SIFIRDAN ZİRVEYE: JAPONYA



"Savaş" sayfasını kapatıp "Barış" adı altında yeni bir sayfa açan Hiroşima ve Nagazaki’nin üzerinden üç çeyrek asır geçti. 1941 yılından beri ABD ve müttefikleriyle savaş içerisinde olan Japonya'nın, ABD'nin verdiği ültimatomu reddetmesiyle insanlık tarihi boyunca hiç tecrübe edilmemiş bir yıkım meydana geldi.


6 Ağustos 1945 tarihinin erken saatlerinde üç B-29 Japonya'ya doğru ilerledi. İçinde 63 kilo zenginleştirilmiş uranyum bulunan 'Little Boy' adındaki bombanın hedefi Hiroşima'ydı. 350.000 kişilik bir şehir. Sabah işe gidiş saatinde bırakılan bomba; nötron- gama radyasyonu patlaması, ölümcül şok dalgaları ile birlikte dışarı yayıldı. Bir saniyeden daha kısa bir sürede 80.000 insan hayatını kaybetti. Japonya henüz neyin ne olduğunu anlayamazken ABD nükleer silah kullandığını bir bildiri ile açıklamıştı.


Tarihin ilk nükleer saldırısı olan bu olaydan 3 gün sonra ise Nagazaki şehri aynı acıyı tatmak zorunda bırakıldı. Yarısı yok olan şehirde ilk aşamada 70.000 kişi can verdi. 1945 yılı sonuna kadar radyasyon ve ortaya çıkan hastalıklar sebebiyle can kaybı 140.000'i buldu. ABD’nin arka arkaya fırlattığı bombalardan sonra Japonya’nın vermesi gereken çok önemli bir karar vardı: Ya ABD mandası altına girecekti ya da teslim olmamakta direnecekti. Japon devlet adamlarının anlaşmaya varamadığı bu önemli konuda son sözü söyleyen dönemin Japonya imparatoru Miçinomiya Hirohito oldu. Hirohito, 15 Ağustos'taki mesajında "Savaşı sürdürmenin Japon milletini mahvedeceğini" belirterek ülkesinin koşulsuz teslim olduğunu ilan etti. 2. Dünya Savaşı'nın sona erdiren ve Sovyet Birliği'ne bir gövde gösterisi niteliği taşıyan Hiroşima kuşkusuz insanlık tarihine sürülmüş kara bir leke olarak hala hafızalarda.


Atom Bombası Faciasından Sonra Japonya Nasıl Bu Kadar Hızlı Toparlandı?



Japonya ekonomisi, nominal olarak dünyanın üçüncü büyük ve satın alma gücü değeri bakımından dördüncü büyük ekonomisi olup, dünyanın ikinci büyük gelişmiş ekonomisidir.


II. Dünya Savaşı'nda bütün sanayisini kaybetmiş, gıda sıkıntısına girmiş ve yüksek enflasyonla baş başa kalmış, dış ticareti kısıtlanmış bir ülke konumunda olan Japonya bugün nasıl Dünya'nın en güçlü ekonomileri arasında yer alabiliyor? ABD, savaşın bitmesinin ardından 7 yıl kadar Japonya'yı himayesi altına alarak yaralarını sarmasına yardımcı olmuştu.


Peki ABD neden önce Japonya'yı yıkıp daha sonra onlara yardımcı oldu? Savaşı bitirmek için bombayı fırlattığını söyleyen ABD (Nükleer bir silahın savaşı sonlandırmak için kullanılması ne kadar ahlaki değerler ve etiklik açısından tartışılacak bir konu olsa da, ABD bugün de söylemlerinin arkasında duruyor) aynı zamanda Rusya’ya da büyük bir göz dağı vermişti.


2. Dünya Savaşı dönemde Rusya, Japonya için büyük bir tehditti. Japonya, ABD ile Rusya arasında üs konumundaydı. Japonya'yı Rusya'ya bırakmak istemeyen ABD saldırıdan sonra Japonya'ya destek çıkarak himayesi altına aldı. Ayrıca ABD hükümeti bu dönemde Japonya’nın ordu kurmasını yasaklayarak askeri birliklerini dağıttı. Bir milletin kendi ordusunun olmaması felaket gibi gözükse de Japonya bu olumsuzluğun içinden karlı çıktı diyebiliriz. Normalde olumsuz gibi görünen bu durum karşısında Japonya ne insan gücünü ne de parasını savunma için harcamadı. Bu sebepten dolayı tüm harcamalar kalkınma adına yapıldı.


Dağılan birliklerdeki askerler ise ucuz işgücü sağladı. ABD mandacılığının bitmesi ile de Japonya hükümeti ve halkı büyük ataklarda bulundu. Her şeyden önce Japonların nasıl bu kadar başarılı olduğunu anlayabilmek için bilmemiz gereken çok önemli bir kilit nokta var: Japonlar karar alıp uygulayan bir ülke. Yani 5-6 senede bir karar değiştirip biraz da bunu uygulayalım diyen garip bir ülke değil. Japonya 1945'te bir karar veriyor ve bugün de aynı kararın peşinde.



Japonya'nın en önem verdiği konulardan biri hiç şüphesiz eğitimdi. Atom bombası patlamasından bir gün sonra bile sınıflar kurup, eğitime devam eden bir toplumdan bahsediyoruz. 19. yy İmparator Meji döneminde Japonya "Meji Restorasyonu" sebebiyle sağlam eğitim altyapısına zaten sahipti. Savaş sonrası ABD işgali döneminde ise ikinci eğitim seferberliğini gerçekleştirdi ve Japonya'nın iyi durumda olan eğitim altyapısı Dünya'nın en iyileri arasına girdi. 1947'de yaptıkları eğitim seferberliği 2020 Japonya'sında hala geçerli. Japonların karar alıp uygulayan, sürekli olarak sistem değiştirmeyen bir millet olduğundan bahsetmiştim. Kararlılık ve sürdürebilirlik Japonlar için başarının anahtarı olsa gerek.



Japonların üzerine düştüğü diğer bir konu da istihdamdı. Yeni bir ekonomi inşa etmeden önce Japonlar tasarrufun ve çok çalışmanın önemli olduğunu düşündüler. Bugün bile dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında olmasına rağmen Japonya'da çok çalışmaktan ölen insanlar var. (Japonya’da bu durum "Karoşi" terimiyle ifade ediliyor.)


Savaş sonrası yatırımlarını inceleyen Japonya’nın yöneldiği sektörlerden biri inşaattı. Fakat burada da Japonlar farklı bir yöntem izledi. Molozları kaldırıp binalar dikmek yerine minimalist evleri benimsediler. Küçücük evler inşa ettiler ama fabrikalarını devasa yaptılar. Amerika’dan gelen fabrika yerleşimlerini kurup, seri üretim için çalıştılar. İthalat yaparken bile ithal ettikleri ürünleri inceleyerek teknolojileri ve ekonomileri için kullandılar. Sanayi sektöründe ilerleyen Japonya’da o dönemde gemi inşası, çelik üretimi, otomotiv ve elektrikli ekipman imalatında önemli çalışmalar yapıldı. Bugün Türkiye'deki araba pazarında; Honda, Mazda, Mitsubishi, Nissan, Subaru ve Suzuki gibi önemli markalar Japon menşeli.


Peki Japonya her açıdan avantajlı bir ülke mi? Tabii ki hayır. Bir ada ülkesi olan Japonya’nın tarımsal arazilerinin ve enerji kaynaklarının olmaması bu sektörlerde ithalatı mecburi kılıyor. Japonya aynı zamanda endüstrisini besleyecek makine ve ekipmanların hem üreticisi hem ithalatçısı konumunda. İthal ürünlerin temel yapısı fiyat kalite avantajına sahip ürünler olması, çünkü Japonya'da işçilik, enerji ve vergi yükünden dolayı üretim maliyetleri oldukça yüksek.



Bugün ekonomistler tarafından Japon ekonomisininin daralacağı, gelecekte sıkıntılar yaşayacağı söyleniyor. Fakat Japonya’nın yıllar içerisindeki başarısı gelişmekte olan ülkeler için bir rol model olmalı. Gelişmekte olan bir ülke olarak bizi ilgilendiren en önemli noktaysa Japonya’nın geleceği değil bugüne nasıl geldiği, neleri başarabildiğidir. Anahtar sözcük: Kararlılık!


178 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.