• admin

İKİ DUYGU, TEK İNSAN



Bu dünyada her şeyin belli bir yeri var mıdır acaba? Ya da her şey, her zaman yerli yerinde olmak zorunda mıdır? Paralel iki doğru gerçekten sonsuz kadar uzakta mı kesişir, yoksa bir o kadar yakında mı? Sadece bir kelimede mi kesişir duygular, yoksa yanımızdakilerde mi? Yoksa bizzat kendimizde mi? Peki, sevgi ve nefret, iyi ve kötü her zaman ayrı yerlerde midir? Bir insan benliğinde buluşamazlar mı? Sanırım düşünecek çok fazla şeyimiz var. Düşünüyoruz düşünmesine de acaba neden düşündüklerimizi değil de işimize geleni yapıyoruz? Evet, dediğim gibi düşünülecek çok şeyimiz olduğu gibi, üstüne yazılacak da konuşulacak da çok fazla şeyimiz var. Doğrudur, insan mükemmelliyetçi doğası gereği her şeyi her zaman belli bir yerde ister. Sevdiğimiz şeyler her zaman aynı kalsın, istemediklerimiz bizden uzakta dursun... Ha, bir de isteriz ki yeni bir şey olmasın, duymayalım. Ne kadar da seviyoruz her şeyi ayırmayı. Bir şeyi bir kenara, öbürünü olabildiğince uzağa koymayı... Kimi zaman sarıp sarmalamayı, benimsemeyi; kimi zaman da tekrar aynı elle, kolla itmeyi... Çoğu zaman hiçbir şeyin ortasının olmadığını düşünüyoruz. Her şeyi sanki bize çar çur etmemiz için verilmiş gibi bol keseden harcamayı tercih ediyoruz. Bir şeyi özelleştirmektense onu bir o kadar sıradanlaştırmayı, gelişi güzel kullanmayı seçiyoruz. En başta da duygularımızı.


İSRAF



Daha sonrası yokmuş gibi insanlara sinirleniyor, bağırıyor hatta kimi zaman hayatımızdan silip itekliyor ve daha sonra yine yarınlar yokmuşçasına, sanki hep böyle devam edecekmiş gibi bağrımıza basıyoruz. Çünkü bir insan ya iyidir ya kötü. Peki, böyle midir gerçekten? Daha çoğu yerini, detayını bile anlamlandıramadığımız bir canlıyı, bedeni, beyni gerçekten "iyi" ya da sadece "kötü" olarak ayırabilir miyiz? Başkasını ayırabilsek dahi kendimize salt "iyi" ya da "kötü" diyebilir miyiz? Hiç sanmam. "Net" olduğumuzu zannederken aslında bir o kadar bulanıklaşıyoruz. Netlik dediğimiz şeyi fikirlerde değil duygularda arıyoruz. Söz konusu da insan gibi bir canlı olunca çok ama çok yanlış yapıyoruz. Çünkü biz "İnsan" ız. Tek başına yazılınca pek de bir etki yaratmadı, değil mi? O kadar basitleştirmişiz ki insanlığı, sözlükte yazılı olan "iki eli, iki ayağı olan memeli" cümlesi aklımızda kalmış sadece. Söylene söylene de o "zihin" denilen şeye kocaman çivilerle asılmış. Zihnimizi bırakın, içimize işlemiş. Öyle de bir işlemiş ki, kendimizi damgalamak istemişiz. Sonuçta da kötü ve iyi çok sıradan iki kelime haline gelmiş. Birisi bizim istediğimiz, onayladığımız şekilde davranıyorsa "iyi" öbür türlü "kötü" olmuş. Birisi ağlıyorsa "çocuk" ağlamıyorsa "olgun" olmuş. Birisi sevincini dışarıya gösteriyorsa "cıvık" içinden yaşıyorsa "ruhsuz" olmuş.


İNSAN



Bir insan bizi seviyor diye her hareketimizi onaylaması gerektiğini düşünüyoruz. Günümüz ilişkilerine bakılınca da bunun çoğunlukla böyle olduğu ne yazık ki ortada. Bir insanın yanlışını ona söylemeye çekiniyoruz. Çünkü o insana yapılan en ufak eleştiri bir süre sonrasında o insanın bizden nefret etmesine dahi sebep olabiliyor. İşte, bu kadar kolay. Sevmek de nefret etmek de... Sanki çok bol şeylermiş gibi seviyesinde değil, en uçlarda yaşamayı tercih ediyoruz. En ufak sevdiğimiz şey hayranlığa, yine aynı şekilde onayımızı almayan en ufak şey de aynı insana karşı kine, nefrete sebep oluyor. Eh, hal böyle olunca da önce kendimizi sonrasında da "insan"ı basitleştirmiş oluyoruz. Hani demiştim ya "iki eli, iki ayağı olan memeli" diye... Hah, işte tam da sözlük anlamına uygun hale getirmiş oluyoruz. Bırakalım her insanın hata yapma hakkı olsun, öğrensin; deneyimlesin. Bırakalım her insanın doğru yapma hakkı olsun, övünsün; sevinsin. Ve bırakalım ki insan "İNSAN" olsun ki her şeyi bir arada, her şeyin tadına vararak yaşamayı bilsin.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.