UNUTMAK ÖLDÜRMEKTİR



Siz de dinliyor musunuz?


Arkamıza her döndüğümüzde gördüğümüz ama duymak istemediğimiz, asfalta izini bırakarak gelen çamur tabanlı, kirli gözüken geçmişin o can alıcı sesini. Kendisi gibi bulanık olmasın diye sesleniyor geleceğimize. Dur, diyor artık "Güzellikleri görmezden gelerek o kadar yalpalıyorsun ki geleceğin de benim gibi olacak."


(Eğer bahsettiğim sesi duymuyorsanız bu yazı eminim size saçma gelecektir ya da bu eskiden duyup şimdilerde yendiğiniz bir zincir ise şanslı olduğunuzu düşünmelisiniz.)


Yaşamak için hayata farklı bir bakış açısı ile dönüp, yine hayata tutunmamızı istiyorlar. Haklı oluşlarına bir şey de diyemiyorum artık. Uzun uzun düşündüm bunun hakkında. Yaşamak için nasıl bir bakış açısı elde edebiliriz ki, eğer düşüncelerimiz bu kadar tozluysa?

Oysa dediğim gibi tozdu bu, üfleseydik bir kısmı giderdi.


Gider miydi?

Bilmiyorum. Bazen yalan söylüyorum.


Sanırım hayata tutunmak için elde edilmesi gereken bakış açısından bahsederken, demek istedikleri, artık anıların güzel olanına odaklanmaktı. Ama ben, onlar bu konuda kopya verirken dikkatimi kaçırmış olmalıyım ve dinlediğim kısmı da zaten yanlış algılamıştım bu yüzden uzun bir süre güldüğüm zamanları hep es geçtim.


İnsan, zihninde kötü olaylara daha çabuk yer açabiliyor bu yüzden geçmişi ben kararttıkça iyi anılarım da yok olacak şekilde derinlere gitti. Bir mekanizma gibiydi, durduramıyordum. Bende görmezden gelmeye alışıktım zaten. Böyle oldukça kurtulmak istedim. Unutmak, terk etmek... Şu an istemediğim neyim varsa, hepsinden nefret etmeliyim diye düşündüm. Ama üstelediğim her anı, bir yansıma gibi beynimin görünen kısmında yer alıyordu.


Eğer siz de bu şekilde ilerlemeye çalışıyorsanız, bu tabloya bir de geleceğe yönelik bakın derim. Aynı şekilde gitmeye devam edersek otuzumuza geldiğimizde, gençliğimizi nasıl yıprattığımızın hesabını veremeyiz.


Her zaman başkalarını dinlemiş olabiliriz, belki de çevremiz bize başarısız ve çirkin olduğumuz gibi şeyler söyleyen insanlarla dolu ama aslında bu beynimize balyozla vurulan bir palavradır. Sürekli inandırılmaya zorlandık, belki umursamazca geçip gidebilirdik ama çok kalabalıklardı. Bir adım daha atsak çukura denk gelirdi. bu çukur ise geçmişin yaşadığı bir ev görevi görüyordu. Yani eğer geçmişi sıkıştırmazsak içine düşmekten korkmayız ve bu sorunsal çukurda düşünce kasveti diye bir şey kalmazdı.


Kalmaz mıydı?

Bilmiyorum.



Siz yine de olaylardan, insanlardan ya da size bir şeyler hatırlatan eşyalardan kurtulmaya çalışmayın. Silginizi bir kenara atma vakti. Hatta kendinize fotoğraflar, hediyeler, günlükler ve mektuplar bırakın. Çünkü gelecekteki sizi de sadece siz anlayabilirsiniz. Bugün kendinizi, yarın geçtiğiniz yolun sesini dinleyin. Dinleyecek ve anlamlandırmaya çalışacak çok şey var. Ortada sevgi ya da pişmanlık varsa affedin ve özür dileyin, en fazla ne olabilir ki? Bazı şeyler yanlış anlaşılabilir, bazen biz yanlış şeyler yapabiliriz. Kısacası bunlar her zaman olacaktır.


Son olarak demem o ki; hayatı anılar oluşturur, bir şeyleri unutmak ise öldürmek demektir.

Ve hisler asla ölmez.

Onlar karanlık görünse bile düşmanlık teşkil etmez.

43 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.