HARİTA?

Kapak fotoğrafının başlıkla ilgisi ne mi?


Rastgele "Türkiye Haritasından bir yer göster!" dedi arkadaşları çocuğa. Ee o da gösterdi. Söyledi şehrin adını: "Iğdır!" Kahkaha attı çevresindekiler. "Orası da neresi, Doğu mu?" der gibi. Evet de ne gariplik var bunda? Türkiye haritası değil miydi bu? Türkiye'den seçti işte o da. Aynı haritaya mı bakıyorlardı? Eminim aynıydı ama bambaşka şeyler görüyorlardı. Doğu olup olmadığına bile dikkat etmemişti ki o. Bu sadece bir yön değil miydi? Ee evet "Kuzey, Güney, Doğu ve Batı". Niye bu kadar üstünde durmuştu ki çocuk bu kavramın? Biliyordu çünkü ne amaçla, niçin söylendiğini. Şaka ya da lafın gelişi söylenmedi bu. -Küçümsemek miydi? Olamazdı.- Beyinlerde oluşan Iğdır veya Doğu resimlerinin de farkındaydı. Henüz 10 yaşında olmasına rağmen. Daha da büyüdü. İçinde bulunduğu her ortamda yapılan ayırmayı, başkalaştırmayı gördü. Annesine tekrar tekrar da sordu "Doğu ve Batı ne demek?". Yanlış bildiğini düşünüyordu. Bahsedilen sadece yön değildi ya da bölge. Onun için kaybolduğunda ya da bir yere giderken kullanacağı yön olmaktan çıkıyordu bu kelimeler yavaş yavaş. "İnsanlar ayrılır mıydı, Doğu ve Batı?" Okulda öğrendikleriyle toplumda gördükleri de uyuşmuyordu artık. Herkes insanları ayırıp damga gibi basıyordu yüzlerine inançlarını, duygularını, düşüncelerini ve muhakkak kültürlerini veya başkasını. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Topluma mı ayak uydurmalıydı yoksa okuduğu kitaplardaki gibi sevgi içinde mi büyümeliydi? Neden seçim yapmak zorundaydı ki? Ailesini, öğretmenlerini izledi çocuk. Arkadaşları ile bile oynamadı bazen. Sınıfından bir arkadaşı Diyarbakır'daki köylerinde okuduğu okuldan yeni gelmişti. Çocuğu ve sınıftaki diğer arkadaşlarını hayranlıkla izliyordu. Çocuk o kadar seviyordu ki onu. Ondan hep eski okulunu anlatmasını da istiyordu. Sonra içinde oldukları an için sevinse mi üzülse mi bilemiyordu. Bazen okulu için yakındığından kendine kızıyordu. Mesela küçük olduğu için üzüldüğü spor salonları için. Mutlu olup eğlenmediği her an için. Arkadaşları hep mutluydu. Çünkü okula gelebiliyordu. Çocuk bazı şeylerin farkındaydı ama. Sınıf toplantılarına onlar da gittiklerinde o arkadaşı ve annesinin herkesten ayrı durduğunun mesela. Uzakta yalnız başlarına oturuyorlardı. Görünmezlerdi sanki. Bir diğer arkadaşının annesinin onlara nefretle bakıp "Bizim çocuklarımızı da etkilemesin bu!" dediğini duydu. Şimşekler çaktı gözlerinde. Köyündeki okuluna gidemeyip sadece öğrenmek için her sabah hevesle uyanan arkadaşı onlara ne zarar verebilirdi ki? Gözlerinin önünde damgalanmıştı arkadaşı. Tekrar sordu kendine: "Ne farkımız var?"



İnsanlar bambaşka kültürlerde ve coğrafyalarda doğup büyüyorlar. Aradaki bu coğrafi farkı eğitime taşımak ise bir neslin büyümesine engel oluyor ve bazıları yitip gidiyor. Büyük şehirlerde imkanı geniş olan devlet okulları, kolejlerde öğrenim gören çocuklarımız ve "unutulmaya yüz tutan" köy okullarında eğitim alan çocuklarımız bir araya geldiğinde konuşamıyor, ip atlayamıyor, ağız dolusu gülemiyor bile. İmkanları apayrı olan bu iki kültürden insanlar içinden biri "Coğrafya, bölge kaderdir." doğrusuna okumadığı için körü körüne bağlanıp her şeye göz yumuyor. Her şeye. Öyle bir yumuyor ki görmüyor. "Doğuyu" masumca en doğal haliyle bir yön kavramı olarak bilen parlak çocuk zihinlerini kirletiyor toplum, evlatlarının. Sarılmıyor kimse birbirine.

Bir kitabı dahi alamayan, eline ulaşmayan minicik öğrenme arzusuyla kalem tutan ellerden kalemler alınıyor. Kardeşine bakıyor o küçük eller. Anne babaları çalışsın, akşam da yine kardeşi doysun diye. Kimse görmüyor. Öğrenme arzusuyla tutuşup mavi önlüğü giymeyi bekleyen küçük bedenlere gelinlik giydiriliyor. Sosyal adaletsizliğe yenik düşen insanlar, haritada yok sayılan "yönleri", köyleri görmezden geliyor. Okul çantası taşıyacak o bedenler babasına yardım ediyor, çuval taşıyor. Bir ihtimal de gururla evin reisi ilan ediliyor. Sırtından çanta, elinden kitap alınıyor. Sınıfta soğuktan titrerken küçücük kalmış kalemini düşüren çocuk, ağlıyor. Duyuyor musun? Görmek istediğimiz kadar görüyor, duymak istediğimiz kadar duyuyoruz. Toplum duyduğunda bazen açılıyor bir şarkı takılıyor kulaklıklar.

Öğretmen, dağların arasındaki köy okulunda titreyen küçük ayakları ısıtmak için çorabını öğrencisine veriyor, montunu giydiriyor. Çabalayan taraf o çoğunlukla.- Öğrenciler şanslı ise tabi. - Ama o sınıfta titreyen belki yirmi çift ayak daha var. Öğretmen çare arıyor. Kendi imkanları ile adaleti sağlamaya çalışıyor. Fırsat eşitliğini sağlamak istiyor. Öğrencileri yüksek okullara gittiğinde damgalanmasın diye birileri tarafından. Eksik olmasınlar diye çalışıyor. Gerçekten öğrenebilsinler diye.

Gören ve duyan insanlar bir koli kitap gönderdiklerinde ışıl ışıl parlayan o gözlerin fotoğrafını çekip atıyor öğretmen, duyanlara. Paylaşılıyor bu fotoğraflar orada burada. Işıl ışıl gözlerin belki hiç görmediği ekranlarda. "Yavaş yavaş onların da bir farkı kalmayacak."diyor öğretmen. "Çare" arıyor.


Neden? Ne farkı var? Haritanın Doğu'su, Batı'sı? Herhangi bir ilin merkezi ya da köyü mü? Fark olmalı mı? Normal mi?

Sosyal adaleti ellerimizle sağlayabilecek gücümüz var. Minik de olsa büyüyebilecek bir bir kalp atışı var burada. Nasıl olur? Ne zaman olur? Önce çocuklar sonra biz nasıl el ele tutuşabiliriz? Bilmiyorum. Ama sanırım bize bunu çocuklar öğretecek. Kimsenin doğduğu çevre, kültür vb. nedenlerle yargılanmadığı bir dünya asla ulaşılmaz değil.

O kadar çok neden o kadar çok sorun var ki gece gibi karanlıkta bıraktığımız. Her bir yıldızın unutulmuş bir çocuk olduğu gökyüzünde onları sonsuz ışığıyla parlatan güneş olmak zor değil.

Çocukları büyütürken zihinlerini kirletmemek, dostluk, adalet ve eşitlik kavramlarını onlara bir çiçeğe su verir gibi özenle vermek, bir olmayı öğretmek de zor değil.


Kaleminin ucu kırıldığında, silgisi yere düştüğünde umursamadan yeni paket açan öğrenciler yetiştirmemek; paylaşan ve bilen nesiller sağlamak zor değil. Tek kaleme ve kelimeye hayran ışıl ışıl gözleri güldürmek; haritada damga, unutulma yüzünden istediği gibi top oynayamayan bir oyun mutluluğu vermek; minicik kız çocuğunun sırtından kardeşini, bedeninden gelinliği alıp önlüğüne ve yatmadan önce hayalini kurduğu okuluna kavuşturmak hatta tüm ülkeyi bu çiçeklerle doldurmak zor değil.

Ayrım yapmayan, etiketlemeyen insanlar olmak zor değil!

Haritayı işlevine göre kullanmak, her çocuğun sesini olmasa da hayran kaldığımız müziğin sesini kısıp en azından birini duymak, etiketlemekten daha kolay.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.