NEYDİK NE OLMADIK

Kötülüğün iliklerimize kadar işlediği, her varlıktan zehir aktığı bu günlerde insan olmak çok zor. Sahi neydi insan olmak? İnsan neydi veyahut. Kötülüğün egemen olduğu bu zamanda iyilik neydi, ne değildi? İnanın hatırlamıyorum. Unutalı da çok oldu sanırım.



Bebekliği saflık olarak tanırız, tanıdık yıllarca. Saflığın kavramı bebekti. Acaba doğduğumuzda da damarlarımızda nefret mi kol gezerdi? Kötülük doğuştan mıydı?


Yale Üniversitesi'nin bebekler üzerinde yürüttüğü bir araştırmaya göre, kötülük doğuştan değil. Yapılan araştırmalarda bebekler sürekli ''iyi'' olanı seçiyor. O zaman kötülük nereden geliyor hayatımıza?


Araştırmalarda gösteriyor ki bebekler ''farklı'' olan şeyleri cezalandırma eğilimi gösteriyorlar. Bu da tüm bu kötülüğün sebebi.


İnsan kendine benzemeyeni hiç mi hiç sevmedi varlığı boyunca. Farklı olanı yok etme, farklı olana sahip olma arzusuyla doğup büyüdük nesillerce. Bu farklıya olan eğilimimiz mi bizi kötü yapan?


Doğuştan gelen nefret, kötülük olmasa da zamanla bunu şekillendirecek olan yine biziz. İliklerimize kadar işlemiş olan bu ''kötülük çağında'' iyiyi bulacak ve yönelecek olan yine biziz. Ama insan merak ediyor. ''İnsanoğlu nasıl bu hale geldi zamanla?''


Kendi benliğimizi arama yoluna düştüğümüz vakit kendi karanlığımızda kaybolduk sanki. Kayboldu insanoğlu zamanla içindeki karanlıkta. Kendi benliğini bulma amacıyla çıktığı bu yolda, siyaha bulandı. İyilik ve kötülüğün karışımı olamadı. Arafta kalamadı. Karardı. Ve şimdi inanın siyahın içinde beyaz olmaya çalışmak, siyahtan uzaklaşmaya çalışmak çok zor.


Beyazla beraber her rengi yedi siyah. Bulandığımız bu karartıda. Ne sevdiğimizde gelen kırmızı kaldı bedenimizde, ne huzuru bulduğumuz mavi. Siyah bütün benliğimizi yedi bitirdi. Baskın bir şekilde varlığımızı yok etti. Elde avuçta kalan sadece nefret oldu.




Öyle ya aslında tüm renklerin birleşimi de siyahı verir. Eninde sonunda her şeyi uçta yaşadığımızda, siyahı ister istemez buluyor ruhumuz. Bu yaşadığımız kötülük çağında kararmamak mümkün değil.


İnanın çok korkuyorum ben. Benliğini kaybetmiş, duygularını askıya almış, kararmış insanlardan. Bir tohum filizlense bedenlerinde, köklerinden zehir çıkacak bu çiçeğin. Çiçeğe hayat veren su da işe yaramayacak zamanla. Ve belki de çiçek büyümek için güneşi istemeyecek. Bedenimizdeki nefret güç olacak ona.


Damarlarımızdan oluk oluk kötülük akarken size iyilikten söz edemem. Çünkü ben de unuttum iyiliği. Gülümsemeyi...


Bu çağ çok alçak bir çağ. Bu çiçekler çok zehirli çiçekler ve bu insanlar çocuğum... Ah bu insanlar...



©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.