HAYAT KISA: ZAMAN GEÇİYOR

Zaman hakkında gereksizce kafa patlattığınız oldu mu? İçinde olduğumuz bu karantina günlerinde kendimce bu konuda düşündüm de kendisinden öğrenecek çok şeyimiz varmış. Bu yazıda zaman algımızı kendi perspektifimden görebildiğim kadarıyla bahsetmeye çalışacağım.


İlk olarak göz önünde bulunduracağımız bir şey varsa o da zamanın durmadan işini yapması olacaktır; akmak, geçmek, ilerlemek ne dersek diyelim işte. Hangi anda bakarsak bakalım işini en iyi o yapıyor, Hiç durmadan sıkılmadan. Kim hayat arkadaşını kaybetmiş, kim iflas etmiş, kimler ne acılar çekmiş diye aldırmadan akmaya devam ediyor. Yaşanmış gün ne olursa olsun, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da işini yapmaya devam edecek.

Biraz da sizi zamanla olan ilişkimize doğru yelken açan düşünsel bir yolculuğa davet ediyorum. Biz insanlar genelde başı sıkılan birisini "Zaman her şeyin ilacıdır." gibi klişe bir ifadeyle teselli etmeye çalışırız. Bu kalıptan her ne kadar haz almasam da gördüklerim beni düşüncelerimin de algı denizindeki girdapta dibi boylayabileceğini göstermiş oldu. Bana sorarsanız, acılar zamanla geçmez, zaman acılarla geçer. Çünkü gerek fiziksel, gerekse duygusal açıdan çekilen acı her halükarda bize içinde bulunulan zaman adına konuşmak gerekirse bizi yoğuruyor. Yani bir anlama mayalanma evresini yaşamaktayız o anlarda.


"Bu günler de geçer elbet." kalıbına bakalım isterseniz. Günler bir bir geçiyordur aslında. Zamanın iyileştirici etkisi, gerek mental gerekse fiziksel açıdan bize 'DUR' dediği anda gerçekleştiğini savunuyorum. Zaman akarak bizler üzerinde birtakım değişikliklere parmak bassa da o izin ne kadar kalıcı olduğu tamamen bizim elimizde. Hamuru fazla mayalanmaya bekletmemek lazım değil mi?


Belki de günümüzde belli bir yaşa gelmiş birçok insan, zamanın ne kadar çabuk geçtiğine şaşırıyor. Çünkü gelecek olan her zaman insanın kendisinden bir şeyler götürdüğünü biliyorlar. Belki de kaybettikleri şeylerin farkında olduklarından bu hissiyat içlerine düşüyor. Nazım Hikmet'i anarcasına; çayımız bardakta, çocukluğumuz sokakta, mutluluğumuz kursakta, sevdiğimiz uzakta, gülüşlerimiz fotoğraflarda kaldı diye düşünüyorlar. Daha popüler bir yaklaşım takınmak gerekirse sanırım "giderek üzdü bizi zaman."


Objektif olarak bakıldığında zaman işini her an hakkıyla yerine getirse de bizlerin algısında maalesef bazı anlarda akıcılığını kaybedebiliyor. Misal, deniz kıyısında bir bankta oturup dertlerini, içinde bulunduğu kötü durumu düşünen adam için zaman her ne kadar akmaya devam etse de akıntıya kapılan balıklar değil de o zor durumda olan kişi, zamanı onun hayatının gidişatını kaybettiği anda durmuş olarak algılayacaktır. Zihni zorlu duruma düştüğü anda takılı kalmıştır çünkü. Başka örnekler verecek olursak da mutluyken zamanın çok hızlı geçmesi, canımız sıkkınken ağır çekim modunda ilerler.



Ne olursa olsun Dünya dönmeye, şafak atmaya, güneş doğmaya, zaman ilerlemeye devam ediyor. Bizler de kendi dünyalarımızın döngüsünü iyi ayarlamalıyız. Kötü şeyler yaşadık diye orada takılı kalmamalı, hayatın devam ettiğini bilmeliyiz. Biz de kendi dünyamızı düzgün bir biçimde döndürebilmeliyiz. Her geçen saniye ile birlikte ölüme biraz daha yakınlaşmakta olduğumuzun farkında olursak önümüze daha berrak bir yol haritası çizebilir ve bu yolda daha rahat bir şekilde ilerleyebiliriz. Siz, siz olun ona ayak uydurmaya, dikiş tutturmaya özen gösterin. Son bir şeyi içtenlikle belirtmek isterim ki ; umarım zaman yenik düşmeyen kimselerden olursunuz.

56 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.