RAKAMLARIN SESİNİ DUYANLAR: SİNESTETLER



Mutfaktan annenizin sesi geliyor:”Yemek hazır.” Yemeğin ne olduğuna dair bir fikriniz var mı? Elbette var. Burnunuza gelen enfes kokular size o gün yiyeceğiniz yemek hakkında ipuçları veriyor. Peki ya annenizin sesinin kokusunu duyabilseydiniz? Veya yolda yürürken kırmızı minik bir vosvos gördünüz. Tadını alabilir misiniz? Günümüzde çoğu insan bu sorulara hayır dese de her 20.000 kişiden biri bu sorulara evet yanıtını verebilir. Bu bir çeşit hastalıktır: Sinestezi. Beynin duyduğu sesi zihnin görsele çevirmesi, görülen şeylerin ise sese dönüşmesi durumudur. Bu rahatsızlıkta sesler koklanmakta şekiller tadılmak da ve renkler duyulmaktadır. Bir matematik problemi çözerken bölen ile bölüneni farklı renklerde görseniz nasıl olurdu? Sinestezi işin içine girerse sayılar ve harflerin renkleri bir anda değişebilir. Takvime baktığınızda ocak ile şubatın birbirinin yanında değil de arkasında görünebilir. Bu tür şeyler biz sıradan insanlar için tuhaf görünebilir ama bazı insanlar daha farklıdır. Sinestezik bireylerin algıları bizden farklıdır. Onlar dünyayı bazen daha renkli, bazen farklı boyutlarda görürler. Bazıları kızdığında kulaklarında bir ses duyarlar. Şimdi onların dünyasına bir göz atalım.


SİNESTEZİ NEDİR?

Sinestezi kelime anlamıyla Yunancadaki sin, yani "birlikte" ile aisthesis yani "his/duygu" kelimelerinden türetilmiştir. Anlaşılabileceği gibi, duyuların birlikte algılanması veya birbirine karışması durumu olarak tanımlanır. Nörolojik bir sorundur ve en temel tanımıyla, asıl algısal ya da duyusal bir sinir yolağının, istemsiz ve olağan dışı şekilde ikincil duyusal ya da algısal sinir yolağını aktive etmesiyle tanımlanır. Sinestezi, ilk tanımlamalara göre ortalama olarak her 20.000 bireyden birinde görülmektedir. Ancak sonradan yapılan bazı diğer çalışmalar, bunun çok daha sık olabileceğini ortaya koymaktadır. Örneğin bir araştırmaya göre Perception dergisinde yayınlanan bir makaleye göre her 23 bireyden birinde bir tür sinestezi bulunurken, her 90 bireyden birinde az sonra değineceğim grafem-renk türü sinestezi görülmektedir. Dolayısıyla beyin, sandığımızdan daha sık hata yapmaktadır.

Her ne kadar günümüzde 60'tan fazla sinestezi çeşidi tanımlanmışsa da ve bunlar, birçok farklı şekilde gruplandırılabilecek olsa da, en kısa haliyle biz bunları 2 ana başlıkta toplayabiliriz: İlki “idiyopatik" olarak isimlendirilen, sebebi bilinmeyen ve çoğunlukla geçici olan sinestezidir. Bu, her 25.000 kişiden birinde görülen, oldukça ender bir durumdur. Kafaya alınan darbeler, bir takım sinirsel kimyasalların kullanımını engelleyerek ya da beyindeki orta temporal lobun hasarına neden olarak geçici sinestezik durumlara neden olabilir. Bir süre sonra bu durum kendiliğinden geçer ve kişi normal haline döner.İkinci türü ise “edinilmiş (sonradan kazanılan) sinestezi” olarak isimlendirilir. Sonradan kazanılan sinestezi genellikle bir başka hastalığın varlığı sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Buna da en yaygın olarak rastlanan örnek epilepsi hastalarıdır. Epilepsi nöbetleri geçiren hastaların %4'ünde sinestezi durumu da görülür. Bu, sintestezinin ve epilepsinin tanımlarından ötürü oldukça anlaşılırdır: iki hastalıkta da beyin anormal elektrik sinyalleri üretmektedir. Örneğin epilepsi nöbetleri sırasında temporal lobdan olağan dışı elektrik deşarjı oluşursa bireyde sinestezik algı oluşumları gözlenebilmektedir.



Sinestezide sadece duyular birbirine karışmak zorunda değildir.Algılar da birbirine karışabilirler. Örneğin grafem-renk sinestezisinde bireyler, alfabedeki harfler ile rakamları belirli renklerle birlikte algılarlar. Grafem-renk sinestezisi olan biri için 3 rakamı her yerde kırmızı renkte görünebilir (aslında diğer insanlar bu sayıyı her ne renkte yazıldıysa o renkte görürler). Bu renkler her zaman bariz olmayabilir; rakamın etrafı bu renkle sarılmış ya da gölgelenmiş şekilde de olabilir. Bunun gibi, çok çeşitli örneklerinden bahsetmek mümkündür.Kişiselleştirme sinestezisinde, çeşitli günler, haftalar, aylar, yıllar, sayılar, rakamlar birey tarafından belirli kişiliklerle algılanırlar. Örneğin bu tip sinesteziye sahip birisi Z harfini mutsuz, çarşamba günlerini sinirli, 4 sayısını ise dürüst olarak algılayabilir.


SİNESTEZİNİN ÇALIŞMA MEKANİZMASI


Hepimizin beyninde duyu sinyallerini algılamak ve belirli işleri yapmak için görevli alanlar vardır. İşitsel korteks kulaktan gelen ses sinyallerini işler ve duyduğumuz sesleri tanımlamamızı sağlar. Görsel korteks de aynı işi gözden gelen ışık sinyalleri için yapar. Normalde bunlar birbirlerinin işine burnunu sokmazlar. Herkes kendi görevini yapar ve bir üst merkeze bilgi aktarır. Ancak sinestezik kişilerde bu bölgeler birbirleriyle fazla konuşur. Bir harfe baktığınızda havada kırmızı renk görüyorsanız beynin harf tanımlama bölgesi ile renkleri tanımladığı V4 bölgesi arasında karşılıklı bir etkileşim olabilir. Önemli olan oradaki harfin ne olduğu değil, bir harf görmüş olmaktır. Yapılan çalışmalarda harf renk sinestezisi olan kişilerin harfleri tanımlayamadığı zaman bile renkleri gördüğü gözlemlenmiştir.




Sinestezinin ortaya çıkışındaki diğer bir olasılık ise beynin geri beslemeli mekanizmasının yeteri kadar engellenmemesi veya azaltılmamasıdır. Beyindeki en büyük hücre ateşleyici nörotransmitter madde glutamat, en fazla durdurucu da GABA’dır. Nöronları ateşleme ve durdurma süreçleri bir dengeye sahiptir. Fazla hareketli nöronlar yanlış sinyaller gönderir, fazla suskun nöronlar da gerekli sinyali iletemez. Eğer denge bozulup nöronlar yeterince susturulmazlarsa sinyal fazlalığı algılarda karışıklığa neden olabilir. Bazı bilim insanları sonradan kazanılmış sinestezide buna benzer bir durumun olduğuna dair kanıtlar buldular. Örneğin meşhur sinir bilim yazarı David Eagleman’in yaptığı bir araştırmada temporal lob epilepsi olan veya kafa travması yaşamış kişilerde sinestezi ortaya çıkabiliyor. Kafanızı bir yere çarpıp travma yaşadığınızda beynin geri besleme mekanizması zarar görüp sinestezi oluşumuna yol açabilir.


SİNESTEZİK BİREYLER


Sinesteziden kaynaklı beyin bağlantılarının, sinestezi hastalarına çok ciddi avantajlar sağladığı keşfedilmiştir. Birçok zihinsel hastalığın aksine, sinestezi hastaları genellikle son derece yaratıcı ve algı kapasiteleri son derece yüksek bireylerdir. Birçok sinestezi hastasında hafıza diğer insanlardan çok daha güçlüdür (Daniel Tammet isimli bir sinestezi hastası pi sayısının 22.514 basamağını ezbere bilmektedir). Pi sayısını ezberlemek doğada nasıl bir avantaj sağlayabilir diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak vahşi hayatta hafızanın ne kadar önemli olabileceği üzerine düşünecek olursanız, bunun faydalarını görebilirsiniz. Sinestezi hastaları, en ufak renk tonu farklılıklarını şiddetli bir biçimde ayırt edebilirler. Dolayısıyla normal bir birey için aynı renkte görünen iki cisim arasındaki ton farkını çok net bir biçimde ayırt edebilirler. Bu da doğada daha kaliteli besinlere yönelim şansını arttırmış olabilir. Bu, evrimsel açıdan ciddi bir avantajdır. Benzer bir şekilde, sinestetlerin (sinestezi hastalarının) bazılarının aşırı hassas dokunma yetileri bulunmaktadır. Bu yeti sayesinde, diğer duyuların yetersiz kaldığı ortamlarda dokunma duyularına güvenerek başarıyla hareket edebilirler. Bunun öyle uç vakalarına rastlanmıştır ki, karanlık bir odada sadece dokunma duyusuyla, beyninde bu hislerin renk olarak algılanmasından ötürü odanın tam haritasını çıkarabilen hastalar bilinmektedir. Elbette bu hastaların renk algıları, gerçek renkleri yansıtmayabilir; ancak cisimlerin yapısal ve yönelimsel farklarını diğer insanlardan çok daha yüksek beceriyle algılayabilmektedirler. Sinestetlerde görülen en yaygın durum ise, yaratıcı zekanın yüksekliğidir. Bu kişiler, sorunlar karşısında yaratıcı çözümler üretmek konusunda normal bireylerden çok daha başarılıdırlar.



Yapılan araştırmalarda, bu duyuların birbirine karışmasından ötürü algısal yanılgı miktarının da ciddi derecede arttığı görülmektedir. Dolayısıyla, her ne kadar belli başlı koşullarda avantaj sağlayabilecek olsa da, daha genel bir durum aralığında olumsuz sonuçlar doğurması da çok muhtemeldir. Çünkü karışan duyularda oluşan hisler, gerçeği yansıtmak zorunda değildir. Beyin, algıladığı hisleri yorumlayacak şekilde özelleşmiştir; eğer ki duyulardan hatalı sinyaller gelecek olursa, bunları gerçeğe dönüştürebilecek bir yetisi bulunmamaktadır. Bu sebeple, vahşi doğada sinestezi hastalığının ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir.


Öte yandan, yukarıda da değindiğimiz gibi sinestezi uzun dönem asosyallik sonucu oluşabilecek bir hastalık olabileceği gibi sonucunda asosyalliğe sebep olabilecek bir hastalıktır da... Hastalar genellikle uzun bir süre diğerlerinden farklı olduğunu anlamamaktadır ve bunu fark ettiklerinde, bu özelliklerini söylemekten çekinmektedirler.

Sinestezi, doğru yönlendirme sayesinde toplum içerisinde avantaja çevrilebilmektedir. Şimdiye kadar var olan sinestetler arasında, bu ilginç özelliklerinden ötürü kendisini sanata ve bilime adayan çok sayıda ünlü isim mevcuttur. Ünlü sinestezi hastaları arasında ressam Wassily Kandinsky, yazar Vladimir Nabokov, besteci Duke Ellington, Franz Liszt, Nikolai Rimsky Korsakov, fizikçi Richard Feynman ve şair Arthur Rimbaud ile Charles Baudelaire bulunmaktadır ve bu liste, daha yüzlerce isimle genişletilebilir.

Görülebileceği gibi, sinestezinin beyindeki bağlantılarda oluşan genetik ve çevresel unsurlara bağlı bir hastalık olduğu söylenebilir. Bu durum, beynimizin çalışmasındaki aksaklıklardan sadece biridir; ancak ilginç ve bilim-kurguvari bir havası olmasından ötürü özellikle ilgi çekicidir. Bu sebeple, sinestezinin bilimsel bir analizi yapıldığında, popülasyon içerisindeki frekansının evrimsel geçmişi çok net bir şekilde görülebilir ve evrimsel biyoloji sayesinde türümüz içerisinde neden korunduğu anlaşılabilir.

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.