Melankoli Prensesi Sylvia Plath

En son güncellendiği tarih: 24 Eki 2019



Sylvia Plath, bir iki sene önce keşfettiğim bir yazar ve gerek hayatı olsun gerekse de kitaplarıyla olsun beni çok etkileyen bir kadın oldu. Sizleri de bu kadın ile tanıştırmak istedim bu yazımda.

Sylvia Plath, Amerikan edebiyatının melankolik prensesi olarak bilinen bir yazar. 27 Ekim 1932’de ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Alman bir baba ve Amerikalı bir annenin kızı olarak doğdu. Hayatı boyunca küçük yaşta kaybettiği babası Otto Plath’tan nefret etmiş ve ilk şiirini de 8 yaşında babasını kaybettiği zaman yazmış.

Sylvia, neredeyse tüm hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla uğraşmıştır ve 1950 yılında bursla girmiş olduğu Smith College’deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirmiş ve bu nedenle de bir akıl hastanesine yatırılmış. 1955 yılında ise bu okuldan derece ile mezun olmuş Sylvia.

Daha sonraki yıllarda ise yine kazandığı burs ile Cambridge Üniversitesi’nde eğitim almaya başlamış ve buradaki başarılı öğrencilik yıllarında yazdığı şiirler okul gazetesinde yayımlanmıştır. Ayrıca Sylvia bu okulda 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes ile tanışmış.



Ted, Syvia için çok önemliydi. Çünkü aslında hayatında eksik olan erkek figürü yerine Ted’i koymuştu. Bu nedenlerle de Ted’in fikirleri, düşünceleri, beğenisi Sylvia için çok önemliydi. Ancak belki de hayatının daha da kötü depresif hale gelmesi ve bundan sonraki yaşadıkları Ted yüzünden oldu. Sylvia’nın hayranlarının büyük bir çoğunluğu aslında Ted’i hiç sevmez, bunun nedenini ise hemen anlatmaya başlayacağım ancak ondan önce Ted ve Sylvia’nın ilişkilerini anlatmaya devam etmek istiyorum.

Sylvia ve Ted tanıştıkları sene hemen evlenmişler ve evlenmelerinin ardından ise Boston’da yaşamaya başlamışlar. Sylvia, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere’ye geri dönmüşler. Bu çiftin iki çocuğu olmuş ancak Ted, sürekli olarak Sylvia’yı aldatmış. Kendini çok fazla beğenmeyen ve bunu gitgide bir komplekse dönüştürmeye başlayan Sylvia ise bir süre sonra Ted’i bir düşman olarak görmeye başlamış.

Sylvia, bu dönemlerde yazdığı şiirlerde sürekli olarak kocasının da bulunduğu evini, canlı canlı gömüldüğü bir mezara benzetmiş. Bir süre sonra ise bu evlilik yüzünden yaratıcılık açısından gerilemiş ve kısıtlanmış hissetmeye başlamış.

Sylvia ve Ted’in arası aslında ilk çocuklarının ardından iyice bozulmaya başlamış. Ted bu dönemde şair olan Assia Wevill adlı bir kadın ile Sylvia’yı aldatmış. Ayrıca bu sıralarda görüştüğü bu kadın da evliymiş. Hatta Assia ve eşi David Wevill birlikte Sylvia ve Ted çiftine çok yakın bir yere taşınmışlar. Ted ve Assia’nın bu ilişkisi ise Sylvia için bardağı taşıran son damla olmuş.


Sylvia, 11 Şubat 1963 günü intihar etmeye karar vermiş ve çocuklarına kahvaltı hazırladıktan sonra odalarının kapısını kapatarak aralıkları bantlamış ve gerçekten çok korkunç bir intihar yöntemi olarak; fırının gazını açıp kafasını fırından içeri sokarak intihar etmiş.

Sylvia’nın intiharından sonra ise hayranları Ted’den nefret etmeye başlamışlar. Ayrıca intiharından sonra Ted’in çocuğuna hamile olan Wevill bebeğini aldırmış ve birliktelikleri sürmeye devam etmiş. Hatta Sylvia’nın çocukları olan Frieda ve Nicholas’a da birlikte bakmışlar.

Sylvia ve Ted arasında olan tartışma konuları Assia ve Ted arasında da çatışmalara sebep olmuş ve Assia’da aynı Sylvia gibi intihar ederek kendini öldürmüş. Ancak intihar ederken Sylvia çocuklarını korurken Assia 4 yaşında olan kızı Shura’yı da yanına almış ve gazı açarak intihar etmiş.

Ted Hughes hep Assia’nın intiharını önlenebilir olarak tanımlarken Sylvia’nın intiharını önlenemez olarak söylemiştir.



Sylvia’nın bu hayatı beni hep çok etkilemiştir. Benim Sylvia ile tanışmam ise çok meşhur bir kitabı olan Sırça Fanus kitabı ile oldu. Bu kitabı 1963 yılında ölmeden hemen önce Victoria Lucas ismi ile yayımlamış. Ancak ölümünden sonra kendi ismi ile yayımlanmaya başlamış. Bu kitabın bu kadar önemli olmasının sebebi de aslında yarı otobiyografik bir kitap olması.




Sylvia’nıın tüm bu hayatını konu alan bir ‘Sylvia’ adlı bir filmde mevcut. Ben kitabı okuduktan ve hayatından çok etkilendikten sonra filmini de izlemiş ve çok beğenmiştim. Eğer sizin de dikkatinizi çekmiş ise kesinlikle filmini de kitabını da tavsiye ederim.

Yazımı Sırça Fanus kitabından çok sevdiğim alıntılardan birkaçı ile bitirmek istiyorum;


“Belki de unutkanlık, kor gibi her şeyi örtüp susturmalıydı. Ama onlar artık benim bir parçamdı. Benim manzaramdı.”

“Nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, “iyiyim”, demenizi beklemeleridir.”

"Sen fanusun içinde değilsin, fanus senin kafanın içinde."

" İşin kötüsü oldum olası hep yetersizdim, yalnızca bunu şimdiye dek hiç fark etmemiştim. "

34 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.