EZBERİ BOZ!

Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.


Demiş Oscar Wilde. Sahiden hiç düşündün mü ben nasıl var olabilirim, nasıl kabuğumun dışına çıkabilirim diye. Biliyorum düşünmedin. Evet arkadaş sen ilerde mühendis olacaksın, evet belki bir yerde baş olacaksın. Hiç düşündün mü kendi başını, fikirlerini nasıl bulacaksın? Yıkılmaz normları ezberleyerek mi? Derslerin için ezberledin bunca şeyi, hangisi aklında dayattıkları gereksizlerin. Düşünme yetini elinden aldıkları için olabilir mi?Peki hiç yürüttün mü fikirlerini, açıldın mı küçük sandalınla okyanuslara? Hep korktun, ya boğulursam ya dalgalar beni yutarsa diye. Arkadaş, ezberle fikir gemisi yürümez.

İstiyorsun biliyorum. Düşünmeyi, fikir üretmeyi, üretmeyi.Sordun mu kendine nasıl kurtulurum bu ezber mahpusundan diye. Pardon düşünemiyordun biliyorum. Söylediklerimi ezberlemenin vakti o zaman. Alın elinize bir kağıt kalem, altını çizin sözlerimin ve 5 dakika da benim fikirlerimin içine hapsolun.


Yaşamanın değerini anlamaya çalışmakla zaman kaybetmeyin, yaşayın ama okumanın değerini anlayın. Üşengeçsin masanın üzerindeki kitabı almaya, tembelsin sinir hücrelerinde yolculuğa çıkmaya. İnsan okumadıkça nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.



Maalesef ülkemizde kitap okuma oranları çok düşük. Bu oran %0.1. Komik geliyor olabilir size bu durum. Fakat bizim için acı verici. Yaptığım 2 dakikalık araştırmaya dayanarak yılda sadece kitaba 5.5 lira harcıyormuşuz.


Kitaplar; günümüzde -ya da geçmişte de- çoğunluk tarafından hep kütüphânelerin kitaplıklarını süsleyen, üniversitelerin akademik tütsü kokan odalarını bezeyen, amelî hayattan uzak, somut dünyada pek yeri olmayan bir nesne olarak algılanmış ve güya laf yerine ciddi işlerle uğraşan insanlar tarafından küçümsenmişlerdir. Bu yaygın ve hoş olmayan fikir, kitapların yuvası anlamına gelen kütüphânelerimiz dâhil olmak üzere bir çok kuruma ya da insanların iç içe olduğu yerlere yansımıştır. Kütüphâneler ders çalışılan birer etüd salonu derekesine düşmüşlerdir. Kıraathâneler ise, masalarda insanlar okusun diye mahsustan kitapların unutulduğu mekân konumundan fersah fersah uzaklaşıp, masalarda şerefin tüketildiği, işsiz güçsüz yığınların doluştuğu bir hâneye dönüştürülmüşlerdir. Okuma evi değiller artık, kahve evi ya da yığınlara sigara dumanları altında kucak açan ev durumundalar.





Eğer kendini bulmak istiyorsan, başkalarının seni bulmasını diliyorsan üzerindeki miskinliği yak. Yarınlar; yorgun, bezgin ve ortamın müsait olmadığından dem vurup mazeret üreten kimselere değil, rahatını terk edebilen, gayretli ve olumlu düşünen insanlara aittir. Onun için üzerindeki miskinliğin tozlarını silk ve kalk.


134 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.