İSMİ GİZLİ BİR ŞEHİR



Bir şehir ne kadar etkileyebilirse insanı o kadar büyüleniyorum; bu şehrin sokaklarından yaşanmışlığından. Caddenin ortasındaki medreseden başlıyor dalıp gitmelerim, dağların rüzgarı vuruyor yüzüme, kayboluyorum. Neredeyim ben? Nereden geldim? Ne zaman geldim evimden bu kadar uzağa? Sorgulamalarım kafamda dönmeye başlıyor. Sanki hep olmam gereken yerdeyim, sanki bu şehir hep beni beklemiş...

Zaman, en çabuk geçen göz açıp kapayana kadar kim bilir kaç ömür böyle geçti. Hapishanelerde, sokaklarda, saraylarda yahut bir kulübede. Kim bilir kimler geçti belki bir şair belki bir yazar, bu duvarların ardından. Küçük bir çocuk kuzularını gezdirdi belki de bu dar sokaklarda, tam da bu çeşmeden su içmiştir kana kana yazın kavuruğunda. Bir şarkı çalmıştır uzun uzun, çaylar içilmiştir şu ağacın altında.


Şu dağların ardından gelen rüzgar fısıldıyor kulağıma; bak diyor iyi izle bu şehri dikkat kesil taşlarına. Doğu Roma arda kalan surlar, Moğol istilasından yaralar, Selçuklu'dan kalma kümbetler henüz bilmediğim diğer eserlerle buram buram tarih kokan Türklüğün en canlı yaşadığı medeniyetin merkezindeyim. ( neresi olduğu söylemiyorum...) Bir Osmanlı halkı geçti ki buradan camiler bıraktı, bir usta-çırak geçti ki buradan yarım kalan minareleriyle bir medrese bıraktı, bir Rus harbi yaşandı ki kan izleri halen taşlarda süzülmekte.


Bir Mustafa Kemal geçti ki buradan; Milli Mücadele'nin temelini attı, Türk halkının kaderini değiştirdi ve o geceyi şu karara bağladı aziz silah arkadaşlarıyla: "Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür parçalanamaz." Bir Nene Hatun geçti ama öyle geçti ki savaş meydanın ortasından " çocuğum anasız büyür de vatansız büyüyemez" diyerek, kundakta bebeğini bırakıp memleketi için savaştı.


Bir komutan geçti bu topraklardan, savaşta ailelerini kaybetmiş çocuklar için yetimhane kurdu eğitim görsünler diye kendini onlara adadı. (Kazım Karabekir, hatta bugün Atatürk Üniversitesi Eğitim Fakültesinin isim kaynağıdır)

Daha adını sanını duymadığım nice kimseler gelip geçti bu topraklardan, nice askerlerin kanı karıştı toprağına, dağlarına, taşlarına.

Gelip görene kadar bu şehre haksızlık ettiğim için kendime kızıyorum. Ön yargılarımız ne kadar gereksiz ve yersiz bir kez daha gördüm.



SONA GİDERKEN

Aklımı kurcalayan bir başka şeyse, şu an okuduğum fakültemin eski bir hapishane olması. Karanlık ve loş koridorlarda geçerken, kulağıma daktilo sesleri geliyor, parmaklıkların ardında çalan türküleri düşünüyorum, bazense sadece mahkumları. Acaba kaçı gerçekten suçluydu acaba kaç tanesi düşüncesi için parmaklıklar ardında susturulmaya çalışıldı. Belki birisi tam da ders gördüğüm sınıfta haksızca işkence gördü. Bilmek isterdim bu duvarların ardında kaç şairin mısralarına kelepçe vuruldu, kaç yazarın kalemi kırıldı, bilmek isterdim her gün gidip geldiğim bu yollardan kimler geçti şu okuduğum gazeteler o yıllarda ne yazdı. O zaman da halkı uyutmak için mi yazdılar yoksa cesurca gerçekleri mi sundular? Kim bilir belki de hiçbir şey olmamıştı. Yalnızca benim hayal gücüm bunların hepsi.

İnanıyorum ki, her nesnenin her insanın bir geliş sebebi var bu dünyaya, bir hikayesi, geçmişi var ve hiçbiri tesadüf değil. Benim tam da Erzurum'da okul kazanmam tam da şu an size bunları yazıyor olmam hepsinin bir nedeni, sonuca bağlayıcısı var. Pes etmeyin, zafere ulaşırken geçtiğiniz yolları sevin onlarla savaşmayın, eğer siz savaşmaya kalkarsanız bulunduğunuz konumda sizle savaşır geçtiğiniz yolların hepsi yol olmaktan çıkar birer engel olur. Son bir şey "ön yargılarınızdan sıyrılın."


61 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.