BUGÜN, YARIN, HER ZAMAN UMUT!


Umut, bazen kulağımı dolduran rüzgarın sesinde bazen de bembeyaz bulutların üstünde. Renklerde... Baktığım her yerde bazen, görmeme gerek bile kalmadan baktığım her yerde. Uçan kuşların kanadında, papatyaların renginde, sıcacık güneşte, görmek istediğim her kirpik tanesinde. Yaşamak başlı başına bir umut yumağı değil mi zaten? En çok kaçmak istediğimiz anlarda bile nefes almaz mıyız sonunda? Her saniyemiz bir direniş değil midir hayata? Ruhumuzu dinlendirmek istediğimizde açtığımız o müzik, kurduğumuz o hayal, elimize aldığımız kalem, yazdığımız her sayfa bizim ya silahımız ve limanımız değil midir? Benim de baktığım her fotoğraf, attığım her adım, kalemimin rengi, sevgim, gördüğüm her çiçek... Sığınağım. Çevremde iyi ya da kötü her şey benim.



Öyle bir döngünün içindeyiz ki "biz" aslında nereye çarpacağımızı arıyoruz dünyada. Bazen aldığımız nefes sığmıyor ceplerimize. Kanatlarımız taşıyamıyor yüklerimizi. Altında kalıyoruz yüklerimizin. Önceden sıcacık güldüğümüz her şeye buz gibi olmuşuz. "Zaman" kavramıyla bunu bağdaştırıp normalleştiriyoruz sadece. "Tatmin olma" kavramı öyle bir girdi ki dünyamıza, merkezimize aldık onu ve etrafında dönmeye başladık son zamanlarda. Biraz durup akrep ve yelkovanı seyretmek bana bunları anlatmaya yetiyor, zaman geçiyor. Hem de öyle hızlı geçiyor ki...


Zaman da umudumuz gibi tıpkı. Bir serçenin kanadında. Serçe, hayatımızdaki tüm güzellikler, iyilikler veya kötülükler. Şu hayatta başımıza gelebilecek en güzel şeyler belki. Maskelerimizi indirip ondaki tüm güzellikleri örüp umutla zamanı yakalamamızı istiyor bizden. Bir kez olsun uslu olmamızı. Sevdiklerimizden kaçtığımız, doğru zamanı bekleme bahanesine sığındığımız her saniye, umutsuzca yakındığımız her dakika, bize sevgiyle bakan gözlere karşı yüzümüzü ellerimizle kapattığımız belki de görünmez olduğumuz her gün; beni benden, seni senden, bizi bizden alıyor. Hayattan koparıyor.


Hayatı zorlaştırmadan sevmek, gülmek, umut etmek bizim. Sokaklardaki her çocuk gülüşü, yüzüne dökülen her saç tanesi, sana bakınca titreyen her ruh, şu an kulağını dolduran her ses senin. Sen umutsun. İyi ol!




Ben mi nasılım?


Oturduğum her koltuk dar, duyduğum her ses anlamsız, dilimden dökülen her kelime gereksiz şu sıralar. Aldığım nefesi ben de ceplerine sığdıramaz, sorgular olmuşum. Hangi kelime benim, bedenimin bilmiyorum. Ruhuma kulak vermeye çalışıyorum. Ama sanki onu bir yerlerde unutmuş, aramış ama bulamamış gibiyim. Sesini çok az duyuyorum, çok uzaklardan. Bedenim de olduğu yerde değil sanki. Kalbim doğru yerde çarpıyor ama bedenim orada olamıyor gibi. Çok sarılmak istiyor gibi. İşte bu sıralarda, ruhumun ikiye bölündüğünü hissettiğim, her şeyi unuttuğum, zamanın peşinden koştuğum anlarda beni çelen tek bir şey var. UMUT!

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.