EDEBİYATIMIZIN UNUTULAN YÜZÜ: FANTASTİK ROMAN

İnsanoğlu hayatını her alanında kendinden bir parça arar. Kendimden bilirim. Her olan olayda, her baktığı manzarada veyahut başka bir insanda arar ruhun yaşanmışlığın aynasını. Bu yersiz ama durdurulmaz arama, elimize alıp macerasına atıldığımız her kitapta da mevcut değil midir?


Okuduğumuz her kitapta, her bir satırda kendimizden bir parça bulmak isteriz. Ya da içten içe ararız belki fark etmeden. Romanlarda kurmacanın altında ne kadar gerçeklik yattığı aşikar. Bu uydurmaların altında bile yazarın hayatından izler görmek mümkün her bir satırda. İnsan yaşadığını ve tecrübe ettiğini anlatmada çok daha iyidir şahsımca. Gördüğünü, bizzat yaşadığını. Ve yine şahsımca yazarın geri dönütünü en güzel aldığı durum da bizzat aynısını yaşayan insanlardır. Elbet olmuştur size de; ''Ben bunu yaşadım. Hissettim. Yalnız değilim.'' duygusu. Romanlarda bir parça bulduğumuzdan belki bu kadar seviyoruz. Ama bugün benim konum realist veyahut natüralist romanlar değil. Daha da farklı bir tür olan fantastik roman.


Çoğumuz fantastik romana Harry Potter ve ya Yüzüklerin Efendisi ile giriş yaptık sanıyorum. Ancak yaklaşık 10 yıldır fantastik kitap önemini kazandı, olağanüstü unsur taşıyan her roman bu türe dahil edildi. Bu önemsizliğin en büyük nedenlerinden biri de ülkemizde bu alanda teorik çalışmaların ve tercümanlığın azlığıdır. Türk edebiyatında neden gelişmedi bu fantastik roman? Buna geçmeden önce edebiyatımızda fantastik romana değinmek istiyorum.


Edebiyatımızın önde gelen araştırmacıları bu türü ikiye ayırmışlar. Birinci tür fantastik roman ve ikinci tür fantastik roman diye.

Birinci tür fantastik roman: okuyucuya gerçek olanın dışında bir coğrafya, evren ve ırk göstermeyi amaçlayan romanlardır. Bilinen dünyanın sınırları içerisinde gerçekleşen olayları anlatırlar. Bilinen gerçeklik ile fantastik dünya iç içedir.

Karanlık fantezi; iyi ve kötünün mücadelesini anlatır. Kurt adam, vampir, insan hayvan karışımı varlıklar...

Şehir fantezisi; bu türün en belirgin özelliği mekanın modern dünya olmasıdır. Çoğu fantastik roman eskilerde, modernizmin öncesinde geçse de bu tür okuyucunun zamanında geçer.


İkinci tür fantastik roman; Gerçek dünyanın içinde, gerçek olmayan unsurlar kullanılarak, okuyucu şaşırtmayı, tereddütte bırakmayı, tedirgin etmeyi veyahut eğlendirmeyi amaçlayan romanlardır. İkincil dünyayı anlatır bu eserler. Yani gerçeklikten tamamen uzak sınırları, zamanı, mekanı yeniden kurgulanmış bir şekildedir. Var olmayan bir çok canlıya ve sihir ve büyüye bolca yer verilir. Kılıç Büyü ve Epik Fantezi de ikinci tür fantastik romana girer.


Peki neden edebiyatımızda fantastik roman pek rağbet görmedi? Bunun nedenini toplumumuz dine ve diğer geleneksel inançlara bağlamış. Batılı insanın dinden uzaklaşarak entelektüel faaliyetleri fantezide bulmasın karşın, Türk toplumunda böyle bir şey görülmez. İslam dini gerek yaşanan dünya, gerek ölümden sonraki dünya hakkında fantaziyi içinde barındırıyor.

Bir başka neden ise batılı bireyin geniş bir yer kaplamamasıydı. Bireyin gelişmemesi, toplumsallığın her zaman ağırlığını korumasına ve bireysel arayış ve zevklerin sınırlarda kalmasına neden olmuştu.


Doğulu insan kendine has, kendi zevklerini yansıtan özel dünya arayışına girmeyerek elinde olanla yetinme yoluna girmiştir. Buna bağlı olarak da fantastik türün önü ne yazık ki toplumumuzda açılmamıştır.


Bana kalsa bunların tek nedeni insanoğlunun tanıdık bir sima, tanıdık bir mekan ya da tanıdık bir duygu görmek istemesi. Köşe başındaki sokaklarda konuşan aşıklar, küçük bir masada paylaşılan sırlar, bir mahallenin tanıdık taşları veya tanıdık bir sima her zaman daha sıcak ve yakındır bize.


Ne kadar inkar etsek de her zaman bir tanıdıklık ve alışmışlık görmek isteriz her alanda.


Okuduğumuz kitaptaki mekan da dahil...

60 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.