FARKINDALIK

Gün içinde hepimizin farklı koşuşturmaları olur. Kimimiz okulla meşgulüzdür, kimimiz ise iş hayatıyla. Tüm bu yoğunluğun içinde çoğu kişi kendine vakit ayıramamaktan yakınır ve bundan kaynaklı olarak hayattan zevk almadığını söyler.

Oysa gün içinde bizi rahatlatacak, yüzümüzde ufak bir gülümsemeye sebep olacak o kadar çok şey var ki. İşte ben tam da bu noktada buna "farkındalık" diyorum. Hayattan kaçırdığımız tüm anlar farkında olma meselesi aslında. Çünkü yaşantımız güzelliklerle dolu ve bunların farkındalığıyla yaşarsak tüm sıkıntılı zamanlarımız mutluluğa dönüşebilir. Dönüşebilir diyorum çünkü ben bunun var olduğuna, sadece çoğu insanın bunun bilincinde olmadığına inanıyorum.


Gün batımı mesela; mucizevi bir olay. Gökyüzü en güzel renklerini adeta sunar bize; bakalım da içimiz şenlensin diye.

Ben her gün batımının bir anlamı olduğuna inanırım. Çünkü her günümüz birbirinden farklı geçer ve o gökyüzüne her baktığımda farklı şeyler hissederim.

Hava ister kapalı olsun, ister açık. Güneşin gökyüzünden ayrıldığı her vakit ayrı bir kıymettir benim için. Kıymet diyorum çünkü her batış bir sonraki doğuşun habercisidir ve bu da bir sonraki gün için heyecan duymama sebep olur ister istemez.

Benim en sevdiğim renkler gün batımı renkleridir mesela. Çünkü içim huzur dolar onlara baktıkça. Gün içinde ne yaşamış olursam olayım o renkleri gökyüzünde gördüğümde; rahatlarım, içim neşe dolar.

Hayattan zevk almanın yolu sadece güzellikler görmek değil. Asıl olay o güzelliklerin bize ne demek istediğini anlamaktır. Çünkü ancak onları anladığımızda fark ederiz kendi yanlışlarımızı. Onları anladığımızda biliriz yaşamın anlamını.




Kaldırım taşlarının arasından çıkan bitkiler mesela. Yeşilimizin git gide azaldığı -hatta yok olmaya yüz tuttuğu- bu zamanlarda onlar dahi ayrı bir mutluluk, hatta bir umuttur benim için. Onlarla her karşılaştığımda birçok anlam çıkarırım kendime. Bunlardan biri ’’zorluklarla baş etme gücü’’dür. Bitkiler dahi o yapaylığa rağmen gün yüzüne çıkarıyorsa kendini, pes etmiyor ve direniyorsa, ‘Ben niye başa çıkamayayım yaşadıklarımla?’ diyorum. Onlar dahi küsmüyor ise hayata ve var olma amacını gösteriyorsa ‘Ben zorluklara asla yüz çevirmemeliyim' diyorum.

Yerde gezen karıncalar mesela. Onlarda dahi o kadar çok anlam var ki. Biliriz ki karıncalar çok çalışkan hayvanlardır. Sürekli bir koşuşturma halindedirler. Sürü halinde karıncalar gördüğümde onları dikkatlice izlerim. Biri büyük bir yem taşırken zorlanıyorsa yanına başka bir karınca gelir ve el birliğiyle taşırlar o yemi. Buradan anlarım ki baş edemediğim bir şey olduğunda yine de vazgeçmemeliyim, yardım isteyebilirim mesela. (Hiçbir ihtimal kolayca vazgeçmekten kötü olmasa gerek.)


Doğadan öğrenecek daha o kadar çok şey var ki. Biz insanlar kendimizi genelde hep en üstün varlık olarak görme çabasındayız ama aslında bu yeryüzünde üstünlük diye bir şey bence yok. Çünkü bir dönüşüm var ve biz de insanoğlu olarak bu dönüşümün sadece ufak bir parçasıyız. Yaşadığımız metropol şehirlerde dahi doğadan kopup gelen bu güzelliklerin bilinciyle yaşamak hayatımızın akışını oldukça değiştirecektir.

Her şeyden önce kolayca pes etmemeyi,

Zorluklarla baş etmeye çalışmayı,

Gerektiğinde yardım istemekten çekinmemeyi,

Her günün sonunda yarın için umut etmeyi öğreniriz.

Demem o ki; hayatımız ufak tefek ayrıntılarla dolu ve bunların bilinciyle yaşadığımız müddetçe hayatımız iyiye gidecektir.

104 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.