UMUTSUZLUĞA YER YOK


Kapkaranlık bir gölün içinde bataklığa doğru gömülüyordu hayallerim ve umutlarım. Ardından bir gürültü koptu, meğer ege kayası sulara gömülmüş, Avrupa Asya'dan kopmuş. Tuzlu suları bir anda umutlarıma takıldı, suyun yüzeyine çıkardı, hırçın dalgalarıyla kıyıya bıraktı. Ayağa kalktım ve şimdi sizlere sesleniyorum. (Bugün Karadeniz olarak adlandırdığımız yer yüzyıllar önce aslında bir göldü ege kayasının çökmesiyle deniz haline geldi.)


Bazen talihsizlik olarak gördüğümüz olaylar bizi yeniden doğurur, hayallerimizin ötesinde bir yere götürür.


Bitti deriz, tamam buraya kadarmış; dört duvar üstüne gelir, sığamazsın durduğun yere. Kaçıp gitmek istersin çünkü kalmamıştır devam etmek için bir sebep, bir amaç daha doğrusu. Değiştirmek ister insan, kaçarak; farkında değildir değişimin kendi içinde olduğundan, göremez çoğu zaman.


Sonra sular çekilir inciler kıyılara vurur, gece güne kavuşur, bir şarkı çalar da bir çocuk gülümser, belki bir tanrı misafiri çalar kapını değişir her şey. 'Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti' diye başlar Orhan Pamuk Yeni Hayat romanına ve bir gece evden çıkar. 'En uzun, en çaresiz geceni düşün; sabah olmadı mı?' der Reşat Nuri. Lev Tolstoy, 67 yaşında bisiklet sürmeyi öğrenir, ardından günümüzde 'Tolstoy'un bisikleti' deyimi gelmiştir ki; hiçbir şey için geç olmadığını, sadece istediğin şeyi bilmek gerektiğini açıkça gösterir.

Hiçbir Zafere Çiçekli Yollardan Gidilmez


Demiş La Fontaine, haksız sayılmaz. Bugün bir şeyleri başarmış ve adını alanına altın harflerle yazdırmış bütün insanların çeşitli zorluklardan geçtikleri açıktır. Ve başarı sadece akademik değildir. Ömrümüz dikenli yollarda, bataklıklarda bata çıka ilerlemekle geçiyor. Devamlı bir döngü; sonunu görmediğimiz, bilmediğimiz ancak savaştığımız, beynimizde belki de ciğerlerimizde büyüyen bir tümör gibi, bir sandığı kemiren tahta kuruları gibi, yarını göremediğimiz gibi.


Evet yarını göremediğimiz gibi, yarına ertelediklerimiz bizden götürüyor, ne götürüyorsa. Bugün değil yarın, bu yıl değil sonraki yıl diye diye; 'elbet bir gün' diye diye bir ömür bitiyor bak. Tümör seni yenmeden, tahta kuruları evi sarmadan; şimdi, tam şu an bir şeyler yapmalısın. Hataların olsa da devam etmelisin. Büyüyorsun, büyüyoruz yanlışlarımızla ve doğrularımızla. Pişman olmadan güzel olacağına inandığını şeylerin peşinden gitmeli insan, ilerlediği yol değişse bile sonuca ulaşmaktır önemli olan.


Sona Gelirken


John Lennon kahretmeye devam etseydi hayatına ve sarılmasaydı müziğe, tam o gün değil de 'yarın' başlasaydı The Beatles grubunu kurmaya, bugün kim bilebilirdi onun krallığını?


Ya da Audrey Hepburn balede yetenekli olduğu halde baş balerin seçilmediğinde çekip gitseydi, kim oynardı Tiffaniy'de Kahvaltı filminde ve böylesine bir zirveye ulaşırdı?


Bazense eleştirilir insan tıpkı Van Gogh gibi; arkadaşının eleştirilerine karşılık kulağını kesip önüne koydu çizmeye devam etti, ya etmeseydi?

Son olarak dostlarım, Mustafa Kemal Atatürk'ten söz etmek istiyorum; bana kalırsa yer yüzündeki bütün engeller onun kaderine yazılmıştı fakat o kararlılığı, sabrı ve umutsuz olmayışıyla bir devlet kurmadı sadece, bir cihanı kendine hayran bıraktı. Tam da o gün 19 Mayıs 1919'da güneş gibi doğmasaydı o sabaha, yarın deseydi? Bugün sizlere bu satırları yazıyor olabilir miydim? Belki yine var olurdum ama varlığım Türk varlığına armağan olabilir miydi?

107 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.