İnsan Ne Midir? 2.Bölüm

(Bu yazı 1. bölümün devamı niteliğindedir. Eğer ki yazıyı tam olarak benimsemek istiyorsanız önce 1. bölümünü izleyiniz. Ardından yazının sonuna koymuş olduğum müzik ile bu yazının tadını çıkarabilirsiniz. Keyifli okumalar.)

Y.A.: Aslında kendini şanslı hissetmelisin. Çünkü sana yararı dokunan kişi için sen Tanrı'nın gözünde yükselmesi açısından bir sebep oldun. Bu sana kendini neden böyle hissettirdi açıkçası pek anlam veremedim.


B.: Bilemiyorum. Sadece insanoğlunda bir gariplik var ve bu bana kendimi kötü hissettiriyor. Arada gerçekten iyileri ve kötüleri ayırt etmede zorlanıyorum.


Y.A.: Bak genç adam, hayatında topluma karşı bakışın nasıl bilmiyorum ancak bildiğim tek bir şey varsa o da hayatın önüne her türden insanı çıkaracağıdır. Kimisi seni üzecek, kimisi sevecek, kimisi sırtından vuracak, kimisi seni düşürecek bir başkası ise düştüğünde kalkman için sana uzanan el olacak. Her biri seni sen yapan kişi üzerinde pay sahibi olacak.


B.: Benim olduğum kişi üzerinde pay sahipleri mi olacak? Nasıl yani?

Y.A.: Bir kaya parçası düşün. Yüzyıllardır yerinden bir santimetre bile kımıldamamış. Ancak kayaya baktığında göreceksin ki bazı yerleri delik deşik. Neden? Bu su damlalarının ısrarcılığındandır. Oysa tek bir su damlası o kayaya hiçbir şey yapamazken, asırlardır yağan yağmur kayayı yola getirmesini bilir. Aynı şey rüzgar için de geçerlidir bu arada. Zamanı arkasına alarak esen bir rüzgarın aşındıramayacağı kaya yoktur.


B.: Olaya hiç bu açıdan bakmamıştım ama sanırım haklısın. Çevresel faktörler kişiliğimizin oluşmasında pastanın büyük dilimini oluşturuyor. Hayatımıza gelişigüzel değil de geldiklerinde hayatlarımızı güzelleştiren kimseler katmaya çalışsak bizim için daha iyi olur.


Y.A.: Unutma ki yaşamın ilerleyişine göre her halükarda bir şeyler harcanmakta. Kimi zaman vaktini kimi zaman kendini harcar insanoğlu. Birbirlerine harcamak varken birbirlerini harcama girişimlerinin sonuçsuz kalması sonucundandır birçok ayrılık. Mesele harcanıp ya da harcanmamak değil. Mesele uğruna ödemiş olduğumuz bedelin buna değdiğini görmemiz aslında.


B.: Peki ya mutluluk hakkındaki düşüncelerin neler? Kendisiyle aran nasıl?


Y.A.: İlk olarak eğer insan mutsuz bir mizaçla doğmuşsa hiçbir şey onu mutlu edemez, eğer mutlu bir mizaçla doğmuşsa da hiçbir şey onu mutsuz edemez(1). Mutluluğu ben ikiye ayırıyorum kendi kafamda. İlki mutlak mutluluk. İkincisi ise geçici mutluluk. Mesela hastaneye gittiğinde iğne vurulduğunda birkaç saat sonra acısını hissetmememiz gibi. Başka bir örnek verecek olursak zevk aldığın herhangi bir eylem sonrası ruh halin olabilir; arkadaşlarınla parti yapmak, enstrüman çalmak, çikolata yemek gibi örnekleri verebiliriz. Birkaç saat veya bilemedin gün sonra etkisi üzerimizden kalkan mutluluktur bu.

B.: Mutlak mutluluk derken neyi kast ettiniz?


Y.A.: Matematikten bilirsin ki mutlak değerin içi daima pozitif olarak dışarı çıkar. İki tane yukarı doğru dik başlı iki çizgi içinde hapis hayatı yaşayan elemanların mutluluğu için matematik haddini fazlasıyla zorlar. Kimi zaman çok uğraşmasına gerek kalmaz(+), lakin kimi zaman kendisini "-" ile çarpmak zorunda kalır. Ben burada "-" ile çarpılmayı hayatımızda vermiş olduğumuz mücadeleler, çektiğimiz çileler olarak adlandırıyorum. Kendisine ulaşmamız biraz uzun vade alabilecek bir durum "mutlak mutluluk" dediğim kavram. Ancak bir daha ortadan kaybolabilecek bir şey değildir asla. Bu durum bazen maddi anlamda zor günler geçiren birisi için masasına et koyabilmek de olabilirken, kimisi için hayatının insanı olarak gördüğü kişiyle birlikte nice sorunların üstesinden gelmelerinin verdiği rahatlık, kimisi için akademik başarı. Bu böyle uzayıp gider. Bahsettiklerimin aksini daha hiç yaşamadım. Yaşamdaki her olgunun doğuşunda bir yıkım vardır. Mutsuzluğu tatmış olan bir insanın mutluluğuna hiç şahit oldun mu bilmem ama onların gülüşleri hep bir ayrıdır. Mutluluk eğer acıdan doğmuşsa ayrı bir anlam kazanır.


B.: İnsanlar hayatlarında başlarına gelen şeylere böyle bakmıyorlar ki. İnsanları anlayamıyorum. Evrende her şey zıttıyla birlikte anlam kazanmamış mıdır? Mutluluk da buna dahil. Mutluluğu önemli kılan şey de üzüntü değil midir? Ben de düşünüyorum ki yaşama da anlam katan şey ölümün kendisi değil midir? Sonsuza dek yaşayacağımızı bilsek hayatı şimdikinden daha farklı yaşayacağımıza eminim. Sadece bazı insanlar hayatın üzülmek için fazla kısa olduğunda ısrarcılar. Ben de onlara kısmen katılıyorum ancak üzülmek de göz ardı edilebilecek bir eylem değil bence.


Y.A.: Mutlu olmak bizim elimizde midir ? Kimler mutlu olabilir ?

B.: Her zaman mutlu olmak zorunda mıyız diye düşünmeden edemiyorum. Hepimiz bazen felaket hissederiz. Dişimizi sıkarız geçer gider. Ne bu mutluluk aşkı anlamıyorum. Çevremizdekilerin çoğu mutluluğa başka insan(lar) aracılığıyla ulaşacaklarını düşünüyorlar. Kendisi çocukluğunda sevgi görmemiş. Mutluluğu bilmediği sularda aramasından doğal bir şey yok. Bu davranış tam da içgüdülerimizdeki çaresizliğin davranış biçiminde dışavurumudur. Aynı şeyleri yavrusunu yuvasında yalnız bırakma riskini göze alarak ona yemek ihtiyacını gidermek için yuvadan geçici bir süreliğine ayrılan birçok hayvan da yapıyor. Sevgi de bir nevi ihtiyaç olduğundan bu tip kimseler aç kalan gönüllerini böyle doyurma girişimlerine başvuruyorlar. Zaten çoğu insanın berbat hissetmesinin de birincil sebebi bu ya. Senin hayatında birkaç ay, yıl önce olmayan birisinin kendilerine mutluluğu getirebileceğini düşünürler. Sorsak "mutluluğu o'nda buldum" derler. Bu bir başkasını kullanmak olmaz mı? Onun üzerinden mutlu olmak... O kişi veya kimseler olmasa mutsuz olacağına dair kanılar...

Mutluluk annelerimizin önümüze koyduğu yemeğe benzer. Beslenme ihtiyacımız annelerimiz varken çoğu zaman onlar tarafından karşılanır ancak bu demek değildir ki annelerimiz yokken biz aç kalalım. Açlık durumunda hayatta kalma arzumuz bize yiyeceği bulmamızda her türlü bir yol gösterecektir. Şayet aksi takdirde Dünya'da annesini kaybetmiş birçok insan açlıktan ölürlerdi. Mutluluk için de aynı şey geçerli. Bir tarafta midemiz besine doyarken, diğer tarafta ruhumuz besleniyor. Biz biz olalım, kendi başımıza ihtiyaçlarımızı karşılayabilmeyi öğrenelim. Aksi takdirde hep başkalarının inisiyatifine bakacak kadar aciz (yeteri kadar aciz değilmişiz gibi) duruma düşmüş bir şekilde can vereceğiz.


Y.A.: Bu konuda bir fikrin var sanırım. Bu kadar hararetli konuştuğuna göre...


B.: Bence insan hayatı her türlü yaşayabilmeli. İki gün de mutlu olmayıverelim demiyorum ama gireceğiniz yaşam sizden önce de yaşanabilir olmalı ki siz oradan eğer olur da ayrılmak durumunda kalırsanız enkaz haline dönmesin. Lakin insanlar bir hayatı daha yaşanabilir kılmak için o hayatı mahvetme riskini gözünü kırpmadan alıyorlar. Girdikleri hayatlarda tutunmak için gösterdikleri çabaların yetersizliğine girmiyorum bile. Bana kalırsa hayatı tabiri caizse "bambaşka" yaşamak için insanlar ilişkiler kurmalılar. Yani bir başkasıyla yaşayabileceğim bir şeyi yaşamak için birisiyle asla beraber olmamalı. Bu o kişinin bizim gözümüzdeki konumunu basitleştirir diye düşünüyorum. Yaşam öykülerini yazarken çevrelerindekilere rollerini iyice dağıtmalılar. Tek bir satır hak etmeyen insanlara bölüm bahşetmemeliler. Aksi takdirde hayatlarının kapağı olacaktır.

(Devam edecek...)

(1)Bahsettiği yazar "Mark Twain".

(+) Mutlak değerin "+" kısmına da doğuştan sahip olduğu imkanların farkında olan ve bunlardan mutluluk duyabilmek olarak algılayabiliriz. Ortada kişi tarafından bir çaba yokken Tanrı'nın kendisine sunduğu imkanların kıymetini bilmek gibi bir tanım zannımca uygun olacaktır.

55 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.