BOLERO


Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitapta yukarıda gördüğümüz notaların sahibi olan Fransız besteci Maurice Ravel'den bahsediliyordu. Kitabın gerçekten bir bölümü buna ayrılmıştı. Gördüğünüz notalar ise onun Bolero adlı bestesine ait. Bolero'da diğer klasik besteler dışında ayırt edici bir özellikler trampet fonda aynı şeyi çalmasıdır. Melodi hep aynıdır. Bir diğer tabir ile monotondur. Bolero'da kullanılan bu tek melodi defalarca tekrarlanır. Şu anda bu eserin çok sıkıcı olduğunu düşünmeye başlamamız için geçerli sebeplerimiz zevklerimiz olur. Çoğu kişi de aynen böyle düşünüyor bu konuda aslında. Ama yeterli bir çoğunluk değil çünkü Ravel'in Bolero'su dendiğinde gözleri parlayan ve ruhunu dinlendirmek, adeta hipnotize olmak için dinleyen o kadar büyük bir kitle var ki dünyada. Bolero'yu dinlerken sabredenler o güzel enstrümanlarla her melodi tekrarında tanışıyor. Eserin ilk melodisi nefesli saz ile çalınır. Melodiler aynı ve devamlı tekrarlanıyor demiştik ya işte tekrar edilen her melodide başka bir enstrüman dahil oluyor besteye. İkinci tekrarda ikinci enstrüman, üçüncü tekrarda üçüncü... Bolero'yu sıkılmadan sabırla bekleyenler her tekrarda yeni bir enstrümanla tanışıyor. Bolero'nun sonunda ise tüm orkestra besteye dahil oluyor ve eşsiz bir şekilde sonlanıyor.

Bolero'nun ortaya çıkışı, aktrist ve dans sanatçısı olan Ida Rubinstein'ın sahne performansına eşlik edecek bir melodiyi Ravel'den istemesi ile gerçekleşir. Bask kökenleri ile İspanyol renkleri ve ritmine yakınlık hisseden Ravel, en iyi orkestrasyonu bulabilmek için melodisini her enstrüman ile tek tek denemiştir. Farklı enstrümanlar ile tek tek aynı ritmi deneyen Ravel, ismini ağır, ritimli İspanyol dansından alan Bolero'yu ortaya çıkarır.


Bolero, yukarıda vermiş olduğum bilgiler ışığında çoğu kişi için sadece bir dans müziği olarak anlam ifade ediyor. Okuduğum kitapta ise yazar, Bolero'ya çok farklı anlamlar yüklemiş ve yorumlamıştı. Ben de bu notaları hem herkesle paylaşmak hem de kendi yorumumu katmak için tekrar değerlendirmeye karar verdim.

Bolero'yu dinlediğimde ve anlamını düşündüğümde benim için de yaşamı, yapmak istediklerimi, belki sizin de yapmak istediklerinizi düşündürdü. Hepimiz yaşadığımız üzücü süreçten önce de, bu süreç içerisinde de, çok yüksek bir ihtimal ile bu süreci başarıyla atlattıktan sonra da bir rutine bağlıydık, bağlıyız ve bağlı olacağız. Sokaklar insanlar ile yeniden dolmaya başladığında, herkes sabah erkenden kalkacak, işe/okula gitmek için evinden çıkacak, metrolar/otobüsler hiç durmadan çalışmaya başlayacak, her yerde uzun kuyruklar oluşacak, akşam herkes eve dönecek, günün yorgunluğuyla birlikte yemekler yenecek, televizyon ya da bilgisayar karşında uyuklamalar başlayacak. Araya arkadaşlarımızla yediğimiz yemekleri, gittiğimiz konserleri de eklediğimizde bir nebze renk bulacak hayatımız. Her hafta pazartesi olacak, her gece sabah... Belki her yıl toplumsal rollerimize bir yenisi daha eklenecek, heybemiz rollerimiz ile dolacak. Her gün onları en iyi şekilde gerçekleştirebilmek için daha çok çalışacağız. Belirli aralıklarla hayatımız revize olacak ama tempomuz hep bizimle kalacak. Azalmayacak. Her şeyi rutine oturtacağız. Her yeni yıl hayata karşı iyi dileklerde bulunacağız, ondan bir yaş daha alacağız. O bizden bizi almasın diye çabalayacağız. Yüzümüze çeşit çeşit kremler, saçlarımıza boyalar süreceğiz belki. Kabullenemeyeceğiz değişimleri. Her şey ihtimaller dahilinde değil mi dünyada? Kabul etmemek de hakkımız değil mi? Direkt kendi isteğimizle mi geldik bu dünyaya? Bu da bizim tercihimiz değildi, yılların nasıl bir hızla geçtiği de değil. Ama bu başından sorumlu olmadığımız hayatımızın sonundan biz sorumluyuz.


Yunan bilge "Doğduğun gün sen ağlıyordun, herkes gülüyordu; öyle bir hayat yaşa ki öldüğünde herkes ağlıyorken sen gülüyor ol. ", demiş. Yılların nasıl bir hızla geçeceğine karar veremiyoruz. Evet bizim sorumluluğumuzda değil bu. Ama o yılların içini doldurmak bizim sorumluluğumuzda. Kendimizle tanışabilmiş, dünyayı keşfedip gezebilmiş, her gün öğrenebilmiş, kitaplar/dergiler okuyabilmiş, bazen günlerce çıkmazda hissedip sadece içimizi dinleyebilmiş ama küllerinden doğmuş, belki yüzlerce film izleyebilmiş, saatleri kahkahalarımızla doldurabilmiş, şarkılar söyleyip dans edebilmiş, aynı zamanda da okutabilmiş, izletebilmiş, güldürebilmiş, sevmiş, çok sevmiş, yazabilmiş ve bir hayvanı okşayabilmiş olabiliriz. Ya da hiçbiri. Önemli olan "Yıllar çok hızlı geçti," diyeceğimiz zaman geldiğinde geride kalan yıllara gülümseyerek bakabilmemizdir. Bolero'da olduğu gibi hazırladığımız son, tüm sıkıldığımız saatleri, belki ağladığımız günleri, kırgınlıklarımızı ve öfkelerimizi bize güzel bir tebessüm ile hatırlatabilir.

Günlerce evde kalmak zorunda olduğumuz günlerin bize verdiği sıkıntılar, belki hayal kırıklıkları dışında kazandırdığı şeyleri de görebilmek elimizde. Bu sürecin "Biz" olma yolunda neler öğrettiğini, dünyayla olan dostluğumuzu nasıl pekiştirdiğini, kendimizle baş başa kalmamızı sağlayıp belki de kendimizle tanışmamızı sağladığını görmek bizim sorumluluğumuzda. Hayvanlara, çocuklara, insanlara, canlı veya cansız olan her şeye karşı olan bakış açımızı değiştirebilecek olan bu süreç sadece tek bir örnek. Şimdiye kadar yaşadıklarımızı tekrar yaşar mıyız, farklı neler olur, bilemiyoruz. Hayattan yaşlar almaya devam ettikçe göreceğiz. Ama hepsi Bolero'daki enstrümanlar gibi rutinlerimiz devam ettikçe hayat orkestramıza katılıyor ve mutlaka bir şeyler öğretiyor. Ve eminim Ravel'in Bolero'su gibi muhteşem bir son hazırlıyor bize. Yılları güzellikler, iyilikler, "iyi ki"ler, sevgiler ve çıkarılan dersler ile doldurmuş olmanın dayanılmaz hafifliği ile dünyanın bize omuz verdiği, toprağında açan çiçek ile teşekkür ettiği, ağaçlarda meyveleri ile minnet duyduğu, güneşin insanlık önünde saygıyla battığı, yıldızların her parıltısının gökyüzünden sevgi gönderdiği, görkemli bir son... Bolero gibi bir son dilerim.



Hepinizin bu eseri dinlemesi, düşünmesi, yorumlaması ve Bolero'nun sonuna ulaşması dileği ile.

Buraya dinlemeniz için Bolero'nun bir yorumunu bırakıyorum;

Maurice Ravel, Bolero/ Gustavo Dudamel,2010.

Ravel'in Bolero'su ve düşüncelerim ile çarpıştığım kitap:

-Dökmen, Ü.(2020). Küçük Şeyler 2. İstanbul:Remzi Kitabevi.



68 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.