Kadın Şair - Didem Madak

Şair deyince aklımıza Nazım gelir Orhan Veli gelir Turgut gelir ama Nilgün gelmez. Leyla, Gülten gelmez. Nedendir bilmem toplumda kadını şair gören azdır. Hatta benim gördüğüm hiç yoktur çevremde.


Şiir duyguların söze geçilmiş halidir benim için. En duygulu insanları da kadınlar yaparız toplumda. Ama niyeyse şiirle bir türlü bağdaştıramayız. Erkekleri duygusuz yaparız, kadınları duygusallıktan öldürürüz ama şair diyemeyiz bir türlü.


Adını bile duymadığımız onlarca hatta yüzlerce kadın şair tarihin o tozlu yollarında silinip giderken sesimizi de çıkartmayız. Unutulmaya mahkum etmişiz gibi. Onların cezasıymış gibi ses vermeden, hakkında konuşmadan, iki kelam yazmadan bir dil dökmeden yok sayarcasına gözden çıkarırız onları.


Bugün o unutulan veyahut unutulmaya hazırlanan, aklımıza şair denilince gelmeyen bir kadından bahsedeceğim. Didem Madak.

Benim tanışma hikayem 5 yıl önceye dayanıyor. Çok tesadüfi bir şekilde tanıştım şiirleriyle. Öncesinde adını bile duymamıştım. Çok büyük kayıptı benim için.


Bir süre sonra bütün şiirlerini okudum. Bazen öyle içten okudum ki yazılan her şiirdeki acıyı kalbimde hissettim. Şiir bence böyle okunmalı.


Gelelim hayat hikayesine. 8 Nisan 1970'de İzmir'de dünyaya gelir. Annesi Füsun, Didem'in doğumundan 6 yıl sonra kardeşi Işıl'ı da dünyaya getirir. Işıl'ın şiirlerinde de bir yeri vardır elbette.


12 Eylül döneminde babası okul müdürüyle tartıştığı için Uşak'a sürülür. Fakat annesinin tayini çıkmadığı için Burdur'da kalır kızlarıyla birlikte, korkunç günler geçirirler.


Madak henüz 13'ken annesini beyin kanseri nedeniyle kaybeder. Aslında onu şiire iten neden de odur.


Ölen her kadın için şiir yazdım.

Onları Muc’a evin karşılığında verdim,

Çok ucuza.

Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne!”

Annesinin ölümünden kısa süre sonra da babası 2. baharını yaşar. Bu da Madak ile babası arasına duvar örülmesine neden olur. Bunun sonucunda da şiirler yazmıştır babasına elbette.


“Babam…

Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan.

Kader neydi sanki o zaman,

Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka…”

“Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”


Bir gün Işıl’la oturup annesinden onlara bir şey kalmamasından yakınırken, teyzeleri onlara hayatlarını değiştirecek birkaç hediye verir. Bu hediyeler el yazması bir şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonudur. Bu andan sonra Didem Madak şair olur işte…


Üniversitede hukuk fakültesine başladıktan kısa bir süre sonra gizlice evlenir ve evden kaçar. Okulu bırakır. Üvey annesi ve babasının yanında kalmak istemediği için.


Evden kaçışı sonrasında çok zor dönemler geçiren Didem Madak, birçok farklı işte çalışır geçimini sağlamak için. Genç yaşta yaptığı evliliği pişmanlıkla sonuçlanır ve boşanır. Boşandıktan sonra maddi sorunlarla boğuşur ve bir bodrum katında yaşamaya başlar. Bu eve taşındıktan sonraki halini Birden yazmaya başladım. diye ifade eder.

Bodrum katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde. Bir söyleşide Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.diye bahseder bodrum katından.


Didem Madak, üç yıl boyunca kaçar sevdiklerinden. Yakın arkadaşı Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor: “Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. ‘Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. ‘Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım.”

Müjde Bilir için yazdığı şiirde şöyledir;


"İki kendim varmış maviş anne

Biri benmişim biri mutsuz

Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.

Ben ölürsem mutsuza iyi bak! "


3 yıl boyunca kaçar sevdiklerinden. Ara sıra kardeşini görür. Gidişlerinden birinde Işıl’ı çok şaşırtır. Örtünmüş olarak çıkar karşısına.

Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” der.


Didem Madak, bu dönemde tasavvufla ilgilenir. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.der.

Kardeşi Işıl ‘İnkılap Kitapevi 2000 Şiir Ödülü’ yarışmasından bahseder.

Didem Madak bununla ilgilenmeyince kendisi bütün şiirlerini toplayarak yarışmaya gönderir. Üstünden bir süre geçtikten sonra Grapon Kağıtları” dosyasının yarışmayı kazandığı haberi gelir.


Ödül töreni için İstanbul’a giden Madak, yarışma öncesinde örtüsünü çıkarır. Bu bir nevi onun tabiriyle “kadın kimliğine geri dönüş” sayılabilir.


Didem Madak, ödülünü aldıktan sonra İstanbul’da yaşamaya başlar. Bir süre sonra eşi Timur ile evlenir ve 3 yıl sonra kızı Füsun’u dünyaya getirir.


Kızının doğumundan sonra şiir yazamayan Madak tıpkı annesi gibi kansere yakalanır. 24 Temmuz 2011'de yani 41 yaşında kolon kanseri nedeniyle yaşamını yitirir. Didem Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir:


Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum…

Annesizlikten.

Sen sakın şair olma!”


"Anlatarak bitiriyorum hayatımı

Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat.

Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma,

İsmini her şey koydum.

Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan,

Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım,

Yıldızlı bir gecenin


Aslında her satırı her dizesi yaşanmışlık kokan bu şairin neden hep arka planda tutulduğunu bir türlü anlayamadım doğrusu. Her bir acıyı, yokluğu, annesizliği hissettim şiirlerinde.


Bu hayat bu yüreği küçük kızı şair yaptı. Bu korkunç hayat şair yaptı Didem'i. Hayır şairlik kötü bir şey değil elbette. Yaşanmışlıklar dolu bir şair olmak kötü olan. Ve şimdi anlıyorum aslında. Kadın şair olmasını istemiyoruz belkide. Acılar içinde büyüyen bir kadının satırlarında gezmek acı verici olsa gerek.


Öyle ya şair olmak zor bu hayatta. Ben hiç mutluyken şiir yazanı da görmedim doğrusu. Hüznü kadına yakıştıramadığımızdan mıdır bilmem kadını şair göremiyoruz.


Ama kadını şair yapan toplum da biziz.

54 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Serendipçe

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.