GÜNCE



13 Ağustos 2020

Perşembe

Saat: 16.30

Son beş dakikadır kalemimin nerde olduğunu bulmaya çalışıyorum, nihayetinde buldum. Saat öğleden sonra tam dört buçuk birde uyandığımı düşünürsek zaman pek de geçmemiş. Markete gitmek için hazırlanayım diye odama geçtim ama düşüncelere dalıp kalemimi bulmanın derdine düştüm. Sait Faik gibi durum hikayeleri yazmayı düşündüm önce, sonra odamın camından ucu görünen çam ağacına ilişti gözüm, ne de kocaman olmuş. On yıl önce ağaçlarla boyum neredeyse aynıydı, şimdiyse…

Lise son sınıfta cam kenarı üçüncü sıradayım, sağ yanımda sarı kıvırcık saçlı bir kız oturuyor; beyaz önlüklü siyah saçlı zayıf bir kadın ders anlatıyor şöyle diyor “bitkilerde büyüme sınırsızdır”. Solumdaki camdan dışarıdaki ağaçlara bakıyorum. Bahçe kapısındaki koca ağaca bakıp geçen dört yılı düşünürken “dilber derse dön” sesiyle önümdeki kareli deftere ve tahtadaki fotosentez denklemine bakıp nerde kaldığımı anlamaya koyuluyorum.

Ağustos sıcağındayız, cam açık ama esmiyor, güneş sanki odamın içinde öyle sıcak, tertemiz ve parlak. Bu sefer; ceketi ve gömleği üzerinde göbekli bir adam o gür sesiyle güneşten daha büyük yıldızlar da var, “güneş bir yıldız” diyor alaycı bir söyleyişle ve açıklamaya devam ederken kaynatmaya çalışan bir öğrenciye sataşıp laf söylerken ben tepemde parlayan güneşe bakıyorum, zil çalıyor.

Darmadağınık bir odanın dağınık masasında duran dört kişilik aile fotoğrafında bu sefer gözlerim. Sesler duyuyorum “çekiyorum çektiim”. Dijital bir kamera mıydı yoksa otuz altı pozlu bir fotoğraf makinesi miydi hatırlamıyorum.

Markete gideceğimi hatırlayıp oturduğum sandalyeden kalkıyorum.


25 Ağustos 2020

Salı

Saat: 23.22

Kalktım gittim, geri geldim ne yazdığımı unuttum günler geçti. Yorgunum, anlatmaya kelime bulamadığım kadar.

9 Eylül 2020

Çarşamba

Saat: 00.08

Düşünecek çok şeyim olduğu için mi düşünüyorum yoksa zaten düşünecek hiçbir şeyim olmadığı için mi gelgitinde dalıp gidiyorum. Yorgun hissediyorum fiziksel olarak değil, kafamın içindeki sesler hiç susmuyor. Her gün uyanıyorum kahvaltı yapıyorum işe gidiyorum, bazen işte kahvaltı ediyorum, öğlen molası, çay molası derken akşam oluyor kasamı sayıyorum (z raporlarından ne kadar yorulduğumu ölçerim) eve geliyorum yemek yiyorum ya da yemiyorum tekrar uyuyorum. Ertesi gün yine aynı…



Gözüm dalmış giderken “abla uykun mu geldi abla” dedi biri abla ananındır demek istedim ama bir şey söylemedim. Başka kasa açmayacak mısınız dedi sabırsız, çiğ sarı saçlı cadı sesli bir kadın cevap vermedim, umursamıyor oldum. Başka bir gün maalesef başka kasiyer yok dedim terbiyesiz, içerde bir sürü çalışan var utanmadan yalan söylüyorsun diye çemkirildim. Müdür yardımcısının yalan söylemiyor ki demesine sevinmeli miyim üzülmeli bir bilmiyorum bir kere terbiyesiz olmuştum işte ne anlamı vardı cevap vermenin… Bir okul kazanamamışsın ki buradasın dedi başka biri acımasız ve alayla. Gereksizdi yargısı zaten yanlıştı da. Üniversite ikinci sınıf öğrencisi olduğumu nerden bilsin ki?

Mağazanın kapanmasına yakın bir saatte her şey çok pahalı diye dışından düşündü birisi ve benden ona katılmamı bekledi, cevap vermedim. Görünürde hep susuyordum ama başım hep ağrıyor. Nereye varmaya çalışıyorum öylece susarak; sevdiğime, sevmediğime, kızdığıma kızmadığıma, üzüldüğüme, sevindiğime susarak nereye varmaya çalışıyorum. Bilmiyorum.

Saat: 00.29

122 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.