PARKİNSON'UN DALİ'Sİ


Bir ressam olsanız hangi hastalığa yakalanmaktan korkardınız? Kesinlikle ellerinizin titremesi sizin hayatınızı tam bir kabusa çevirecektir. Düşünsenize elinize kalem alıyorsunuz ve muhteşem hayal gücünüze rağmen hissettiklerinizi aktaramıyorsunuz. Tabii ki de her şey sizin elinizde; hastalıklarla savaşmak ve onlardan daha güçlü olduğunuzu göstermek de.


Tıbbi olarak titreme hastalığına Parkinson denilmektedir. Parkinson hastalığı temelde hareket bozuklukları ile seyreden bir beyin hastalığıdır. İnsan beyninde dopaminin çokça üretildiği Substabsiya Nigra adlı bölgeler bulunur. Bu bölgelerde üretilen ve bir çeşit kimyasal madde olan dopamin, beyindeki hareketlerimizi kontrol eden bölgeyle bağlantı sağlıyor. Parkinson hastalığında üretilen dopamin yetersiz oluşu hastalarda ritmik olmayan, uyumsuz, titrek hareketlerin görülmesine neden oluyor. Bu hastalık aslında yavaş yavaş ilerleyen nörodejeneratif bir hastalıktır ve sizin hareketlerinizi günden güne zayıflatacaktır.


İşte size en başta ressam olsaydınız en çok neyden korkardınız demiştim ya, bu korku ünlü bir ressamın başına geldi ve kariyerine onunla devam etmek zorunda kaldı. Bu ünlü ressam meşhur “Salvador Dali”. Sürrealizmin öncü ressamlarından biri, birçok alanda adı geçmiş hatta kimisine göre deli, kimisine göre dahi; sıra dışı bıyıkların sahibi. Adını ölen kardeşinden aldığı için kendisi ölen kardeşinin reenkarnasyonu olduğuna inanmıştı. Hatta “Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu…” derken bile küçük yaşta kendi benliğinde yaralar açıyordu. Daha sonraki yıllarda bir güzel sanatlar okuluna yazıldı ve o dönemde damgasını vuran Picasso ile tanıştı. Peki o meşhur tablosu hakkında neler düşünüyorsunuz? Eriyen saatler tablosunu, ya da diğer adıyla Belleğin Azmini hiç gördünüz mü?




İlk baktığımızda gözümüze üç tane erimiş saat ve bir tane de karıncalar tarafından taşınan saat çarpıyor. Dali’ nin bu tablosunda “Zaman insanların sandığından daha dirençsizdir.” anlamını çıkarmaya çalıştığı söylenir. Arkadaki manzara ise İspanya’nın Katalonya bölgesinde bir manzaranın resmedilmiş halidir. Aslında bu tablo “zaman kesinliğe sahip olmayan, bize anlamlı gelen şekilde sınırlandırdığımız ve sadece ölçmeye çalıştığımız tanımsız bir nicelik” dercesine önümüze sunulmuş. Düşününce de öyle değil midir zaman kavramı hayatımızda? Kalıplara sığdırmaya çalıştığımız zaman biz sığdırmaya çalıştıkça elimizden eriyip gidiyor bir bakıma.




Dali’nin hayatındaki en önemli şeylerden biri ise çok sevdiği eşi Gala. Eğer ki diğer resimlerini araştırıp bakarsanız ne kadar çok resmettiğini göreceksiniz. Bu deli-dahi karışımı çılgın ressam çok sevdiği Gala’sının ölmeyeceğine inandığı için Gala’yı kaybettiğinde kendisinin ölümsüz olduğu saplantısına kapıldı ve yemek yemeye gerek duymadığını düşünüp bir nevi kış uykusuna yatacağını düşündü. Maalesef ki bir süre sonra kalp krizi geçirerek tam olarak ölümsüzlüğe kavuştu. Parkinson ile yaşayan Dali’nin deli dolu hayatı burada son bulmuş ve artık onun için zaman sonsuza dek erimişti.






Sevgili okurum, Dali’nin hikayesi burada son buluyor fakat zamanı dolu dolu yaşamak bizim elimizde. Eriyen zamanı yakalayabilmemiz dileğiyle…

120 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.