KENDİNİ FARK ETMEK

“İçinizde var olan gerçek dışında hiçbir gerçek yoktur. Diğer her şey, birinin size anlattığı şeydir.”

Neale Donald Walsch



Çocukluğuma inip size biraz bazı şeylerden bahsetmek istiyorum; şu sıralar hayatı düşününce geriye dönüp içimdeki yaralarıma daha sarılır oldum; bence herkes evde kalınca onu en çok üzen, onu en çok yaralayan her neyse ona sarıldı. Bu geçmişindeki yıllar önce olaylarda olabilir ya da çok yakın zamanda olan olaylar da, nelere geç kaldığımı, neleri ertelediğimi, neler istediğimi ve istemediği görür oldum. Öylece düştüm, bir ormanda dolaşır gibi dolaştım anılarımın içinde; gerçekleşmemiş hayallerimi, kendimi yıprattığım günleri, bana dokunmuş olan kişilerin yüzlerini, yapamadıklarımı, gereğinden daha çok şey yaptıklarımı izledim. Geçmiş bir trene benziyor, sizi bazen en iyi yerlere sürüklüyor ve bazen de en kötü yerlere. Treni durduramazsınız ancak kabul edip trende olmadığınızı düşleyerek ilerleyebilirsiniz.


Kendimi öne koyduğumda kendimi beğenmediğim günler olmuştu. Aynaya baktığımda çoğunlukla keşke başka bir bedende olsaydım diyordum. Neden başka bir bedene, aileye ve çevreye sahip değildim ki? Çocukluğumun en saf ve sıcak döneminde bende izi kaldı. Bu yüzden tam olarak kendimi sahaya atamadım. O bildiğimiz saha vardır ya işte dışarısı olan, herkesin çıkarcı olduğu, doğruyu ve yanlışı ayırt edemediği, kul hakkı yiyen insanların

olduğu sahaya. Ben o sahadan kaçtım biraz, korkuyordum. Konuşunca bazı şeyler çözülmüyor gibiydi. Her şeyi anlamak, doğru bir şekilde uygulamak zordu ve denemediğimde ise yarım kalıyordu. Yaramı deşen şey de buydu. Kim olmak değil, başkaları için nasıl biri olmaktı beni yaralayan.


Anlatacak çok şeyin olduğunda; konuşacak bir kişin olmadığında kendini nasıl ifade edebilirsin? Ya kimse dinlemek istemiyorsa, herkes seni görmezden geliyorsa? Öyleydi. Karaladım defterlerimi yazdım tüm anlatmak istediklerimi; ama her zaman doğruyu söylemeye çalıştım. İşte dedim dünya böyle bir yer, insanlar şöyle olmalı, bu mu gerçekten düşündükleriniz ve sonra sorguladım hayatı; sorular sordum, cevaplar tatmin etmedi ve yarım kaldı. Halen değil midir? Büyümek farklı kapıları, pencereleri açmak değil midir? Büyüdüm işte ve buluyorum kendimi dokunurken yazılarıma. Canlanıyor tren; dolaşıyorum yeniden geçmişe ve bazen de beni sürükleyen gelecek hayallerine.


Hikaye sizin. Bu hayatı nasıl yaşamak istediğinizi sizden başkası kimse bilemez. Nasıl biri olmak istediğinizi ancak siz bilebilirsiniz. Eğer öyleyse dokunun kendinize, aklınızı kurcalayın, geçmişimizdeki en derin yaralarızı nazikçe açın ve bir avuç dolusu tuzu bastırın. Yansın, kavrulsun. Acı sizi daha güçlü birisi yapar; bunun farkındasınızdır sadece bazı şeylerin sürekli olması yorucu. Benim içinde öyle. Ne kadar yorucu olursa olsun bu günler, sen iyi bir insan olmaktan vazgeçme. Kim ne yaparsa kendine yaptığını unutma, bazı şeyleri ağırdan al, kendini sev, saygısızlık yapma, düşünceleri önemseme ve davranışlara bak, davranışlara önem ver. Sevildiğini, sayıldığını sana nasıl davrandıklarında anlayabilirsin, sözler önemli değil, çünkü körelmiş 'seni seviyorum' cümlesini çok duyar olmadık mı? Boş ver. Yaşa bu hayatı. Yaşamak güzel. İnsanlar ne kadar karışık olsa da, bırak onları; sen kendine bak. Kendine iyi bak...

54 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.