BOŞLUKTA RÖVAŞATA



Önce ayna vardı sonra insan. Delilik, güzellik ve hayvan…”

Seni tanımasaydım ne yapardım bilmiyorum. Hayır! Seni tanımıyorum. Hatırlıyorum; yüzünü, bakışlarını ve saç rengini. Başka bir bilgi yok elimde. Lakin bu, derinlerimde yatan ve güdülerimden beslenen açıklanamaz iradeyi uyandırmak için yeterli değil mi? Aksi takdirde intihar etmem gerekiyordu. Ama hala buradayım, değil mi?

İzin ver sana; seni doğrudan ilgilendirmeyen bir benden bahsederek dolaylı yoldan senden bahsedeyim.

Önce, bütün bilgeler boşluktan bahsediyorlardı. Zihnin rüya gördüğünden ve boşluğu kendine göre yorumlarla doldurarak hoşluk ya da nahoşluk yarattığından, bunun da insanın hakikati olduğundan dem vuruyorlardı. Yanılıyor olamazlardı ama haklı da değildiler.

Çevremizdeki şeylerin bilinmesinin imkansız olduğu zaman, tek çare kendimizi bilmektir.” diyordu Takuan Soho. Bunu demekle kalmıyor, ölmeden önce yaptığı son hareketle hafızalara kazınacak bir tutum da sergiliyordu.

Sonra bilim geldi, bilgeleri kenara aldı. Gerçek, uzun yıllar yer çekimine maruz kaldı. Hakikat; kütle, hız, zaman, ısı, sıcaklık, titreşim, mol olarak formülize edilip yeniden yorumlanmaya bırakıldı. Sonuçlar şaşırtıcıydı!

Boşluklar vardı ve yoktu! Gözlemlendiğinde başka, gözlemlenmediğinde başka davranan parçacıklar, aynı anda iki yerde bulunabilen elektronlar, olasılık dalgaları…

Cisimlere bakış açınızı değiştirirseniz, baktığınız şey de değişir,” diyordu Max Planck. Taraflı bir göz; Sun Tzu’ya atıf yaparak bilgelerin bilimcilerden üstün olduğunu görmek için kullanacaktır bunu. Ama akıllı bir adam terazisini boş tutar. Planck’ın bilim dünyasındaki yeri ve başarısını, Sun Tzu’nun doğu felsefesindeki ağırlığıyla bir tutmaz. Ama ikisini de kendinde bir tutar, değil mi?

Bilgeler şüphesiz ki haksızdılar ama yanılıyor da olamazlardı!

Leonard Mlodinow şöyle diyordu:

Kör nokta, sekmeler, zayıf çevresel görüş; bütün bu meseleler sizin için çok büyük sorun yaratıyor olmalıydı. Örneğin birine baktığınızda görmeniz gereken gerçek retinal görüntü yüzünün ortasında kara bir delik bulunan bulanık, titreşen bir imge olmalıydı. Oysa böyle bir görüntü algılamazsınız; çünkü beyniniz verileri her iki gözünüzden gelen girdileri birleştirerek, gözünüzün hareketlerinin etkilerini gidererek ve komşu alanların görsel niteliklerinin benzer olacağı varsayımıyla boşlukları doldurarak, otomatik olarak işler.”

Mlodinow çok konuşuyor. Bu çağda kelimelerin artık kimsenin umurunda olmadığını biliyor ama elinden de bir şey gelmiyor. En iyisi görsel olarak anlatmak…


Fotoğraf Makinesi ile çekilmiş görüntü. Görüntünün retina tarafından görülen hali.

Demem o ki:

Seni tanımıyorum ve ne yapacağımı bilmiyorum! Hayır! Seni tanıyorum, hatırlayarak; yüzünü, bakışlarını, saç rengini. Boşluklarına tutarlı hikayeler tanımlıyor zihnim.

Sokrates’e soruyorum: Bildiğimiz tek şey hiçbir şey bilmediğimiz ise o zaman neyi bilebiliriz ki?

Gülümsüyor, “Bilemeyiz. Sadece beraber hatırlayabiliriz.”


KAYNAK:

-Leonard Mlodinow, Subliminal: Bilindışınız Davranışlarınızı Nasıl Yönetir?

-Fotoğraflar telifsiz içerik sunan bir siteden Nastya Gepp isimli kullanıcıya aittir.

-Görüntünün retinal oynaması benim tarafımdan, kitaptaki bozulmayla tutarlı fakat rastgele yapılmıştır. Orijinal görüntü kitapta bulunabilir.

-Yazının başında bulunan alıntı bana aittir.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.