SORULAR VE SORUNLAR

  Ne uğruna olduğunu bilmediğim bir çaba var içimde. Hor görülen bütün özelliklerimi sevip, bağışlamak isteyen bir hal var üstümde. Artık geçmişin tuzağına düşmemekle beraber geleceğin rehavetine kapılmaktan da oldukça korkmaktayım. Ve kendimi anlatmak, hiç bu kadar zor olmamıştı. Bütün düş kırıklıkları çehremde beliriyor gibi. Kendimi güvensizliğin ortasında hissediyordum. Belki de bu hissiyatım, herkesin yaşadığı hayat misalidir. 

 


Böyle sızlanmak bana oldukça anlamsız ve gülünç görünüyor. Ama yine de hissettiklerim öyle ağır basıyor ki, duygularımın gözlerimden akmaması için içime doğru itip bastırmakla yetinmek zorunda kalıyorum. Eskiden gülen gözlere, kahkaha dolu dudaklara sahipken şimdi yutkunmaktan acıyan bir boğazın aitliğini taşıyorum. Yaşanan her şeyin sebepsiz yere yaşandığını düşünmek istiyorum. Çünkü neyin üzerine kafa yorsam, beni üzmek için olduğunu düşünme gafletine düşmekle burun buruna geliyorum. Değiştirebileceğime inanmıştım. Şu yoksul ve acınası durumdaki dünyanın seyrini bile... Ama artık benim de gözlerim açıldı. Kötülüğe, vahşete, acıya kör olan gözlerim. Ah canım gözlerim... Çektiğiniz tüm çilelerden, gördüğünüz bütün çirkinliklerden ve birbirlerine yaranmaya çalışan insanların iğrençliklerinden dolayı özür dilerim sizden. Keşke bunlara maruz kalmasaydınız diyorum hep içimden. Keşke maruz kalmasaydık utanmaya birbirimizden.

   

Bir şeyler yapmaya gönüllüydüm. Üstelik razıydım başıma gelebilecek her şeye. Bile bile lades oynamıştım kaderin cilvesiyle. Şimdi pişmanlık usta bu bedende. Damarlarımdan akan kanın yerini alan bir usta. Kalbimden yanaklarıma kadar çekiliyor pişmanlıklarımın izi. Yüzüme renk veren bütün bu utançlardır. Ve verilen mantıksız kararlar. Duygulara yenik düşmenin verdiği acı. Hep sonradan fark ettiğimizi düşünmeye başladım. Hataları, yanıldıklarımızı. Bugün kimseyi suçlayamam, kendim dışımda. Kendimi suçlayabilirim çünkü kendimi affetmek başkalarını affetmekten daha ağrısız. Kendi kendimin hoşuna illa giderim, ama artık insanların hoşuma gitmeye çalışmalarına katlanamıyorum. Kendimi suçlayabilirim çünkü görmek istediğim gibi gördüm her şeyi. Aslında hep biliyordum, içten içe görüyordum yalnız olduğumu, herkesin bir anlığına da olsa yalnız kaldığını. Zaten hep farkında olduğum şeylere yüz çevirdim. İnanmak istediğim yönde yonttum her şeyi. Olayları, insanları, hayallerimi. Oysaki ne zaman görülmüş ki bütün dileklerin tasarılarının eksiksiz işlediği? Ben, hep aldanacak kadar çocuktum.

   

Beni büyüten herkese ve her şeye dönüp bakıyorum. Zoraki katlandığımız muhabbetler, sahte samimiyetlerin göze çarpıp yere düştüğü gülümsemeler... Yapaylığın içinde acıdığım, acınarak kaybolduğunu bilen gerçek. Bir de kendim. 

   


Kendime de acıyorum çünkü umutlanmak için zaman buldum. Umutlandırdım da kimi zaman. Birini her şeyin iyi olacağına inandırdım, bir başkasını sevileceğine, bir başkasını zaten sevildiğine... Hayır, yalan söylemedim asla. Bunun efkarını içime sığdıramazdım. Ne söylersem ben de inandım. Sevildiklerine, sevileceklerine, her şeyin güzel olacağına. En kötüsü de hep kendi kendimi kandırdım. Sevildiğime, sevileceğime, her şeyin güzel olacağına... Bir insan, hep aynı yerden aldanır mıydı? Bir insanın kendisini hep aynı zayıflıkla aldatması bağışlanır mıydı? 


44 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.