İnsan Ne Midir? 1. Bölüm

NOT: Bu yazıda Mark Twain'in "İnsan Nedir?" adlı eserine ara ara göndermeler yapılmaktadır.

Geçen gün denize bakan bir bankta oturuyorum. Dikkatini çekmiş olsam gerek orta yaşlı bir adam oturdu. Herhalde onun da canı burnuna tak etmiş olsa gerek kelimeler birer yaprak misali dökülmeye başladı zihinlerimizden. Anladığım kadarıyla daha fazla tutamayacakmışız.


Şimdi daha iyi farkına varıyorum ki her şeyin bir zamanı varmış. Sonbaharda yaprak için ağaca veda ne ise bazı zamanlar da zihinlerimizdeki dönüp dolaşan düşünceler için de geçerliymiş. Şimdi etmiş olduğumuz sohbetle sizleri baş başa bırakıyorum:

(Ben: B)/ (Yaşlı Adam: Y.A.)

Y.A; Birini mi bekliyorsun?

B: Yoo! Sadece oturuyorum, denizi izliyorum.

Y.A: Yalnız mısın bu Dünya'da?

B: Hangimiz değiliz ki? Birisinin senin somut olarak veya ruhani olarak o an için sana kendini yanında hissettirmesi, senin yalnız olduğun gerçeğini değiştirir mi?

Y.A: Yalnızlık kötü bir şey mi peki sence?

B: Kesinlikle değil. Eğer bu bir seçimse aslında bir ödül gibi bir şey. Zamanını kendin için harcayabilirsin. Kitap okuyabilirsin, enstrüman çalabilirsin, diziler izleyebilirsin, eğer hayattaysa senin için seni sevdiğine emin olduğun tek insan yani annenle zaman geçirebilirsin, spor yapabilirsin. Günler geçtikçe gelişimini göreceksin.

Y.A: Sana annenin seni sevdiğine emin olduğun tek insan olduğunu düşündürten şey nedir? Herkes için geçerli bir şey olduğunu düşünmüyorum.

B: Sana az önce de yalnız olduğumuzdan bahsettim fark ettiysen. Sadece anneleri için evlatları ile olan bağları sadece mantıksal değil, içgüdüsel olduğu kanaatindeyim. Ben hiç annesinden dayak yerken "baba" diye bağıran çocuk görmedim.

Y.A: Annelerimizle aramızdaki bağların içgüdüsel olduğunu söylüyorsun ama onlar da tamamen hormonel yoldan gelen şeyler. Hepsi kimyasal şeylerden ibaret. Aynı duyguları komşu çocuğu için de hissedebilselerdi, emin ol senin için yaptıkları veya yapacaklarından daha azını yapmazdı. Bence doğuştan ilişki kurmadığımız sonradan edindiğimiz arkadaşlıklar daha anlamlı.

B: Bir bakıma haklısın. Çünkü sonradan edindiğimiz insanları bizimle vakit geçirmeye iten zorlayan bir şey yok. Sonradan hayatımızda edindiğimiz kim varsa şu anda kendi istekleriyle oradalar. Ben hiç kimseyi orada zorla tutmuyorum, isteyen istediği zaman çıkabilir hayatımdan. Kimse vazgeçilemez değil burada.

Y.A: Peki mantıksal yolla edindiğimiz arkadaşlıklar sence menfaat için mi kurulmuştur?

B: Sorduğun sorunun amacına göre vereceğim cevap değişecektir. Kimisini güzelliği için hayatında tutarsın, kimisine güvendiğin için, birisinin zekasından faydalanmak için, bir başkasına mevkisi için hayatında yer verebilirsin. Sonuç olarak hepsi menfaat üstüne kurulmuş ilişkiler bana soracak olursan ancak senden hiç bir şey beklemeyen seni sadece sen olduğun için seninle zaman geçirmeyi tercih edenler de olabilir hayatında. Bunda açıkçası bir menfaat görmüyorum.

Y.A: Aslında herkes için bir nevi manevi ticaret sayılabilir insanlarla ilişkilerimiz. Sen ona bir şey verirsin, karşılığında o sana başka bir şey. Tatminiyet takası yoluyla vakitlerinizi öldürürsünüz beraber. Peki ya bir ilişkinin değerini ne belirler?

B: İlişkinin değerini ne kendisinin mensubu olduğu kişilerce birbirlerine sağladıkları faydalar ne de birbirleri için vazgeçtikleri şeyler belirler. İnsanoğlu değerli bir varlık. Peki uğurlarına verilen mücadeleye değer mi? Herkes için söylemek güç. Yaptığın şeyler için "yapmasaydın" diyecekler de olur. Ha kendileri için mücadele verilecek asil kısım da var ancak yüzdeliğe vurunca onlar bile ırklarını günyüzüne çıkaracak kadar aklayamıyor.

Y.A: Senin ilişkilerin nasıl çevrendikilerle?

B: Ben biraz garip tavır takındığımı düşünüyorum bu konuda. Hayatımda kalmasını düşündüğüm veya hayatımda tutunmak için çabalayan kim varsa herkesi ama herkesi eksisiyle ve artısıyla bir bütün olarak kabul ettim. Kapasitelerinin üstünde şeyler beklemedim. Kimseye kolay kolay eyvallah da çekmedim. Bunu görenler arasında suistimal etmeye çalışanlar da vardı, hareketine çeki düzen veren de. Ama hepsi bilir hayatımdaki yerlerinin garanti olmadığını. Çoğu için zaten umurlarında mıyım onu da bilmiyorum fakat bu onların benim düşüncelerimi umursayıp umursamaması benim umurumda değil işte onu biliyorum. Lakin onların birbirleriyle olan ilişkileri için aynı şeyi söyleyemem. Kendilerince çizdikleri kırmızı noktalarıyla onun aşılması halinde bitirilmeyecek ilişki yok gözüyle bakıyorlar ilişkilerine. Kendi bilecekleri iş. Kim kime ne yapmış umurumda değil, sanki umurumuzdaymış gibi davrandığımızda o kişinin derdini tamamıyla benimsiyoruz ya. Hayat ne olursa olsun devam ediyor. Merkezlerimizde bizler varız, başkalarında ise bazen kayan bir yıldız, bazılarında Dünyalarını aydınlatan güneş, bazılarında ise hilalinde günahlarını astıkları ayız.

Y.A: Peki ya bencillik nedir sence? Hep kendini düşünmek mi? Bizim için fedakarlıklar yapan insanlar kendileri adına kararlar aldıklarında bencil sınıfına mı girerler?

B: Burada göz önüne alınması gereken şey "o kişinin bizim için yaptığı bir şeyi başkasına yapar mıydı?" diye sormamız olacaktır. Eğer cevap evet ise yaptığı şey fedakarlık olmaktan çıkar. Keza senin çevrende de onun yaptığını yapabilecek bir insan varsa zaten onun yaptığı sana fedakarlık gibi gelmeyecektir. Lakin öyle birisi yoksa hayatında göreceli olarak ilk şahısın yaptığı davranış gözünde büyüyebilir. Canları istediği zaman kendilerinin çıkarı için almış olduğu kararlar bize de yansıyorsa bu o kişiyi bencil yapar. O kişiye bencil olduğu için kızamam, bencillik bir nevi kendini koruma mekanizmamızdır ki Dünya'da bencilliğimizi bozmaya değer hiç bir kişi yok, olamaz da zaten.

Y.A: Bazıları sen gibi düşünmüyor ama. Kimileri canını feda ediyor bir başkası daha rahat uyuyabilsin diye. Birileri çocuğuyla harcayacağı zamanı feda ediyor, o çocuğun karnına iki lokma yiyecek girsin diye. Kimisi neleri sineye çekiyor başkalarının canı yanmasın diye.

B: Ben buna katılmıyorum. Mesela sen sana kötülük yapana iyilik yaptın diyelim. Neden yaparsın bunu?

Y.A: Yukarıdakinin takdirini kazanmak için.

B: Gördün mü bunu bile yaparken kendini düşünüyorsun. Ona hakkın geçmiş olsa ve sen helal etsen, yukarıdakinden bir nevi prim misali ödüllendirileceğini umuyorsun. Ucunda sen ona hakkını helal ettin diye sana sevap yazmayacağını bilsen helal eder miydin hakkını?

Y.A: Büyük ihtimalle etmezdim.

B: Ben açık olmak gerekirse bencilliğimin farkında birisiyim. Öylesine bencilim ki elimde olmayan sebepler tarafından maruz kaldığım muamele sonrası olsun, menfaatleri için başkalarını düşünmemeleri olsun, bana karşı iyi niyetleri olsun. İlişki kurduğum insana kendi hakkını helal etme opsiyonu bile vermeyi düşünmüyorum artık. Kendisi bana iyilik de yapsa ve hakkını helal etse artık o iyilik hakkındaki meselesi benimle olmaktan çıkar. Tanrı ile görür hesabını. Lakin ben kendimi üzerimden prim yaptırtacak zihniyette birisi olduğumu düşünmüyorum...


"Liars" - Gregory Alan Isakov with the Colorado Symphony


(Devamı gelecek.)

76 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.