Kendisinin Düşmanı Tek Canlı: İNSAN



İnsan kelimesini bir yerde gördüğünüzde veya duyduğunuzda ilk aklınıza gelen şey nedir? Fiziksel boyutta sadece et ve kemikten ibaret biz canlıların iç dünyası ne kadar derindir? Beynimizin kıvrımları arasında gezinen elektrokimyasal sinyaller hangi düşünceleri ve davranışları bize sunmaktadır? Bu gibi soruların cevapları tarihimizde gizlidir.


Yüzyıllardır biz insanların çektiği acıları büyükçe bir deftere sığdırmaya kalksak başaramayız. Üstelik bu acıyı çektirenler başka canlılar değil. Yine insanlar. Uzun insanlık geçmişimizde hala bir şeylerden ders almaya yeltenmiyoruz. Üzüyoruz, incitiyoruz, öldürüyoruz… Uzaktan zararsız, kendi halinde bir canlı olarak görünsek dahi beynimizin derinliklerinde kan, vahşet, intikam yatıyor. Nesillerce biz insanların bazı özellikleri adaptasyon vesilesiyle yaşama uyum sağlayarak kendini geliştiriyor ancak düşüncelerimizi, başkalarının yaşamına bakış açımızı bir türlü geliştiremiyoruz. Ortalama sadece 70 yıl yaşayacağımız dünyada herhangi bir kötülükten geri kalmıyoruz. Üstelik, başkalarının yaşama hakkına göz dikiyoruz. Böyle ufak tefek anlarda düşündüğümüzde fark edebiliyoruz. Ne yazık. Aldığımız büyük yaralardan, çektiğimiz büyük acılardan, ızdıraplardan ne zaman ders almayı düşüneceğiz? İntikam duygusuyla geçmişi kurcalayıp acıları birbirimize çektirmeye devam edersek bunun sonu olmayacaktır. İnsanlık artık her yaşamın bir değere sahip olduğunu, geçmişte kaybedilen canların hatrına yeni canların incinmemesi gerektiğini fark etmelidir.



Gelin sizinle şimdi başka bir açıdan düşünelim. Savaşları, cinayetleri, yaralamaları bir kenara bırakalım. Sadece durduğumuz yerde bile kendimize zarar verdiğimiz aşikar. Doğayı hiç düşünmüyor, ağaçları gönlümüz istediğince kesiyor, soluduğumuz havayı bile göz göre göre umursamazca kirletiyoruz. Doğanın düzenini bozmamıza rağmen bundan ders almıyoruz. Oysa ki bazı kişilere sorsanız insan yaşamını sürekli daha iyi hale getirmek için çalıştıklarını söylerler. Kendine göz göre göre zarar vermesi yetmezmiş gibi kendi yalanlarıyla yine kendini kandıran insanlık ne zaman bu düşünce yapısını değiştirmeye karar verecek?


Peki bu düşünce yapısı, bu davranışlar insanın doğasında mı var yoksa buna yönelmeye mi meyilliler? Bilimsel çalışmalar kimi insanlarda kötülük duygusunu tetikleyen ve açığa çıkmasını sağlayan genlerin mevcut olduğunu belirtmekte. Ancak ben her kötülüğün bitirilebileceği, insanların her şeyin farkına vararak yaşayabileceği kanısındayım. ’İnsanlığın başlangıcından beri yaşanan bu durumlar şimdiye kadar düzelmemişken daha nasıl düzelebilir?’ sorularınızı duyar gibiyim. Bir kıvılcımın dahi ne kadar büyük bir ateş yakabileceğini düşünün. Bir farkındalığın ne kadar yayılabileceğini. Yeter ki önce kendimizden başlayarak bir şeyleri düzeltmeye çalışalım. Unutmayın! Sadece ışığın yokluğunda karanlık vardır. İyilik ve farkındalık ışığınızı her yere yaydığınız

sürece karanlıktan eser kalmayacaktır.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.