BİR LİSAN HER İNSAN: İNSANCA!

Canlılar birbirleri aralarında iletişim kurmak için araçlara ihtiyaç duyarlar. Hayvanlar kendi seslerini çıkartır, bitkiler yönelir, eğrilir, doğrulur, insanlar ise konuşur. Hayvanlar ve bitkiler kendi alemlerinde bir şekilde de olsa geçinip gitmesini biliyorlar. Peki ya biz? İnsanoğlu da onlar gibi geçinebiliyor mu? Yoksa kendilerine bahşedilen bu konuşma nimetini farklı emeller üzerinde mi kullanıyorlar? Bakalım öyleyse.

Bu zamanda pek çok insan, ilişkileri hakkında kaygılar taşımakta. Birbirlerini anlamadıklarını iddia eden taraflar için iletişim kurmak bir hayli zor olabiliyor. Günümüzde Dünya'da konuşulan dil sayısı git gide artmakta olsa da neden insanlığın iletişimi geriye gidiyor? Bu sorunun cevabı aslında basit, aynı dilde konuşsalar da aynı dille konuşmuyorlar.

Halbuki anlaşılmak için ortak bir dil olması gerekmez. Yol kenarında üzgün birisini güldürmeye çalışmanız, o kişide "seni anlamaya çalışıyorum, şu an üzgün görünüyorsun, modunu yükseltmek için bunları yapıyorum" anlamına gelecektir.


Bugüne kadar insanlar hakkında edindiğim bilgilerden birisi de davranışları da insanın karakterini konuşturan bir nevi dilmiş. Herkes birbirlerine güzel sözler söyleyebilir, lakin bunu hissettirmezlerse o sözler yarı yolda kalır. İnsanlar nasıl kendi gelişimleri için dil öğreniyorlarsa çevrelerinde de güzel ve iyi anlaşılmak için bir dile ihtiyaçları var: İNSANCA. Günümüzde pek çok dil konuşuluyor, ki bu dillerin sayısı git gide artıyor. "Kullanılmayan bölge körelir" mantığıyla çalışan beynimiz gerek çevresel faktörlerden gerekse ani dürtüler ile hareket eden kimselerde "İNSANCA" bilen tarafını unutmaya mahkum bırakmış durumda. Halbuki bu dil her insanın doğuşuyla Tanrı tarafından bize bahşedilen bir dil. Ama gel gör ki dış etmenler bizim bu dili kullanmamıza mani oluyor.


İnsanlar güzelliklerini konuşturuyorlar, çenelerini hareket ettiriyorlar, dudaklarını oynatıyorlar. Düşündüğünüzde o kişinin hayatımızda oluş sebebi kendisi olması değil midir? Bedenlerimiz, ruhlarımızın üstüne çekilen bir kitap kapağı misali sadece dış görünüşten ibaret. İnsanların fiziksel özelliklerini konuşturması onların konuştuğu anlamına gelmez ki. Bahsettiğim şeyler Tanrı tarafından kendisine taşıması için bahşedildi. Anlayacağınız üzere kulun hiç bir emeği yoktu. Lakin bunun yanında Tanrı bizlere 'özgür irade' adında bir şey de vermişti. Çevremizde edindiğimiz onca insan da bu iradesini kendimize yakın hissettiklerimiz değil mi? Hayatım boyunca birçok insan profiline rastladım. Yürüyen ölüler gördüm, gözleri olup da gerçekleri göremeyecek kadar kör, ayakları olmasına rağmen yıllarca yerinde sayan kimseler tanıdım. Bunun yanı sıra dilsizlerin çığlıklarını da duydum, elleri olmayan kimselerin dokunuşlarını içimde hissettim. İnsanlar beni dokunaklı biri olarak gördüler ancak ben hiç öyle düşünmemiştim. Sadece hayatla ilgili bir şeyler görmeye kalkıştım ve görebildiğim kadarını diğer insanlara anlatmaya çalıştım.


İstisnaları kenara bırakırsak günümüzde çoğu insanın etrafında onlarca kişi olmasına rağmen neden yalnızlar? Neden öyle hissediyorlar? Dinleyenleri mi yok, yoksa onlar mı dertlerini anlatamıyor? İnsanlar kendilerinin yalnız hissetmelerine sebep olacak kalabalıklarla beraberler. Burasını umut dolu sözlerle donatmak isterdim lakin bu yersiz olur. Neredeyse herkes sebebi olmadıkları hataların bedellerini ödüyor. Hak etmediği ortamlarda yıllar geçirmek zorunda kalabiliyor. Belki de insanın sevilmekten çok anlaşılmaya ihtiyacı vardı.

Velhasıl kelam, insanların çoğunluğunun başındaki bu sorunu çözebilmek için verilebilecek tek bir savaş var: İnsan kalabilmek. Herkes 'İnsanca' davranmasını öğrenirse ve bunu hayatlarında pratik yaparlarsa çivisi çıkmış Dünya'mıza bir çivi çakmış olacaklardır. Hayatta şu iki sınıf her zaman olacaktır; birincisi insan kalacaklar, ikincisi de insanlıktan kalacaklar. Siz siz olun, kaldığınız yerlere, iz bıraktığınız zihinlere, hayatınızda yer alan kimselere dikkat edin.


Evgeny Grinko- Short memory

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.