DÜNYANIN İÇİNDE BAŞKA BİR DÜNYA!



Sihri, gizinden gelen bir el tarafından atıldık bu dünyaya. Bir vardık, çoğaldık biri bin ettik, on ettik, çoktan çok ettik. Çok genişledik. "Önceleri her şey bir toz bulutuydu" diye başladığımız hikayemizi birimiz beğendi birimiz beğenmedi. İki karakter seçtik sonra. Kadın olana Havva, erkek olana Adem dedikten sonra yeni bir hikaye daha oluşturmuş, şükür (!) fikrimizin ilk çelişkisini de bulmuştuk. Belki de düşünme bahanesini. Aklımız kavramaya başladıkça bazı şeyleri, irdeledik her şeyleri. Suya dokunduk ıslak dedik, havaya nemli, taşa sert, buza soğuk dedik. Bu kavramları zamanla, içli dışlı oldukça yerleştirdik zihnimize. Her şey artık yavaş yavaş anlamını da kullanım alanını da buluyordu.

Düşüncelerimiz hangi fikre ev sahipliği yapsa ütopyamızdaki her kavram reelde koyulacak yerini artık kendi seçebiliyordu. Bu şekilde bir giriş ile yazımın konusunu sezdirebildim mi bilmiyorum ama çok fazla uzatmadan asıl konumu anlatmak istiyorum.


Yukarıda da belirttiğim gibi; her durumu, kendisini çağrıştıran bir kavramla bağdaştırdık. Renkleri de öyle. Her tonu birbirinden farklı olan bir dünyayı daha keşfetmiştik. Renklerin dünyasını. Dünyanın içinde başka bir dünya. Her tonu birbirinden farklı dememe bakmayın siz. Aslında her renk biraz diğer rengin varlığından doğar. Yani yoktur öyle birbirinden bağımsız olma durumu. Her neyse. Renklerin tadını alamadık, kokusunu duyamadık, işitemedik sesini, hissedemedik tenimizde onlara ait bir reaksiyon belki ama gördük. Retinamızın ötesinde bir cümbüşü yaratan renkleri hep, her yerde gördük. Hissedemedik mi dedim az önce? Yok yok hissettik. Mavinin sıcaklığını, beyazın saflığını, siyahın ciddiyetini, kırmızının tutkusunu, yeşilin doğallığını ve morun asaletini. Bu gördüğümüz dünya siyah ve beyazın dünyasının çok daha fazlasıydı. Dokunmaya başladıkça renklere onlar hakkında daha fazla şey öğrenmek istedik. Çünkü gökkuşağını bu kadar mucizevi güzellikte kılan özelliği merak ettik. Bu meraka çalışmalarıyla yön veren başka meraklı insanlar daha vardı. Mesela Isaac Newton. Onun bu konudaki merakı ve ilgisi bizden bir adım daha önde olmuş olacak ki bize bu dünyanın kapılarını bir nebzede olsa aralamıştır. Ne mi yapmıştır?


BEYAZIN İÇİNDEKİ GİZLİ DÜNYAYI BULAN ADAM: "ISAAC NEWTON"



Newton, bir gün otururken odasında camdan içeriye vuran güneş ışığının her nesnenin üzerinde farklı bir renk meydana getirdiğini fark eder ve bu durum onda; nesnelere aynı ışığın vurmasına rağmen nesnelerin ışığı neden farklı yansıttığı konusunda bir merak uyandırır. Aynı ışık farklı renkler? Newton gidip bir hediyelik eşya dükkanından bir prizma edinir ve bu gizemli dünyayı çözmek için çalışmalara koyulur. Prizmayı odanın ortasına yerleştirdikten sonra perdede prizmanın üzerine düşecek açıda bir delik açar. Yani ışığın sadece prizmaya düşeceği şekilde bir delik. Daha sonra gördükleri, onu hayrete düşürür. Prizmaya gelen ışık prizmadan çıkarken bir sürü renge ayrılmıştır çünkü. Kırmızıdan mora kadar genişleyen bir yelpazedir bu. Ama bu durum onda başka soru işaretlerinin daha oluşmasına yol açar. Sadece güneş ışığına mı (yani beyaz renge) ait bu özellik yoksa her dalga boyunda ışık prizmadan geçirildiğinde farklı renklere mi ayrılır diye düşünmeye başlar. Daha sonra prizma üzerine mavi ışık düşürür ve sonuç yine mavi ışıktır. Demek ki bu durum beyaz ışığın bir özelliği diye kabullenir durumu.


Newton'un bu çalışması bilim dünyasında diğer başka sorularında cevabı niteliğinde olmuştur. Mesela gökkuşağının nasıl oluştuğu sorusuna. Bu çalışmalardan sonra bilim ve eğitim kitaplarına bir parantez daha açıldı. Ve şu yargı kitaplarda yer edindi: " Gökkuşağı; güneş ışınlarının, yağmur yağdıktan sonra havadaki su damlalarında ya da tabakasında kırılmaya uğraması sonucu oluşmuştur. Su damlaları bu durumda prizma görevi üstlenmiştir." Bu çalışmanın bilimsel tarafından bahsettik ama bu iş tek boyutlu değildi. Siz şimdi Newton'un herkes tarafından övüldüğünü ve bu çalışmasıyla takdire layık görüldüğünü düşündünüz belki. Haklısınız! Kaç kişi daha onun gibi böylesi güzel bir gerçeklikle bizi buluşturabilirdi ki? Övmeyeceklerdi de ne yapacaklardı?


Şunu söylemeliyim ki; günümüzde de olduğu gibi her zaman bilimsel çalışmalara muhalif bir kesim hep vardı. Buradaki muhalif kesim ise romantiklerdi. Yani bir takım şairler. Bunlardan biri olan John Kids bir şiirinde Newton'a çok kızmıştı. Gökkuşağının bütün sanatsallığını, şiirselliğini bozduğundan dert yanıyordu. Ama tabii bu sırada renklerin bu gizemli halinin bir nebze de olsa çözülmüş olması şairler de dahil olmak üzere bütün insanlığı ilgilendiren bir gerçeklikti. Onlar gökkuşağı ve renkler üzerine methiyeler dize dursunlar biz yine dönelim bilimin dünyasına...


YA BAŞKA BİLMEDİĞİMİZ RENKLER VARSA?


Bilim dünyası her ne kadar renklerin değişmez olduğunu söylese de, renkler; kendi sahip oldukları gerçek görüntüleri ve düş gücümüzün ortalaması şeklinde görünür gözümüze. Bu durumun en güzel örneklerinden biri olan ayakkabı ve elbise deneyini hepiniz biliyorsunuzdur. Hani bakıldığında renkleri kişiden kişiye göre değişen ayakkabı ve elbise. Dünya bu deney üzerine ikiye ayrılmıştı. Herkes kendi gördüğü rengin doğru olduğunu savunuyordu. Herkesin hayal dünyasının birbirinden farklı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda bu boşuna bir çabadır. Tabi farklı renklerin görünmesinin tek kriteri düş gücü de değildir sadece.


Bazı canlılar insanlardan daha az renk seçeneğiyle hayatını sürdürürken bazıları ise insanlardan kat ve kat fazla renk reseptörleriyle bakarlar dünyaya. İşte buradaki durum da tamamen kalıtsal yetilerle ve evrimsel süreçlerle alakalı bir durumdur. Peki madem bazı canlılar bizden daha fazla renk seçeneğine sahipse bu durum da insanlar tarafından yeni bir rengin hayal edilebilmesi mümkün değil mi sizce de? Belki bulutların ya da menekşelerin başka renklerdeki versiyonları da vardır. Göremediğimiz için o renkleri, onları fark edemiyoruz?


Bütün bunları bir kenara bırakalım. Biz düş gücümüzü ve fikrimizi renklendirebildiğimiz sürece daha güzel bir dünya adına nefes alabiliyoruz. Ütopyamızdaki deniz mavi, yosun yeşil, ateş kırmızı olduğu için çekilebilir bir dünya mümkün. Her şeyin siyah ve beyaz olduğunu düşünmek bile baydı ruhunuzu bir yerden sonra öyle değil mi? Az önce bahsettiğim şeyler tabii ki basmakalıp ifadelerdi. Hayal dünyanızdaki denizi sarıya, yosunu mora, ateşi elbette ki maviye boyayabilirsiniz. Orasıdır fikrinizin güzelliğini oluşturan yer. Buna kim karışabilir ki? Hele de farklılıklara ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde!... Renkli ve güzel fikirler herkese.


41 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.