Serendipçe




Şiir gibi olacaksın bu hayatta,

Öyle bir işleyeceksin ki okunduğuna, zaman aktıkça yaşlanacak gözleri,

Ama asla o gözleri nemli bırakmayacaksın,

Ya pınarını kurutana kadar akacaksın,

Ya da geçmişini zamanla akıtıp sileceksin o yaşları,

O yaş ki ne yaşanmışlıklar barındırmış olacak bünyesinde,

Karşısına geçip soracaksın,

Hayatına yılları sığdırdın ne oldu da o yıllara bir hayat sığdıramadın?

Zihninin içine girdiğinde göreceksin ki anıların yüzü kızarık,

Arka odada yaşanmamışlıklar merakla eline bakıyor, ne getirmiş bize diye.


Geçen gün çarşıya çıktım, alınacaklar listesinin başında günahların..

İlk sırada yerlerini almış, boynuma sarılmayı bekliyorlar..

Bugün karşına heveslerimle çıkmadım merak etme,

Kendilerini Kursağım'da bıraktım.

Oysa ben hala dışarıdayım, üşüyorum!

İçeri almayacak mısın beni ?

Biz yalnızlıktan bitmek üzere olan birer goncayız,

Her konuşmamızda biraz daha açılırdık birbirimize,

Yine geldim, duruyorsun, konuşmadan...

Ben de eşlik ediyorum sana, aldırmadan..

Dışarısı sağanak,

Yapraklarımıza kadar sırılsıklam olsak da,

En çok birbirimize susuyoruz bu sıralar...


Bu aralar aramız gelgitli,

Sen de haliyle gelmek ile gitmek arasında bir yerlerde...

Sular çekildiğinde kıyıya vurmamış olursam,

Bir gün ruhuna dalış yapmak isterim.


Saatler, dakikalar, saniyeler geçmek bilmiyor,

Güneş daha da direniyordu, gecenin karnından çıkmamaya,

Tanrı ellerini yıldızlara uzatmış, şafak yokluyor,

Melekler de yanı başında..

Sen gözünü açmıyorsun bir türlü,

Günüm aymıyor,

Sahi neredesin sen ?

Yine mi göklere düştün ?

Yüzüne bir bak, göğe bulanmış.

İnsanlar gecenin bu vaktinde pencerelerinden başlarını kaldırmış,

Gökyüzüne bakıyorlar,

Gök yüzünde sana nasıl tutulduğumu izliyorlar.


Gözyaşlarımda yaşayan Nilüferler,

Yanında hep seni arar,

Göster kendini Serendipçe'm,

Sen olduğun sürece onlar çölde de açarlar.


İçin dışın bu kadar berrak mıydı senin?

Şimdi havalandım ruhuna dalıyorum,

Ne kadar derindeyse bilemedim,

Çıkamadan kanatlarım buruşmuş,

Bundandır gözlerimin yaşlı huysuzluğu...


Her çekip giden arkasından iz bırakır mı dersin ?

Kimisi sözlerinden, kimisi gözlerinden,

Kimisi de içi yana yana yüreğinin közlerinden bırakmışlardır bu sevda denen ateşe,

Halbuki meltemlerin en narini senin saçından eser,

Gel de harlanmasın içimdeki bu ateş,


Nilüferler çölde de açar,

Sahi ne demişti şair;

Her vahşi çiçekte var mıydı gurur ?

Ne zaman derin düşüncelere dalsa,

Yanında hep seni bulur,

Nilüferler sen olduğun sürece çölde de açarlar.


Bu aralar biraz durgunum,

Arkadaşlarım sık sık içimin geçtiğini söylüyor,

Oysa sen benim içimdin,

Hep gözümün önündeydin,

Gönlüm zaten kor olmuş, kokun burnumda tütüyor,





Git diyemem, kal diyemem,

Sen goncasın, gül diyemem,

Çok severim söyleyemem sorma güzel ne olursun,

Sevgin nefes, sevgin candır, sevgin bana heyecandır,

Kalbim bir fidan kırma güzel, kırma güzel ne olursun...(*)



Ömrümden öyle bir "geçmiş"sin ki rüyadan uyanana dek anlayamadım,

O gün bugündür alacakaranlıkta demlerim yalnızlığımı,

Öyle kısık kısık,

Ne zaman seni görebilmek gibi işlere kalkışsam,

Üzerime batırırım güneşi,

Bakıyorum gidişinden sonra ne günü gördüm ne de eşini.

Belki bir kahve söylesem gözlerinin hatırına "gelecek"mişsin gibi...


Bir yıldız gibi kayıp geçtin hayatımdan,

Benimse elim kolum bağlanmış,

Sadece dilekler tutabiliyorum ardından,

Kendine iyi bak Serendipçe'm, sevgi ile kal...






* Değerli müzik eleştirmenimiz Melihat Gürses'in "Gel Gönlümü Yerden Yere Vurma Güzel Ne Olursun" parçasından alıntıdır.
















61 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.