RUHANİ MUTSUZLUKLAR

Yıllardır düşünüyorum. Bizi büyüten ve dünyayı içimizde yangın yerine çeviren tüm detayların ne olduğunu kavramaya çalışıyorum. Yaşanılan tüm acılar ve dökülen göz yaşları olmasa büyüyemez miydi insan? Sadece mutluluk yol gösteremez miydi kör kalplere? Bazen yalnızca içimdeki isyanı duyuyorum. Mecburiyetlerin arasında boğulan bedenim artık kendisini aşmak, kabuğundan taşmak istiyor. Bütün felaketler üst üste gelirmiş. Belki çok yakında olan ışığı seçememenin acısı yatıyor derinimde.



Çok geçmişten gelen bir ızdırap beni, çevremi, dostluklarımı kovalıyormuş gibi. Sevgiyi arıyormuşum da bulamıyormuşum gibi. Nerede başlıyoruz yitirmeye kendimizi? İstemediğimiz yollara sürüklenmeye boyun eğdiğimizde gerçekleşiyordur benliğimizi kaybedişimiz belki de. Artık kendi arzularımızın peşinde koşmaya cesaret edemediğimizde değişiyoruzdur. Geçen zaman, sadece takvim yapraklarını değil insanın da içinde bir şeyleri koparıyor. Hayatımızdan giden ve hayatımıza buyur ettiğimiz insanlar sürekli bir döngü halinde ilerliyor. Herkesten öğrendiğimiz bambaşka şeyler ve kazandığımız bambaşka anılar var. O anılar tamamlıyor bazen bizi. Bazense en çok o anılar yaralıyor kalbimizi. Gerçekten değer verdiğimiz ve gerçekten birlikte kahkaha atmak istediğimiz insanların hayatımızdan çıkışını seyretmek çok güç oluyor olabilir. Beyne nüfuz eden onsuz daha iyiyim düşüncesi bir anlık avutmadan başka bir şey değilken kaçmaya başlıyoruz. Oysaki yüzleşmemiz gereken günler, sert geçecek de olsa hesaplaşmamız gereken yüzler olduğunu unutuyoruz. Sevgilerimizi, öfkelendiklerimizi tozlanmasını beklediğimiz sandıklara kapatıyor ve kendi içimizde yok etmek için debeleniyoruz.


Korktuğumuz için kaçmak çözüm müdür diye sorguluyorum çoğu zaman. Üzülmekten korktuğumuz için aşktan kaçmak, kırmaktan korktuğumuz için sevdiklerimizden uzaklaşmak... Geçmişin ağına takılmamak için iyiden de kötüden de saklanmak. Anılarımıza sahip çıkıp, hatalarımızı tekrar yaşamaktan korkmadan deneyimlediğimiz şeyleri değerlendirmemiz gerekmekte. Bir dünya insan, bir dünya sınav, bir dünya öykü demek. Bir öyküyü yarım bıraktığımızda daha güzel son yazabileceğimiz başka öykünün gidişatını değiştirme ihtimalini doğurmuş olmuyor muyuz? İnsan, kaçtığını, gittiğini hatta ve hatta kurtulduğunu zannedebilir. Ama gittiğin yere o düşünceleri de götürüyorsa bir şeyleri aşmış sayılmaz. Güzel günler bile acı verebilir. Huzur ve sevinç içinde yaşadığımız her şey kötülüğünden emin olduğumuz zamanlardan daha büyük bir sancıyı yanında taşır. Çünkü orada hayal kırıklığı vardır. Orada ulaşmanın ümidinin tökezlenip düşüşü vardır. Olanları affettiğimizde, hafiflediğimizi hissettiğimizde, biraz da zaman geçince yeniden mutlulukla göz göze gelmek mümkündür belki de.


Zaman, ne garip bir kavram. Birkaç isim, birkaç mekanla değişiyor dünyamız. Bir gülüşle sevindirebiliyoruz ruhumuzu adeta yıllarca evinden uzakta kalmış birinin sıcak yuvasına dönüşünde hissettiği gibi. Neler umuyor ve neler buluyoruz. Hayatın işleyişinin planlarımıza denk gelmeyişi büyük bir haykırış misali çınlıyor içimde. Bu dünyaya geliş nedenimizi gerçekleştirmek için verdiğimiz çabanın geri dönüşünün boş duvarlara çarpıp geri dönebilme ihtimali geriyor tenimi. Ama denemeye değer. Ama bu ruhani mutsuzluklar herkesin içini delip geçer. Gözlerimizi kapattığımızda, olmak istediğimiz yeri düşündüğümüzde, sarılmak istediğimiz insanlara ulaşmayı denediğimizde... Tüm melankoliyi sırtında taşırken bir kimse, gülümsemek için iyi şeylere ihtiyaç duyacaktır. Şimdi o iyi şeyler buradaysa, biz neredeyiz?


Kırdığımız kalplerden, kırılan kalbimizden dilememiz gereken özürler var. Tutmamız gereken eller, kırılan diğerlerine ait. İnsan, hep kendi yalnızlığının intikamını almaya çalışıyor. Ama bilinmiyor, görünmüyor. Ölmüyoruz ama kirleniyor gönlümüz. Çocuklar gibi gülüp, acısı taze bir yetim gibi ağlıyoruz. Bugüne kadar tutkumuz eksikti, yaşamak için. Sevgimiz değil. Şimdi biz eksiğiz, sevgimiz de buna dahil.





©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.