KABULLENMEK


Sevgisizliğin ne kadar acımasız olduğunu vurguluyoruz her cümlemizde. Oysa tek sorunumuz, olduğu gibi sevemiyor oluşumuz ve ne yaparsak yapalım değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmiyoruz.


Değer verdiğim ve saygı duyduğum birisi bana kabullenmem gerektiğini söyleyene kadar bu konu hakkında hiç düşünmemiştim ama şimdi düşünmeden duramıyorum. Birini sadece olduğu gibi kabullendiğin sürece sevmiş olurken neden kusurlarının üstünü inatla örtmeye çalışır olmuştuk? Sevmeyi bu kadar mı bilmiyorduk? Biliyorduk ama kusurları yüzünden kabullenemediğimiz insanları sevmekte istemiyorduk.


İnsanoğlu huysuz olabilirdi. Çirkin, huzursuz, çok konuşkan, utangaç ya da sinsi de olabilirdi ama kimse bu özelliklerine rağmen, ne kadar kötü olursa olsun sevgisiz yaşayamazdı ve sevgisizlik aslında kişiyi daha da kötü biri yapan korkunç bir unsurdu. Biz kişiye karşı öfkeyi seçtiysek öfkeden daha iyi olan bir tepki beklerken daha iyisiyle karşılaşmamız mümkün olmazdı çünkü bazen bu tür nefretler kulağa kötü bir söz gibi gelir, kulaklarda askıya alınırdı.

Önceden sevdiğiniz şimdilerde ise sevmeniz gerekirken bir türlü sevemediğiniz bir kedi düşünün, aynı evde yaşamak zorundasınız çünkü bir kere eve aldınız. Ondan saygı, sevgi istiyorsunuz ve hatta onu tekrar sevmeyi deniyorsunuz ama size sevgi göstermiyor oluşunu kabullenemiyorken bunu yapmak oldukça zor geliyor. Size olan kötü davranışları sizi öfkelendiriyor. Bu kediye bazen kötü davranıyor, kızıyorsunuz ve belki de yaptığı her şey sizi sinir ediyor. Oldukça sakar bir kedi, sizden başka herkese iyi davranıyor ama evin sahibinin siz olmasına rağmen düşman gibisiniz. Önceden sevdiğiniz kediyi, şimdi o sizi sevmiyor diye hayatınızdan çıkaramazsınız. Biliyorsunuz, o zaman ne yapacaksınız? Ona zor da olsa katlanacak mı yoksa kabullenmeye bir adım mı atacaksınız?


İlk önce, onun sizi sevmiyor oluşunu bile kabullenmeniz gerekiyor çünkü iki varlığı düşman yapan şey karşılıklı öfkedir. Yani siz seviyorsanız ve kusurlarıyla tam olarak kabullendiyseniz bu düşmanlıkta ortadan elbet kalkacaktır. Tabi bu bir kedi değil her şey olabilir; babanız, arkadaşınız ya da yavaşlayan bilgisayarınız... Kusurlara dikkat kesildiğiniz sürece hayatın bir adım gerisinden gelmiş olacaksınız ve kaçırmakta olduğunuz hayat hep gölgede kalacaktır.


Üstelik bilmeden, her şeyi sevmek için kendinize benzetmek istiyorsunuz. Belli ki kendinizi seviyorsunuz ya da sevmek için size benzer insanlara ihtiyaç duyuyorsunuz ve sizin gibi olmayanları bulunduğunuz dünyadan atmaya hazırsınız. İtiraf edelim, normalin dışında olan şeylere ön yargılıyız ama hangisinin normal olduğunu da bilmiyoruz.


Boş verin güzelliği, güzel sözlerin arasında büyülenmeyi, size yabancı gelen bakışları dahi... Düşünmeyin artık. Bir gün sevmediklerimiz hayatımızdan çıktığı vakit bile bir özlem içerisinde olacağız. Düzeltemeyeceğiz ve kendileri gibi olmalarına izin vermeyip onları değiştirmeye çalıştığımız günlerde kendilerini ölüme yaklaştırdığımızı çok sonradan öğreneceğiz. Onlar iyi gibi görünse de bunu anlamayacağız çünkü bazen gerçek düşündüğümüz, korkulara bürünen kelimelerle içimize saklanır. Bu yüzden değişmeden ve değiştirmeden, tüm kötülük ve iyilikleri hesaba katarak kabullenmemiz gerekiyor. Sevmeyi bir kenara bırakalım, en kavgacı insanı bile kabullenmediğimiz sürece kendi hayatımızdan huzuru çalmış olacağız bu yüzden de kabullenmek bizim tek yolumuz ve bu yolu sadece kendimiz açabiliriz.



Açıkçası bu şimdilerde rafa kaldırılmış bir hikaye gibi durabilir ama hala toz tutmamışken tekrar okumak zor değil.

41 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.