SENİ RÜYAMDA GÖRDÜM


Hayal dünyasında mı yaşıyorum ben?Harikalar diyarında mı burası yoksa rüya mı? Dışarıdan nasıl görünürsem görüneyim bambaşka bir evrendeyim. Yanındayım belki şimdi, ama değilim. Uzağında gibiyim ama kalbinin her atışının sesindeyim, içindeyim yani. Gülüyorum. Ama değil. Ağlıyorum belki ama değil. Ne yaptığımı bilmiyorum. Affetsin insanlar beni, nasıl bir şey yaşadığımı anlamaya çalışıyorum sadece. Şu an mı rüyadayım yoksa dün gece mi gördüm onu. Anlamıyorum ki hiçbir şeyi. Anlamıyorum da anlatamıyorum da. Hadi biriniz gelip şu anın rüya olmadığını söylesin bana. Fark ne ki? Nasıl anlayacağım ben, rüyada mıyım harikalar diyarında mıyım? Ya biz bir kelebeğin bir günlük ömründeki figüranlarsak? Nereden bilebilirim. Bazen yüzünü görerek uyandığımı -sonra rüya olduğunu anladığım- insanın hayatından uçup geçen bir kelebek miyim? Nereden bileyim ki ben? Bambaşka bir yaşamım varsa, çok yorulup uzandıysam gri yüzlü, beyaz dikişli geniş koltuğuma, uyuyakaldıysam orada? Birinin kurduğu hayali yaşıyorsam şu anda? E ben de hep hayal kuruyorum evet ama hangisi rüya hangisi hayal hangisi hayat acaba?


Bazen öyle anlar oluyor ki kendimi rüyada olduğuma ikna etmeye çalıştığım. Hoş, gerçek olması mı rüya olması mı güzel olur bilmiyorum da. Eğer rüyaysa katlayıp sırtladım rüyalarımı. Bir çiçek bahçem var da, oraya götürüyorum gibi. Katladığım rüyalarımın tamamını çiçeklerimin arasına koyacağım. Bir de tavşanlarım, kelebeklerim var, rengarenk balonlarım... Yeni bir kar kürem oldu benim, o da girsin artık rüyalarıma. Her zaman göremediğim o papatyadan yüz için dönsün dursun bir defa da rüyalarımda. Rüyalarımda anlatsın ona. O sahte insanların arasından çıksın. Gerçek mi her şey? Bitecek mi sevgim uyanınca? Uyuyunca mı gidecek yoksa? Sonsuzlukta mı bedenim? Neyin ne olduğunu nasıl anlayacağım ki ben? "Freud, rüyalarla ilgili kapsamlı çalışmalarında rüyaların uhrevi ve metafiziksel bir özelliğinin olmadığını belirtmiştir. Yani rüyalar gördüğümüzde başka alemlere geçmediğimizi, ruhumuzun bedenimizi tek etmediğini söylüyor. Bazı bilim insalarına göre gördüğümüz rüyalar birer astral seyahatten ibaret. Yani ruhumuzun biz uyurken ya bu dünyada ya da paralel boyutlarda geziyor. Freud, rüyaların bilinç altımızın bir tür savunma mekanizması olduğunu söylüyordu. Modern psikolojide de bilinç ve bilinç altı vardır. Hepimiz sosyal varlıklarız. Günlük hayatımızda istediğimiz her şeyi yapamıyor ya da söyleyemiyoruz. Uyuduğumuzda yani sosyal dünyadan uzaklaştığımızdan gün içerisinde bastırdığımız endişe, korku, sevgi veya heyecanımız rüya ile ortaya çıkıyor. Girdiğimiz o diğer yaşantıda her nesnenin bir anlamı var. Bir çiçek sadece bir çiçek değil. Psikoanalizde buna iç dürtüleri tatmin etmek de deriz. Rüyalar semboliktir. Her sembol çok önemlidir. Hepsi birer mesajdır. Bu görüşe de inanmayanlar çıktı " Rüyalar anlamsızdır. Beyindeki kısa devrelerden kaynaklanır." diyerek açıkladılar. Rüya görürken zaman algımızın da hızlandığını, beynin gün içinde yaşananları arşivlerken yaptığı arızalar sonucu rüyaların oluştuğunu söylediler."

Evet ne oldu şimdi? Nedir bu rüya denen şey? Ben yaşamak istediklerimi mi görüyorum her gece? Gerçekten ruhum kalkıp buluyor mu yerini? Geçiyor mu yanına? Neler yapıyor benim sırtıma aldığım, katladığım o masum rüyalarımda, ruhum? Ne yapıyor olursam olayım, ne yaşarsam yaşayayım, beynimin bir oyunu da olsa rüyalarım; bana beni bulduruyor. Ben onları hatırlıyorum. Bee her uykuya dalışımda, ger gözümü açışımda göremesem de onu biliyorum ruhum yanında. Ben uyurken, biz uyurken her şey çok güzel. Ee nasıl olmasın? Rüyamda seni gördüm.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.