HAYATTAN ACI İRONİLER: ÖZEL GÜNLER

Hiç özel günler hakkında düşündünüz mü? Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, doğum günleri, yıl dönümleri ve daha nicesi... O günlerde neden restoranlar dolup taşıyor, kuyumcular bayram ediyor ve çiçekçilerin yüzünde güller açıyor? Bunu bu karantina günlerinde düşünme fırsatım oldu. İnsanlar belli günlere kendilerince anlamlar yüklediler ve yılın o gününde anlam yükledikleri kimseye o günün anlamını hissettirmeye çalıştılar. Ama unuttukları çok önemli bir şey vardı: O kişinin her zaman anlamlı hissetmesi gerektiği gerçeği. Gelin konuyu birkaç örnekle biraz daha açalım.


Vereceğim ilk örnek anneler günü hakkında olacak. Her anne için konuşmuyorum bu aşırı genelleme yapmak olur. Lakin kocası, çocukları ve sevenleri; anne olan o kişiye o gün teşekkürler eden insanlar hediyeler gönderiyorlar. Annenin kendini değerli hissetmesini sağlıyorlar kendilerince. Diğer tarafta da o garip ana beni unutmadılar diye seviniyor kendi içinde diğer 364 gün unutulduğunu unutmuş bir biçimde. Ayrıca bu dünyada annesinin yüzünü görememiş, anne çocuk ilişkisini yaşayamamış insanlar var. Anneler sadece çocukları için değil, çevrelerindeki diğer insanlar için de ışıktır. Ayrıca bu dünyada güneşin doğuşunu seyretmeleri dışında gün yüzü görmemiş insanlar da olduğunu unutmayalım.


Anneler günü toplum tarafından önem gören bir gün. Benim şahsi fikrim o önemli günlerde toplumun da her sınıftaki insanıyla beraber el ele tek yürek olmasıdır. Kimse kusura bakmasın ama o gün mezarları sulamaya giden, içini toprağa boşaltan insanlar varken ben özellikle o günü kastedip anneme kendisini değerli hissettiremem. Annelerimiz her şeyden önce insandır ve her insanın kendini değerli hissetmesi onun manevi gelişimi, hayata tutunması açısından önemlidir. Ona kendini değerli hissettirmem bir gün değil ömrüm boyunca boynumun borcudur.



Şimdiki örneğim ise hayatımda gördüğüm garip ironilerden birisidir kendisi: 1 Mayıs. İşçi bayramı olarak anılan o günde de yine ortalıkta gösteriler yapılır. İşçinin emeğinden söz edilir. Yüksek mevkideki bir adam mikrofonun başına geçer ve konuşmasını yapar. Program böyle devam eder. Sonrasında da o gün kendisine bayram olan çöpçü ağabeyimiz gösteri sonrası işinin başına geçer. Bundan gocunmaz da. Benim garip bulduğum şey ise 1 Mayıs'ı işçiden çok diğerlerinin yaşaması. Keşke o gün işçiler mikrofon karşısına geçseydi de o yüksek mevkidekiler işçilerin bütün yıl yaptığını bir gün yapsaydı. Onları daha iyi anlayacaklarına hiç şüphem yok.

Bu örnekleri çoğaltabilmek mümkün ancak kısaca toplamamız gerekirse insan özel bir varlıktır ve olduğu gibi hissetmelidir. Her zaman çevresindekiler tarafından değer görebilmelidir. Kendisi bir başkası için önemli olan bir insan bunu hissetmelidir. Ulaşamadığınız kişilere yılda bir kere telefon açmak, kart göndermek yetersiz. Ancak neredeyse çoğu kişi çevresinde değerli gördüğü kişilere bunu yeteri kadar hissettiremiyor. Aynı şekilde hissetmiyor da. Kıymetin ne demek olduğunu öğrenmek istiyorsanız evinize en yakın mezarlığa gidin bakın. Orası pişman insanların çiçekleriyle dolu. Zamanında ruhlarını sulayamadıkları insanların topraklarını suluyorlar. Kalplerinde açamamış çiçekler mezarlarında açıyor. Siz siz olun o çiçekleri yüzlerde, ruhlarda, kalplerde açtırın.



46 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.