ERTELEMEK HAYATI KAÇIRMAKTIR!


Kapıyı açtı ve akşam konserini vereceği salona büyük bir heyecanla girdi. Koca ve o an için boş olan salona, seyircilerin oturacakları sıralara büyük bir mutlulukla baktı. Sanki dinleyiciler o an salondaymış gibi sahnenin en önüne geçti, gözlerini kapadı, sağ elini göğsüne götürdü, başını usulca eğdi ve selamlama vaziyetine geçti. Karşısında kalabalık bir dinleyici kitlesi varmış gibi. Bütün bunları yapan; o günkü büyük konseri verecek olan ve son zamanların en ünlü bestecisi Wolfgang Amadeus Mozart'tı. Her şey buraya kadar mükemmel görünse de bir eksik vardı. Ekibe bir gerginlik hakimdi. Çünkü dahi sanatçımız o gün dinleyicilerine sunacağı besteyi son anda tamamlayabilmişti. Robot değil ya; ünlü de olsan, çok dahi bir sanatçı da olsan insansın sonuç olarak . "Ertelemek" diğer insanlarda olduğu gibi sende de sinsi bir yılan gibi kendini açık edebilir. Evet, söz konusu dahimiz ilk defalığına mahsus olsa da işini son ana bırakmıştı. Yani 'ertelemişti'. Belki ünlü fizikçi Hawking, başarılı girişimcimiz Musk da böyle bir şeyi yaptılar başarılarına doğru gittikleri yolda. Neden yapmasındılar ki? Sonuçta hepimizin hayatı boyunca umutsuzluğa düştüğü, negatif düşüncelere kapıldığı, kendinden şüphe duyduğu, kendini öz güvensiz hissettiği anlar olmuştur. Herkesin parmakla gösterdiği biri olsa bile. Ama bunların ertelemek ile ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. O zaman şöyle söyleyeyim...

ERTELEMEMİZ HEP DUYGULARIMIZ YÜZÜNDEN(!)


Bir işi yapmayı kafanızda kararlaştırırsınız. Hatta onun üzerine geniş geniş planlar yaparsınız. Tam oturup yapacakken başka şeyler ilgi kadrajınıza giriverir. Mesela benim bunu yazarken yaptığım gibi bir metin yazmanız gerekmektedir. Masanıza kurulup yazacakken birden ne tesadüftür ki başka bir şeyi yapmanız gerektiği gelir aklınıza. Diyelim ki; kupayı masadan kaldırıp mutfağa götürmek, o sırada dağınık duran kitapları düzenlemek ya da o gün başınızdan geçen herhangi bir olay belki de olaylar üzerine derin düşüncelere dalmak... Ruhsal olarak baktığımız zaman ise; kendine güveni olmayan insan yapacağı o işi o anda yapamayacağını düşünür, yapacağı işin sonucunun hayatında bir değişikliğe yol açmayacağını da. Yani onun için artık, o işi o anda yapmak ya da yapmamak arasında bir fark yoktur. Ve ertelemenin bir kaçar yol olduğu kanısına varır. Ta ki o işi yapmanın bir mecburiyet değeri olduğunu fark edene kadar erteler, erteler, hep erteler... Bazen de zihninin orta yerinde negatif bir takım düşünceler kol gezer. Adapte olmak dediğimiz şey tam da bu durumda zor olmaya başlar. Soğuk rüzgarlar gezer ruhunda da fikrinde de. Kendini iyi hissetmediğine ikna eder kişi ve kendisiyle girdiği uzun sorgulamalar sonucunda vicdanını da rahatlattıktan sonra artık ertelememek o işi ötelememek için hiçbir sebep yoktur. Yani özetleyecek olursak; gerçekçi olmayan beklentiler cesaretimizi kırar. Kafamızda yaptığımız işi en mükemmel yapmayı kodlamak erteleme eğilimini tetikler. Ve tabii olarak plansızlık ertelemeyi meşru kılar.


ERTELEMEK HAYATIN MAYASINI KAÇIRIR...


Bu işin bir reçetesi, yolu yordamı yoktur. Bütün mesele başlamak için konsantre olmak da. Hem ayrıca yaptığımız her iş mükemmel olmak zorunda değil. O işi bitirmek bile büyük bir başarıdır bence. Çünkü mükemmelliyetçilik iyiye doğruya balta vurmaktan başka nedir ki? Dikkat dağıtıcı her şeyden bir müddet uzak durmak sanıldığı kadar zor olmasa gerek. Asıl zor olan o işe başlamaktır kanaatimce. Kapatmak kapıyı pencereleri, kulağını koparıp dışarıdan içine atmak, biraz istek fazlaca direnmekle; ertelemek sorununa bir nebze de olsa çözüm olabilir. Ertelediğimiz her şeyi telafi etmenin zamanı gelmedi mi sizce de?..

( Barış Özcan'dan esinlenilmiştir)




77 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.