GÜLHANE PARKI’NDAKİ CEVİZ AĞACININ KÖKLERİ

En son güncellendiği tarih: 29 Tem 2019


Şimdi size eğer ilgi alanınız değilse muhtemelen daha önce adını duymadığınız bir adamın hikayesini anlatacağım. Bu öyle bir hikaye ki en ufak bir ayrıntısı dahi farklı gelişmiş olsaydı başta Nazım Hikmet Ran olmak üzere; Oktay Rıfat Horozcu, Ali Fuat Cebesoy ve hatta onların da etkilediği nice önemli ismi tanıyamayacaktık veyahut ana dillerinden okuyamayacaktık. Onun çocuk yaşta başına gelen bu tahlisiz olaylara üzülmeli miyiz, yoksa iyi ki mi demeliyiz. Hadi birlikte görelim.


Nazım Hikmet Ran - Oktay Rifat Horozcu - Ali Fuat Cebesoy

Ludwig Karl Friedrich Detroit 1827’de Prusya Krallığı’na dahil olan Magdeburg’da (günümüzde Almanya’da bulunuyor) dünyaya geldi. Ailesi Fransa’dan göç etmiştir.


Magdeburg Yetimhanesi

Kullandığım kaynakların birinde annesini küçük yaşta kaybettiğine ve yoksul bir müzisyen olan babası tarafından yetimhaneye verildiğine, diğerinde ise aile içi kavgalardan etkilenmesin diye komşuları tarafından yetimhaneye gönderildiği bilgisine ulaştım. Bir başkasında ise ebeveynlerini kaybettikten sonra kendisinden iki yaş küçük kız kardeşiyle birlikte yetimhaneye yerleştirildikleri yazıyor.


Sonuç olarak bu çocuk küçük yaşta yetimhanede yaşamaya başlıyor, on iki/on üç yaşlarında ise bu yetimhaneden kaçıp Magdeburg’da bir tüccarın yanında çırak olarak çalışmaya başlıyor, ancak bu işten memnun kalmıyor ve buradan da kaçarak Hamburg’da bir limana gidiyor, bir gemide miçoluk yapmaya başlıyor. Gördüğü kötü muamelenin de etkisiyle beraber İstanbul Boğazı’nda denize atlayarak Kızkulesi’ne çıkıyor, yine kaçıyor.



Peki neden onca Avrupa ülkesinden sonra Osmanlı? Çünkü Kızkulesi'nin güzelliğine kapılıyor küçük Karl.... Gemiden atlıyor ve İstanbul Boğazı'nın ortasında olağanca gücüyle kuleye doğru kulaç atmaya başlıyor ve kuleye ulaşıyor.


Bu olay Karl’ın, dönemin Hariciye Nazırı Mehmet Emin Âli Paşa’nın koruması altında yaşamaya başlamasıyla sonuçlanıyor. Karl Detroit, İslam dinini kabul ederek Mehmet Ali ismini almış.

Müşir Mehmet Ali Paşa


Mehmet Ali geçen zamanla birlikte sadece iyi bir asker olmakla kalmayarak müşir (mareşal) rütbesine kadar yükseliyor.



1878 yılında Berlin Konferansı'na katılarak ikinci ve son defa doğduğu topraklara gitme fırsatı olmuş, ufak bir gezi yapmayı da ihmal etmemiş. Gazetecilerle konuşup, fotoğraf çektirmiş, hatta yazdığı bir şiir yayımlanmış.





Berlin Konferansı

Konferans henüz bitmemişken, Arnavutlar Müslüman bölgelerin Osmanlı’ya bağlı kalmasını sağlamak için silahlı direniş kararı almıştı, bölgeyi yatıştırmak adına Mehmed Ali Paşa görevlendirildi ancak bu görevlendirme son derece yanlış bir karardı çünkü zamanında burada yapmış olduğu bir vazifesinde 300 kadar Arnavut’un idamını isteyen kişinin ta kendisiydi böylece Arnavutlar’ın düşmanlığını kazanmıştı. Hal böyle olunca paşanın bir kurban olarak buraya kasten yollandığı düşüncesi aklımızı kemirmiyor değil.

Karl Detroit’in Yayımlanan Şiiri

Şiirin iki farklı kaynaktan çevirisini buldum, ikisini de paylaşmak istiyorum çünkü ikisi de çok güzel ve değerli. İlk çeviri Nazım Hikmet’in Yolculuğu kitabından, çeviriyi Zehra Aksu Yılmazer yapmış. İkinci çeviri ise Almanya’da Türk İzleri adlı bir kitaptan Mehmet Ali Paşa’nın günümüze ulaşan şiiri başlığıyla yayımlanmış, çevirisi ise Alperen Çelik’e ait.


Eriha’nın Gülü


Sevgilim, bir gün kırılır da kalbim

Çarpamazsa artık senin için,

Sarmaşık örülü koyu serviler

Yükselirse göğe mezarımdan.


Öylece uzanıp beklerim ben

Koymalarını seni de toprağa,

Çürümüş kemiklerime o zaman

Ta derinlerde yine can gelir.


Ve getirdikçe esintisi rüzgârın

Bir avuç toprağı bana mezarından,

Kalbimin küllerinden yukarıya

Usulca bir ağıt yükselir.


Mehmet Ali Paşa’nın günümüze ulaşan şiiri


Sevdiğim,

Kırılan kalbim bir gün senin için atmayı bırakınca

Ve üzerinde salınan koyu renkli nergisler süsleyince mezarımı

Sessiz bir şekilde yatıp bekleyeceğim,


O zaman cansız vücudum son bir kez hayat bulup yerinde kıpırdayacak.


Ne zaman rüzgar senin mezarından bana bir avuç toprağı alıp getirse,

Her defasında yüreğime kül yağıp üzerine bir ağıt gibi örtünür…


"Bilgilendirme"

Yeniden diriliş adıyla da bilinen Erika’nın Gülü bitkisi; susuz ortamda gövdesini birleştirerek bir top şeklini alması, su bulduğunda ise top şeklinden çıkarak kendini salarak tekrar yeşil haline dönmesi ile ünlenmiş bir çöl bitkisidir.


Haluk Oral, bu şiiri Nazım Hikmet'in yayımlanan ilk şiirine (Hala Servilere Ağlıyorlar Mı) benzetmiş, Nazım'ın cevap olarak yazdığını düşünüyor.


İyi Güzel de Bu Paşa'nın Ünlü İsimlerle Bağı Ne?

Benim kendisini tanımama vesile olan Nazım Hikmet ile başlayalım. Nazım'ın annesi Ressam Celile Hanım'ın annesi Leyla Hanım, Mehmet Ali Paşa'nın ikinci kızı oluyor. Yani Paşa, Nazım'ın anne tarafından büyük dedesi. Oktay Rifat ise Nazım'ın teyzesi Münevver Hanım'ın oğlu, Nazım ile aynı şekilde Oktay'ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Ali Fuat Cebesoy'un da direkt olarak anne tarafından dedesi; Paşa'nın üçüncü kızı Hayriye Hanım'ın ikinci oğludur Ali Fuat.


Aslında daha pek çok ünlü isimle akrabalığı var Paşa'nın, konuyu dağıtmamak ve kafa karışıklığı yaratmamak adına bunlara değinmeyeceğim. Ayrıca soyunun günümüze kadar geldiğini de unutmamak gerekir, coğrafyamıza daha pek çok ünlü isim kazandırır belki.



KAYNAKÇA:

*Haluk Oral, Nazım Hikmet’in Yolculuğu (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019), 8.

*Dr. Latif Çelik, Türkische Spuren in Deutschland/Almanya’da Türk İzleri, çev., Alperen Çelik (Mainz: Logophon Verlag GmbH, 2009), 193.

* Sunay Akın’ın Bir Kızkulesi Öyküsü adlı konuşması, Nazım Hikmet Anma Konseri, 2017.

*Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi EK 2 (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi, 2016), 218.

128 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.