NAZİ KAMPINDA LOGOTERAPİ


Avusturyalı ünlü psikiyatrist Viktor Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında 4 milyondan fazla tutsağın imha edildiği Nazi toplama kamplarında yaşadığı mücadeleyi, tanık olduğu olayları ve bu esnada hayatta kalabilmek için geliştirdiği Logoterapiyi, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabında anlatmaktadır.


LOGOTERAPİ


Logoterapi acı veren insani çatışmaların üstesinden gelmek korkunun nasıl aşılacağını öğretmek ve en berbat koşullarda bile insanın içindeki anlama sarılmasını yönlendiren yöntemdir. Bahsedilen anlam güç veya haz hatta mutluluk bile değildir. Anlam olarak tanımlanan şeyler mutlu olmak için sebepler ve argümanlardır.


Dünyadaki cehennem olarak nitelendirilen ve her gün onlarca insanın yaşama dair anlamlarını kaybederek kendini elektrikli tellere attığı bir ortam olan Nazi kampları, logoterapinin gelişmesi için en uygun yerdi belki de…


İnsan, psikolojik veya fiziksel açıdan en kötü koşullarda bile ruhsal açıdan özgürlük hissini taşıyabilir. Psikolojide Af Yanılsamasıdenilen bir durum vardır. İdama mahkum edilen bir insan, infazından hemen önce, son dakikada affedilebileceği yanılsamasına kapılır. Bu af yanılsaması kamplardaki tutsaklar için de geçerlidir, sonları büyük oranla krematoryum olduğu için değil, kendi tinsel özgürlüklerini kaybetmeden hemen önce içlerindeki anlamsızlığın verdiği yanılsamadan kaynaklanır.


TOPLAMA KAMPI DENEYİMLERİ


Tutuklular arasında bile güçlü güçsüz ayrımının bulunduğu, çalışamayacak kadar zayıf olanların “Müslüman” tabiriyle damgalandığı toplama kamplarında tutuklular, Müslüman damgasını yiyenlerin gaz odalarında infaz edildiğini bildikleri için her gün sağlıklı ve dinç gözükmek zorundalardı. Bu zorunluluktan vazgeçenler ise kendi sigaralarını içmeye başlardı. Yazar kitabında, kampta sigara çok kıymetli olduğu için sigaralarını temel ihtiyaçları ile takas etmeyi bırakanların anlam arayışında başarısız olup ölmeyi kabullenmiş insanlar olduklarından anlatmıştır.


Kamp sakinlerinin çoğunun rüyalarında ekmek, pasta, ılık banyo, sigara gibi basit arzularını görmesi ve sabah uyandıklarında bunların hiçbirine tam anlamıyla sahip olamadıklarını fark etmeleri onların psikolojik çöküşlerinin büyük nedenleri arasında gösterilebilir.


İnsanı kabaca her şeye alışabilen bir varlık olarak tanımlayan Dostoyevski’nin sözlerine yazarın bu kitapta verdiği karşılık “Evet insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bana sormayın.” olmuştur. Bu cevap her ne kadar direnmek için anlam bulunmuş olsa bile nelerin göze alındığını daha net ortaya koymaktadır.


Tutukluların normal tepkilerinin bastırılması gardiyanların öncelikli görevleri arasındaydı. Örnek verecek olursak tutuklu pisliği taşırken yüzüne pislik sıçradığında, bir iğrenme belirtisi gösterdiğinde veya yüzünü silmeye kalkıştığında gardiyanlar(kapolar) tarafından cezalandırılıyordu. Böylece normal tepkilerin bastırılması hızlanıyordu. Psikolojik anlamda anormal bir duruma gösterilen anormal bir tepki normal bir davranıştır. Bunun bastırılmaya çalışılması tutukluların psikolojik çöküşünde rol oynayan başka büyük bir etkendir.


"Başkalarının hayattaki anlam arayışına yardımcı olarak kendi hayatımın anlamını buldum" diyen Dr. Frankl, ilk başta kitabını anonim olarak yazmayı düşünmüştür. Fakat gereken değeri bulamayacağını düşünüp 1946 yılında kendi ismiyle yayınlamıştır ve psikoloji yeni bir perspektif kazanmıştır.



©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.