GÖSTERİ TOPLUMU


Dünyada üç milyar insan, yani toplam nüfusun yüzde 40'ı sosyal medya kullanıyor. Araştırmalar günde ortalama iki saatimizi sosyal medyada geçirdiğimizi gösteriyor. Bu, her dakika yarım milyon tweet ve Snapchat fotoğrafı paylaşılması anlamına geliyor. Sosyal medyanın yaşamımızda önemli bir yeri var. Ama sosyal medyada acaba sadece zamanımızı değil ruhsal sağlığımızı da mı feda ediyoruz?


Sosyal medyada saatlerimizi harcıyor, birçok insanla muhabbet kuruyoruz. Sorun ise aramızdaki mesafeler. Gözlerine değil ekrandaki isimlere bakmamız. “Sosyal” dediğimiz bu medya bilgisayarlarımızı açıp kapılarımızı kapatmamızdan ibaret. Ama bu illüzyon cihazından uzaklaştığımızda bir zihin bulanıklığı içinde buluyoruz kendimizi. Efendisi olduğumuz teknolojinin, köleleri olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Enformasyonun dibe çöktüğü zengin, aç gözlü bir dünya. Burası ego, kibir ve kendini pazarlama dünyası.


Abartı ve arzu kültürü içindeyiz. "Aleniyete dönüşmüş bir mahremiyet icat ettik." Sosyal medya denilen alan üzerinden “müşterek” hale getirilen özel-mahrem yaşam yoluyla aranan şey güzellik ya da cazibe değil, görünüm. Her kişi kendi görünümünü, varoluşunu arıyor. Gerçekten var mı oluyoruz yoksa gitgide boşluğa doğru depar mı atıyoruz? Kendi varoluşunu ileri sürmek artık olanaklı olmadığından, ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin basitçe boy göstermeyi seçiyoruz. ‘Varım’, ‘Buradayım değil; görülüyorum, bir imajım; bana bak, bak! psikolojisine giriyoruz.


Narsizmin en sığ hali; sığ bir dışa dönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklamcılık. Bu medya insanları narsist yapmayı başardı ve hâlâ yapmaya hız kesmeden devam ediyor. Bilinçaltımızda "En iyisi benim, en güzeli, en mükemmeli ben olmalıyım" hissi uyandırıyor. Bu durum psikolojimize ağır darbe indirip, bilinçaltımıza yerleşiyor. Erich Fromm’unda dediği gibi "Bütün psikolojik hastalıkların temelinde narsizm yatar."


Biraz da sosyal medyanın insanları yönlendirmesinden bahsedelim. Örneğin; Twitter’da gündem olan bir konuya bakın ve sonra altındaki insanlara göz gezdirin. Düşüncesini paylaşmış veya birisinden bu konuyla ilgili alıntı yapmış olabilir. Paylaştığı şey fazla beğeni almış olsun. Bunu gören insanlar düşünmeksizin, beğeni sayısına bakarak bu konuyu destekliyor hale geliyor. Ama beğenisi fazla muhalif yazı görünce aklı ona kayıyor, o görüşü desteklemeye başlıyor. Bu olay düşünmeyi engelliyor, fikirsizleri her yöne sürülebilir kılıyor.




Eğer biz yeteri kadar “cool” paylaşımlar yapamıyorsak ve arkadaşlarımızı böyle görüyorsak bu bizde mutsuzluk yaratıyor. Bazı bireyler, bu durumlarda özendikleri kişileri taklit etmeye başlıyor ve tüm paylaşımlarını bu amaç doğrultusunda yapıyorlar. Bazılarıysa sürekli aynı konuda yazarak da bir konuda uzman görünmek istiyor, yan yana geldiğinde örneğin Picasso’dan hiç bahsetmezken sosyal medyada devamlı eserleriyle ilgili derin bilgiler paylaşabiliyorlar. Bir ünlüyü kaybetmemizin hemen ardından, birkaç dakika içinde onun en güzel fotoğrafını photoshop ile puslu hale getirerek, yanına “güle güle güzel çocuk…” yazan kişinin üzüntüsü pek de samimi gelmiyor.


Kısacası, takip edildiğimizi bilerek hareket ediyoruz.

92 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.