İYİLİĞİN İÇİNDEKİ KÖTÜLÜK?

“İyilik” ve “kötülük” kavramları günümüzde çoğu insanın diline pelesenk olmuş durumda, ama ne kadar etik kullanıyoruz? Çoğumuz sevdiğimiz insanlara iyi derken sevmediğimiz insanlara kötü diyoruz. Kime göre kötüler? Neye göre iyiler? Ya da sevdiğimiz insanlara iyilik yaparken sevmediğimiz insanlara kötü davranıyoruz. Bu soruların beraberinde aklıma Kant’ın şu düşüncesi geliyor: “Bir iyilik, iyilik yapılan kişiye karşı sevgiden kaynaklanıyorsa erdemli değildir sadece ahlak kurallarından esinlenmişse erdemlidir.” İyilik ve kötülük; iyi insan ve kötü insan kavramları yıllarca hatta yüzyıllarca felsefeciler tarafından çokça düşünülmüş bir konu. Bu kavramlar belki de en çok rasyonalizm düşünce yapısını benimsemiş kanıtsal yaklaşmayı seven insanları zorluyor çünkü kavramlar fazlasıyla değişken durumda; kişiye göre, yere göre, zaman dilimine göre. Bilgiler ışığında aklıma takılan en önemli soru: Ya kötü bildiğimiz insanlar iyiyse? Bu konuda tarihten onlarca örnek bulabiliriz.

İnsanları, rasyonel bir biçimde kendi çıkarlarını izleyen ve faydalarını en yüksek noktaya getirmeye çalışan canlılar olarak gören, faydacılığın kurucusu olarak da bilinen Jeremy Bentham, yaşadığı dönemde kötü bir insan olarak bilinirdi hatta anglikan din adamı olan Sydney Smith’in, Bentham’ın insanların ölmüş büyükannelerinden çorba yapmaları gerektiğini düşündüğü yolundaki sözlerini duyanlarınız olmuştur. Ben de duyduğumda Bentham’a karşı ön yargı oluşturmuş olsam da bu sözlerin sadece erdem uğruna bazı insanların söylemiş olduğu sorumsuz yalanlar olduğunu keşfettim. Bentham’ın kötü adam ilan edilmesinin altta yatan nedeni ise tamamen yukarıda bahsettiğim Kant’ın düşünce yapısını benimseyen insanlardan kaynaklandığını söyleyebilirim. Bu tarz insanlara göre; insanlar faydacılık için değil erdem için iyilik yapmalıdır ki Bentham faydacılık ilkesine göre iyiliği benimsediğinden kötü adam ilan edilmişti. İyiliği bir erdem olarak görenler için Bentham kötü adam ilan edilse de Bentham; kendi fikirlerini benimseyenler için iyilik meleğidir.

Bentham kendi iyi insan tanımına göre çok iyilik yapmıştır. 19. yüzyılın ortaları İngiltere’nin maddi yönden, fikir ve ahlak yönlerinden inanılmaz ölçüde ilerleme gösterdiği yıllardır. Bu dönemin başlarında, daha önce aristokrasiyi temsil eden parlamentoyu, orta sınıfı temsil eder duruma getiren, hepimiz lise sıralarında tarih dersinde gördüğü “Reform Yasası”çıkmıştır.

Yasa İngiltere’de demokrasiye doğru atılan adımların en zoru olmuştur. Hemen arkasından da, Jamaica’da köleliğin kaldırılması gibi, başka önemli reformlar gelmiştir. Bu dönemin başında adi hırsızlığın cezası asılarak idamdı. Çok geçmeden ölüm cezası yalnız adam öldürme ve vatana ihanet suçlarıyla sınırlandırıldı. Yiyecek fiyatlarını korkunç sefalete yol açacak ölçüde arttıran Hububat Yasaları 1846′da yürürlükten kalktı. 1870′de zorunlu eğitim getirildi. Victoria dönemini kötülemek bugün moda haline gelmiştir; ama ben bizim çağımızın, onların çağının yarısı kadar iyi not almasını dilerim.Ancak şimdiki konumuz bunlar değil. Gelmek istediğim nokta şudur: o yıllardaki ilerlemenin çok büyük bir bölümünün Bentham’ın etkisi sayesinde gerçekleştiği kabul edilmelidir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de yaşayan insanların onda dokuzunun, Bentham olmasaydı yaşayabileceklerinden daha mutlu yaşadıkları kuşku götürmez. Felsefesi öylesine yalındı ki, ona yaptıklarının bir gerekçesi olarak bakmış olabilir. Bizler, şimdiki daha aydın çağımızda, onun fikirlerinin abes olduğunu görebiliriz. Ancak, Bentham’ınki gibi pek de onurlu olmayan bir faydacılık ilkesini reddetme nedenlerine bir göz atalım.

“İyi insan” tanımı nedir? İdeal iyi insan içki ve sigara içmez, küfretmez, her konuda isabetli fikirleri vardır. Haksızlığa karşı derin bir nefret duyar.Yanlış düşünmeye karşı daha da büyük bir nefret duyar. Titizlikle yürüttüğü mesleki faaliyetleri yanında hayır işlerine de hayli zaman ayırır: işçilerin ve onların çocuklarının çalışkan, serinkanlı ve erdemli olmalarını destekleyebilir ve bunu o konulardaki başarısızlıkların gereğince cezalandırılmasını sağlayarak yapar; belki bir üniversitenin mütevelli heyeti üyesidir ve yıkıcı fikirleri olan profesörlere görev vermeyerek eğitime yönelecek saygısızlığı önler.Dar anlamıyla “kişisel ahlakı” kusursuzdur. “Kötü” adam ile yukarıda tanımlananın tersi olan adamı kastediyorum. “Kötü” bir adam sigara, arada bir de içki içer; hatta damarına basıldığında ağzını bile bozabilir. Yıkıcı fikirleri de vardır; örneğin, barış istiyorsanız savaşa değil barışa hazırlanmanız gerektiğini düşünebilir. Hatalara karşı tutumu bilimseldir; tıpkı arıza yapan otomobiline olan tutumu gibi. Vaazların ve hapis cezasının, patlak bir otomobil lastiğinin tamirine yararı neyse, kötü alışkanlıkları düzeltmekte de yararının o kadar olduğunu iddia eder. Yanlış düşünce konusunda daha da terstir. Ona göre “yanlış düşünme” sadece düşünme, “doğru düşünme” de sözcükleri papağan gibi tekrarlamaktır. Bu durum, onun her türden garip fikirleri olan kişilere yakınlık duymasına yol açar. Sıradan ve saygın bir vatandaşın sözünü ettiğimiz bu niteliklerin bir veya birkaçını taşıyan bir kişi hakkındaki kanaati olumsuzdur; bu nedenle bir hakim, bir öğretmen veya bir doktor gibi yetkileri olan görevler almasına izin verilmez. Bu tür işler yalnız “iyi” insanlara açıktır. Bu tanımlamalar son zamanlara göre şekillenmiştir.Fakat ülkelerin bazı dönemlerinde bu kavramlar yine bu şekilde tanımlanmıştı.Bunlardan en iyi örnek Cromwell zamanı diyebiliriz.

İngiltere hepimizin bildiği gibi yıllardır monarşiyle yönetilmektedir. Fakat 17.yüzyılda bir dönem cumhuriyetçi hükümet İngiltere’de baş göstermiştir. Bunun mimarı ise Oliver Cromwell’dir. Bu döneme bu nedenle Cromwell dönemi de denir. Cromwell, prüten anlayışındaydı. Prüten anlayışını duymamış olanlarımız varsa prütenlik bir çeşit mezhep de diyebiliriz. Prüten, 16. ve 17. yüzyıllarda I. Elizabeth'in İngiliz Kilisesi'nde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendisini "saflığı" aramak olarak tanımlayan bi protestan doktrin ve ibadet şeklidir. Prütenlik Amerikanın kuruluşunda da çok önemli bir role sahiptir. Cromwell zamanında Püritenlerin kısa süren egemenliği sırasında da iyilik anlayışı yukarıda bahsettiğim şekildeydi ve onlar tarafından Amerika’ya aşılanmıştı. İngiltere’de tekrar ortaya çıkışı Fransız Devrimi’nden sonra, Jacobinizm’e -yani şimdilerde Bolşevizm diyebileceğimiz şeye- karşı mücadelede yararlı olabileceği düşüncesiyle olmuştur. Wordsworth’ün yaşamı bu değişikliğe bir örnektir.Gençliğinde Fransız Devrimi’ne yakınlık duymuş, Fransa’ya gitmiş, güzel şiirler yazmış ve evlilik dışı bir kızı olmuştu. Bu dönemde “kötü” adamdı. Daha sonra “iyi” oldu; kızını terk etti, doğru ilkeler edindi ve kötü şiirler yazdı. Coleridge de benzer bir değişimden geçmiştir: kötü olduğu zaman "Kubla Khan"ı yazdı; iyi olduğu zamanlar da teolojik yazılar.

İyi şiirler yazdığı zamanlar “iyi” olan bir şair örneği bulmak zordur. Dante yıkıcı propaganda yaptığı gerekçesiyle sınır dışı edilmişti. Sonelerine bakarak hüküm verilirse Amerikan göçmen bürosu yetkililerince Shakespeare’e New York’da karaya çıkma izni verilemezdi. “İyi” insanın özünde hükümet yanlısı olması yatar. Bu nedenle Milton, Cromwell’in egemenliği döneminde iyi, ondan önce ve sonraki dönemlerde kötü bir kişiydi; ancak şiir yazması bu önceki ve sonraki dönemlere rastlar -gerçekten de şiirlerinin çoğu bir bolşevik olarak idam edilmekten kıl payı kurtulduğu sonraki dönemde yazılmıştır. Donne, St.Paul Katedrali ruhani meclis başkanlığına getirildikten sonra erdemli oldu; ancak bütün şiirleri daha önce yazılmıştı ve bu nedenle, atanması bir skandala yol açtı. Swinburne gençliğinde, özgürlük için savaşanları öven Songs Before Sunrise’ı yazdığı dönemde kötü adamdı; yaşlılığında, aşağılık tecavüzlere karşı özgürlüklerini savundukları için Boerlere oldukça saldırgan yazılar yazdığı zaman ise, erdemli bir kişiydi. Örnekleri artırmaya gerek yok; günümüzde geçerli olan erdem ölçütlerinin iyi şiir üretmekle bağdaşmadığına işaret eden yeterince söz söylediğimi düşünüyorum.

Aynı şey başka alanlarda da geçerlidir. Hepimiz biliriz ki Galileo ve Darwin kötü kişilerdi. Ölümünden yüz yıl sonrasına kadar Spinoza’nın çok günahkar bir adam olduğu düşünülüyordu. Descartes kovuşturmaya uğrayacağı korkusuyla yurt dışına kaçmıştı. Hemen bütün Rönesans sanatçıları kötü insanlardı. Daha hafif konulara gelince, önlenebilir ölümlere karşı çıkanlar mutlaka kötü kişilerdi.


Dünyanın bildiğim her yerinde aynı şey geçerlidir. Bunlara bakarak, iyi bir insanı oluşturan nitelikleri basite indirgeyebiliriz: İyi insan toplum çerçevesinde belli kuralları gerçekleştiren topluma uyum sağlayan insandır. Aksi ve zıt fikirlere sahipseniz kötü insansınızdır(!)

100 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.