğa ulaştıracağından hiç bahsetmedim. Çünkü her başarı beraberinde her zaman mutluluğu taşımaz yanı başımıza. Eee, neyin mutluluk getirip neyin getirmeyeceğini de tecrübe dediğimiz o soğuk sularda öğrenmiyor muyuz zaten? O zaman korkmadan, yılmadan, risklerden kaçmadan, bazen çok koşarak bazen az durarak tecrübeyi aramak için herhangi bir zamanı beklemeye gerek yok. Şu adına hayat dediğimiz, yaşadığımız şey, telafi edemeyeceğimiz kadar uzaklaşmadan önce bizden; tutup her zerresinden kocaman sarılalım, onu içimizdeki çocukla beraber büyütelim...





©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.