MEM U ZİN

Tarihin tozlu raflarını karıştırıp buldum bu eseri. Belki bileniniz çok azdır ya da ilk defa duymuş olanlarınız çıkacaktır muhakkak. Ben de çok değer verdiğim biri sayesinde tanıdım efsaneyi :) Araştırıp ilgilenmek isteyenler için eser hakkında biraz bilgi verebilirim:

Asıl adıyla Ehmede Xani tarafından yazılmış olan bu eserin; 15.yy’a ait yaşanmış gerçek bir hayat hikayesine ait olduğu söyleniyor. Manzumeler şeklinde yazılmış Mem u Zin’in orijinalinin Kürtçe dilinin Kurmanci lehçesinde yazıldığını görüyoruz.

Malum şu günlerde hepimiz inzivaya çekilmişken; kahvelerinizi yudumlayıp arka fonda bir müzik açıp (tavsiyemdir Dil Tengi’nin herhangi bir parçası) okuyabileceğiniz, içlerinizi ısıtacak bir aşk hikayesinden bahsedeceğim sizlere...


“Bazıları canları için ister cananı, bazıları da canları için verir canı. Kimisi kavuşur o Tacdin gibi. Kimisi de dert çeker Mem u Zin gibi…”

Zin, beyaz tenli ay parçası; Siti ise esmerimsi selvi boylu güzel. İkisi de Bey’in bacıları. Tacdin, divan vezirinin oğlu; Memo ise (Mem) divan katibinin oğlu ve Tacdin’in kardeşi, ahiretliği. Bir bahar eğlencesinde (nevrozda) görür aşık olurlar birbirlerine; asıl hikayemiz o zaman başlar. Fakat klişe bir karşılaşma olmaz onlarınki. Memo ile Tacdin kadın kılığında; Zin ve Siti ise erkek kılığında katılırlar nevroza. İlk karşılaştıkları anda düşüp bayılır Memo ile Tacdin. Yere serilen Tacdin’in parmağına, adının yazılı olduğu değerli yüzüğü takıverir Siti. Zin ise aynı şekilde Mem’in parmağına. Uyandıklarında birbirlerinin parmaklarına bakarlar ve her şeyin farkına varırlar. Anlarlar ki aşkın ateşine düşmüşlerdir bir kere.

“Zin ile Siti’nin güzel siması, olmuştu alevli aşkın deryası…”

“Ezelden birleşmiş şuurla beden, ayırmak mümkün mü ruhu cisimden?”

Eve döndüklerinde, Zin ve Siti’nin solgun yüzlerini gören dadıları Heyzebun anlar işin aslını. Bulur Mem ve Tacdin’i anlatır her şeyi. Yüzüklerini geri ister onlardan. Tacdin geri verir yüzüğü, Memo ise veremez. “Bununla yaşıyorum ben” der.

Geri dönüp her şeyi anlatan dadının karşısında, iki kız kardeşin aşkları daha da alevlenir.

“Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,

Kırmızı gül mumunun pervanesisin.

Benim Zin’im senin kırmızı gülünden daha şendir,

Benim bahtım da senin talihinden daha karadır…”


Bu sırada yerde uzanıp yatan güzeller güzeli Zin’ini fark eder ve kapanır ayaklarına. Kalkarlar ikisi de, dillerinin bağı çözülünce başlarlar muhabbete. Bey ve halk avdan dönmüşlerdir. Memo ile Zin’in bulunduğu bahçeye gelirler. Tacdin dostunu gizlemek için evini ateşlere verir. Yangın halkın dikkatini çeker. Mem ile Zin ise kurtulmuş olur.


“Eğer dost ararsan böylesini seç, lakin böyle olmazsa, koy olmasın hiç

Sadık olan dosta kıy şirin canı, sana hain çıkan yüz akrabanı

Kurban et, onlara tutma yası! Neyine lazımdır yoksa vefası?”


Günler gelir geçer. Dalkavuk Bekir durur mu hiç yerinde? Bir satranç oyunu düzenlenmesini ve kazanırsa dileğinin verilmesi, kaybederse zindana atılması fikrini düşürür Bey’in aklına. Zamanın en iyi satranç oyuncusu olan Mem’in karşısında şimdiye kadar kazanan olmamıştır. Fakat Bekir’in hain bir planı daha vardır. Zin’in bulunduğu cama bakan yere oturtur Mem’i. Camdaki güzelini seyre dalan Mem oyunu kaybeder ve zindanlık olur. Mem’in zindana atılmasından Zin ümitsizliğe kapılır, elem ve keder içinde kalır. Aradan uzun zaman geçer. Tacdin’in gönlü dostunun zindanlarda kalmasına razı gelmez gider Bey’le konuşur. Zin de Bey ile konuşur ve zindana gidip Mem’ine kavuşmak için izin ister. Bey kabul eder ve Zin, Mem’ine kavuşur. Uzun zaman sonra hasretinden yanıp tutuşan Mem aşkından ilahi aşka erişmiştir. Sevgiliye kavuşmaya dayanamaz ve en büyük sevgiliye kavuşur; ebediyete göçer… Zin ise cennette gelin olmak için çeyiz hazırlıklarına başlar. Bey yaptıklarına pişman olur.


“Eğer sayarsak dünyayı abes, niye hayvan gibi zina edelim bes?

Allah huzuruna yönelip gidelim! Boynumuza bin töhmet alıp gidelim?

Fakat aşıkların cenneti ayrıdır, Allah’ı görme zamanıdır…”

Tacdin, dostunun intikamını alıp Bekir’i öldürmek ve süründürmek ister. Zin ise razı gelmez bu duruma. Bekir sayesinde asıl aşka ebedi alemde kavuştuklarını söyler.

“Görünüşte muhalif olsa da eğer, aslında eyledi bizi muzaffer.

Her zaman olmasaydı arada engel, aşkımız olurdu kuru, boş amel

Kendi halini harap eyledi, bizden dolayı büyük sevap işledi.

Hakiki kavuşmaya o bizi getirdi, tarikat yolunu o, gösteriverdi…”

Mem’in ölüsünü defnederken Zin bu yükü kaldıramaz ve Mem’in yanına göçer. Dertli Zin’in ölümüyle her ikisinin nefesi ve bedeni ebediyen birleşir…

"Mezarda kalmadı Mem’le Zin derdi, aşkın ekininden toprak yeşerdi,

İki güzel fidan, iki hediye, sarhoş gibi kalkıp yükseldi göğe"

321 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.