ISSIZ ADA


Şu an karşısında oturduğun bilgisayar ile kaç saat geçiriyorsun bir günde? Ya da elindeki telefona kaç saattir hareketsiz bakıyor gözlerin? Bu iki sorudan birine cevap verebiliyorsun büyük ihtimalle. Sesli söyleyemiyor, içinden hayretle yanıtlıyor da olabilirsin. İpin ucunu çoktan kaçırmış saatin farkına varamamış da. Maalesef bugün çoğumuz telefonla çok fazla vakit geçirdiğini fark edip elinden bırakınca bilgisayara veya diğer cihazlara geçiveriyor. Dinlenmeyi bile ekran karşısına bağlıyor artık. Ekran değiştirerek dinleniyor. Saatler süren dizileri soluksuz izlerken gözlerimiz hiç ayrılmıyor ekrandan. "Bu konuda irademiz çok güçlü gerçekten. Usanmıyoruz. Ama biz de haklıyız değil mi? Gündem, siyaset, diziler, filmler, merak ettiklerimiz, bilim, sanat ve daha pek çok şey ekranın ardında gizli. Oturduğumuz yerden her bilgiye ulaşmak için sadece arama motoruna ihtiyacımız var. O zaten bize binlerce kaynaktan süzerek istediğimiz cevabı getiriyor. E uğraşmamış oluyoruz işte saatlerce kaynak aramaya, bilen insanlar bulup onlara sormaya, iletişim kurmaya gerek kalmıyor. Biz yorulmuyoruz." İşte bu düşüncelerle saatlerce elimizde kalıyor o telefon. Önümüzden hiç ayrılmıyor bilgisayar. Hep bizimle. Dijital dünyaya fazla adapte olduk sanki. Bizi yönetiyor, sağlığımızı yönetiyor. Saatlerce ekrana kilitlenmekten bozulan gözler artık normal karşılanıyor. E hepimizin derdi. Sonra baş ağrılarımız. Bedenimiz kaldırmıyor. Yoğun iş, okul hayatında yorulan zihnimizin önümüzden hızla akan görüntüler ve yazılar da işgal ediyor. İletişim kurmuyoruz. Çoğumuzun merakla birbirine sorduğu sorular da yok artık. Merak etmiyoruz.


Elimizin altında akıllı cihazlarımızda tabii ki faydalı bilgiler, makaleler, e-kitaplar da dolu. Ama sosyal hayatımızı da dijitalleştirmeye gerek var mı? Tadı yok mu tüm bunların?

Sosyal medya gerçeğine tüm hayatımızı bağlamanın anlamı nedir? Hayatını sosyal medya için yaşıyor gibi nefes alanların sayısı neden gün geçtikçe artıyor? İnsanlar neden sosyal medya ile yiyor, geziyor? Çocuklarını neden sosyal medya ile büyütüyor, seviyor? Bir şeyleri fiziksel olarak tutabilecek kas ve kemik gücüne sahip olan çocuklar neden ilk olarak telefona dokunuyor, tutuyor? Bugün ülkemizin azımsanmayacak kadar büyük bir kısmını oluşturan ebeveynler buna belki istemeden de olsa yol açıyor. Çocukları akıllı telefon kameralarıyla büyüyor ve çoğunlukla iki yaşına gelmeden bu cihazların inceliklerini biliyor oluyor. Dijital dünya, akıllı cihazlar ve medya asla gizlenmesi, olmaması gereken şeyler değil. Ama eğer bir gün bu yenilik, teknoloji, icat ve yaşam kolaylaştırıcılar işlevleri dışında, abartıyla, zamansız, zarar verecek derece kullanılmaya başlarsa buna birilerinin dur demesi de gerekmez mi?

Belki yazı boyunca değindiğim her kelime farklı bir kapı açtı zihninizde. Olabilir ve doğrusu, olması gerekende budur. Her kelime hakkında her terim üzerinde ayrı başlıklarda ve yazılarda uzun uzadıya konuşulabilir. Toplumların, tüm dünyanın, gizliden gizliye savaş verdiği en can alıcı konulardan biridir. Bence kilit noktayı çoğu konu gibi yine çocuklar oluşturmaktadır.

Çocukların, televizyon, bilgisayar, internet, video oyunları, akıllı telefonlar, dijital oyuncaklar ile verdiği savaşı görmek, kahkahalarının ardındaki sessiz çığlığı duymak zorundayız.

Onlar için görsel ve işitsel anlamda büyük bir cazibesi olan televizyon onların oyun oynarkenki zihinsel faaliyetlerine dahi olumsuz etki edebilmekte ve kalıp düşüncelere mahkum edebilmektedir.

Zihinleri temiz kalması gereken çocuklar, deneyimsiz ve yeterli bilgiye sahip olmayan ebeveynler etkisiyle de internette ulaşmamaları gereken her bilgiye ulaşabiliyor. Zihinler tozlanıyor.

Şiddet içerikli video oyunlarla belki tüm gününü geçiren çocuklar agresif davranışlara yöneliyor ve yaratıcı oyun gücünü de kaybediyor.

Akıllı telefon kullanımın 2020 yılı sonunda 4.8 milyara çıkacağı düşünülen günümüz dünyasında çocuklar savunmasız. Ellerine kimi zaman susturucu olarak akıllı telefonlar tutuşturuluyor ve gelecekte sabırsız, gazetedeki bir metni okuyamayacak derecede dikkatini toplayamayan bir nesil oluşuyor.

Yaratıcılığı körelmiş, sabırsız, sinirli bir gelecek. Sosyal medya, dijitalleşme ve internetin boyut atlaması, abartılı kullanım aslında her şeyden önce bilinçsizlik maalesef geleceği oluşturuyor. Tüm akıllı cihazların, dijital dünyanın tadına vardıktan, tüm dünyamızı kolaylaştırdığını gördükten sonra çocukların ve rol model olan bizlerin ayağına zincir vurulmasını engellemeliyiz. Bundan çok değil birkaç yıl sonra çocuklar sokağa çıktığında ya da o azalan okul bahçelerinde ceplerindeki cihazlardan bağımsız oyun oynayabilmeli ve "Merhaba!" diyebilmelidir. Kendimizi ve onları kurtarabiliriz. Birkaç saniyeliğine ekranların içinden çıkabiliriz. Herkes cep telefonundaki ıssız adasına veda edebilir. En azından orada yaşamadığını fark edebilir.

41 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.