Gürültü Yığını Ruhlar


Ah hayatım, benim kelimesini bir cümleye sığdıramamamın aidiyetsizliği içinde bırakıldım. Soyutlanmak tek çare öyleyse, diyip vazgeçmek istiyorum geleceği umutla anmaktan. Zaten, çoktan vazgeçmemiz gerekmez miydi, bir çırpıda silinebilecekmişiz gibi?


"Benim" hayatım! Ruhumdan birçok şeyi insanlara bıraktığım halde kaburgalarımın mümkün olabildiği en ağır vakitteyim. Tüm bu acımasızlıklar rast gelmiş bir şey olmalı diye tekrar edip duruyorum. Ve uzaktan... çok uzaktan gelmiş bir şey.


Dalgalar bir avuç suyuyla sarıyor ruhumuzu, en beklenmedik insanların dahi boğulduğu sular var elbet. Hala kalbimizdeki bazı duyguları ve sözleri duyamıyoruz çünkü koca bir gürültü yığını ruhumuz. Keşke diyor utanmazca ama keşkeler için daha fazla zamana ihtiyacımız olduğunu bilmiyor.

Öyle ki gecenin sessizliğine sığınmak yetmiyor kurtulamadığın soluklarla. Artık olduğumuz kadarıyla kaldık, olduğumuz kadar da eksilttik zamanla. Yarı zamanlı çalışıyor kalbimiz, yorgunluk ya da bir umursamazlık... Kalabalığa karışsam tüm farklılıklar görmezden gelinir mi tereddütü ile düşmek istiyorum kalabalık sokaklara.


Bir resim karesinde birbirine yabancı kalmış bu kadar ruh, aynı yerde bulundukları için zorundalarmış gibi gülmemeli. Herkes kendine çevrilebilse belki o zaman benim kelimesini sığdırabiliriz hayatlarımıza.


Korku denilen şey öyle kırılmaz bir kilit ki her neredeysek oraya takılıyor, kilitliyor birileri. Bu telaşlar ve uzaklaşmalar yüzünden Sahiden siliniyoruz geleceğimizden, içinde de kendimiz dışında herkes var gibi. Bir şeylerden korkarak, bir kalıba uymaya çalışarak yeterince eksildik.


Erdal Öz çok güzel anlatmış "Yorgunlar" kitabında "Bak aklım başımda. Bak tam çağımızın istediği insanım. Bak bütün duygularımı öldürmüşüm. ben bu dünyanın adamı değilim."

36 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.