Arınma Gecesi: Uykuya Kalmak

https://open.spotify.com/track/2BKRQbXT8FB2iex5CA1hCc?si=8uyYzamlSZeR0nuZMcsnKQ


https://www.youtube.com/watch?v=drh-3Tz9BYY&list=PLP72zVBXst6OEYHI8p-hYwjMAvQMtG22e&index=17


Soğuk, çetin bir kış gecesiydi. Saatler üçü gösteriyordu ve ben elimde kalburu çıkmış kalemimin kağıt üzerindeki dansını seyrediyordum. Sözcüklerim başıboş, içiyorlar satır başlarında. Yetersizliklerinden yakınıyorlar kalem ile kağıt arasında. Ben de bu sırada mumun dibini görüyorum gönlümün bir köşesinde.


Yazmakla işim bittikten sonra beynimi yıkamaya gittiğimde birdenbire kalbimin kapısı çaldı. Başta aldırmadım. Günümüzde çoğu kişinin ardına bakmadan ne gönüllere girip çıktığını gördüğümden ''bu da onlardan birisidir'' diye düşündüm. Banyoya ilk adımımı atmamla '' Kadir, gönül misafirin geldi, ben Marilyn. Dışarısı çok soğuk ve sağanak, lütfen kapıyı açar mısın?' sözünü işitmem bir oldu. Ardından kapıyı açtım. Bir de gördüm ki üstü başı sırılsıklam, iki gözü iki çeşme. tanınamaz halde. Kendisini içeriye aldım;



(K): Kadir, (M): Marilyn

K: Hoş geldin, ne bu yüzünün hali böyle ? N'aptılar sana ?

M: Kalpsizler Kadir. Kalpsizler. Yüreğim yara bere içinde. Kimse sevgi nedir, ne değildir bilmiyor. Etrafım öyle insanlarla çevrili ki kirli düşünceleri, kötü karakterleri üstüme sinmeye başladı, ben de tamamen beni ele geçirmeden sana geleyim dedim.

K: İçeri girmeden önce gel bir yüzünü gözünü yıkayalım, banyoya geç ben geliyorum.

M: Tamam.

(Kalplerimizde musluk olmayabilir lakin gözlerimizin pınarı hala duruyor. )

K: Sen kenarda iyi niyeti al, kendini iyice ovalamaya başla. Birazdan açıyorum gözlerimi.

M: Tamam.


(Yere düşen gözyaşlarım da olsa akan şeyin zaman olduğunu ikimiz de biliyorduk.)

M: Zaman ne kadar da hızlı akıyor, değil mi?

K: Bizler de o akan zamanın akıntısında sürüklenip gidiyoruz. Neyse, iyice yıkayabildiğin kadar yıka, kalmasın daha.

M: Sanırım, iyi böyle.

( İki tarafta da birbirlerine tebessüm bırakarak işlemi bitirir.)

K: İçin dışın öyle birmiş ki durulanmana gerek kalmadı, bak. Yüzün gözün açıldı resmen. Kirinden, pasından kurtuldun.


( Banyodan çıktıktan sonra Marilyn için kuru, temiz kıyafetler getirmek üzere odama gittim. Ara sıra geldiğini bildiğimden geçen günlerde onun için birkaç parça almaya koyulmuşumdur.)


K: Şanslısın ki, dolabımda senin için özel yer yaptırmıştım. Normalde haber vererek gelirsin, bu sefer biraz gafil avlandım. Geçen gün çarşıya çıktım. Yaşam, zaman baktım senin için. Bazı yerlerde ucuza birkaç parça sevgi, aşk buldum gibi. Sahteliklerinden mi dersin ? Bunun üzerine ömürlerden ömür beğenmeye koyuldum. Ne gördüysem hiçbiri seni yaşatmaya yetmezdi. Şeyy... İstersen benimkini alabilirsin. Zamanında çok çektiğinden olsa gerek, sana biraz kısa gelebilir ama bir görsen hemen üzerine geçirmek isteyeceksin. Çok da yakışır bu arada. Hatırlarsın, canımız sıkıldıkça kalplerimizin atışmalarını dinlerdi nefeslerimiz, ikisi de yerlerinde bir türlü durmaz, keçi gibi kavga ederlerdi. O zaman da inatçıydın.



M: Öyle ya, o zamanların tadı hala damağımda. Kahve yapayım mı içer miyiz ? Ne dersin bir kırk yıl daha üstümüzde hatırlarımız kalmasın mı ?

K: İyi madem, yaparım diyorsan mutfak orada. Neli içtiğimi biliyorsun zaten.

M: Elbette. ( Mutfağa doğru gider.)


İkisi de kahvelerini önlerine koyduktan sonra açarlar eski defterleri;

K: Bir aralar aramız gelgitliydi. Sen de haliyle buraya gelmek ile buradan gitmek arasında kalmıştın. Sanırım saçlarından olsa gerek bir gün dalgalanıyor, öbür gün duruluyordun. Tüm bunlara rağmen kıyıya neden ben vuruyorum diye düşünmeden edemiyordum. Ama olsun, yine de sana açılmak derin denizlere açılmaktan farksızdı.

M: Fena mı oldu ya, insanlardan soyutlanmış alemlere daldık, durduk işte. Yeni yerler keşfettik. Güzel zamanlar geçirdik. Söylediklerin, söyleyeceklerin... Hepsi içimde bir yerlerde saklı. Bu sıralar kendilerini mumla arasam da bir türlü bulamıyorum orası ayrı konu da, kafayı yemek üzereyim.

K: Ne olursa olsun, geçmişe takılı kalmamak lazım. Ne de olsa GEÇMİŞ, zamanda.. Yaşam'a sevincinle tutun. Belki de bir zamanlar kaybettiğin umut, GELECEKTİR...

M: Bu gece burada kalsam olmaz mı ?

K: Ne istersen yap. Gitmek istiyorsan kapı orada, yatmak istiyorsan da yatak burada. Hazırlarım senin için.

M: İyi o zaman yeni nevresimlerin elinden öper.

(Kadir yatağı hazırlar ve karşıdaki kanepede oturup Marilyn'e bakar.)

K: Biliyor musun ? İnsanlar farklı olduğumdan olsa gerek beni içlerine almaya pek gönüllü olmadılar. Ama sen öyle değildin. Varlığımı bile sorguladığım dönemlerde geldin, arkadaşım oldun. İnsanlar eksikliklerini başkalarıyla tamamlamaya çalışmak gibi hatalara düşüyorlar. Çıkış yollarını ararken meşgule atıyor zaman; şimdi olmaz. Oysa ben öyle yapmadım, biliyordum ki her yol sana çıkıyordu. Ne kalpler kırılıyor, ne umutlar tükeniyor, yokluğun şerbeti dökülüyor yufka yüreklere.


M: Benim bildiğim bir şey varsa, o da sevginin alt edemeyeceği şey yoktur. İlgisizlik, sevgisizlik, mahrumiyet ekilmiş kalplerde birbirlerini biçiyor insanlar. Bunların arasında ne akrep ile yelkovan, ne de gidenler... Benim başım dönüyor. Sevgi veremeyecekseniz ümit vermeyin demek isterdim başkalarına ama onlar da karşısındakine 'İnsan' olduğu için değer veriyorlar ki. Yani karşısına aynı sınıfta gördüğü başka bir canlıya da aynı davranışları sergileyecek. Bizimkisi yukarıda bahsettiğim kavramlardan bihaber, içi buz tutmuş. En ufak ısındığı insana çözülüveriyor bir anda. Görmemiş ki, ona da kızamıyorum. Aslında her insan özeldir. Özel hissetmeli, en azından etrafında bunu sağlayan insanlar olmalı. Gel gör ki; burası 'DÜNYA.' Omuzlarda taşınmak ve çiçek almak istiyorsan ölmen gereken bir yer. 'Şimdi o olsaydı böyle böyle yapardı' diye iç çekilen, kıymeti yokluğunda anlaşılan insanların olduğu bir cehennem. Bir tane insan görmedim, iyi ki doğduğunu doğum gününden başka bir günde hisseden. Bana kalsa 'Sen iyi ki hayatımızda, yüreklerimizdesin. Esnaflar arabalar geçerken toz kalkmasın diye yola su serperler, senin de varlığın sayesinde hayatımızdan gelip geçenler olduğunda içimize su serpiliyor' diyebilecek kimseler olmalı. Yarın çok geç olabilir. Sözcükler boğazlarda kördüğüm, çözülemez olmasın sorunlar.


K: Haklısın, değindiğin şey benim başıma geldi bir keresinde. Ben onlu yaşlarımın sonlarında, kendisi ise Tanrı'dan çektiği krediyi, çocuklarının vefasızlığıyla ödeyen bir teyze. Benim de o gün kafam bir atık. Kimseyi görmüyorum. Birisinin bana günaydın dediğini işitir gibi oldum, etrafta başka kimse de yoktu. Anlayacağın ondan başkası olamazdı. Kafamda şimdi olmaz (Muhabbeti epey seven bir teyzeydi, derdini kimi görse anlatır, rahatlatmaya çalışırdı içini.) dedim ve yoluma devam ettim. Ardından 24 saat geçti geçmedi, ertesi gün sabah kendisinin ölüm haberini aldım. Bu onun son selamıymış. İşte hayat; insanı hiç beklemediği anda, beklemediği yerden vuruyor. Ben neden her vedalaşmada arkama bakıyorum sanıyorsun ? O kişiyi bir daha görüp görmeyeceğimin bir garantisi yok. Yakın arkadaşlarım da bunu bildiklerinden biz bir türlü ayrılamayız.Önce bedenler ayrılır oradan, ters yöne atılan adımlar ne olursa olsun, içimizden bir parça hep diğerinde kalırdı. Göz gözü görmeyene dek süren kesintili bakışmalardan sonra yolumuza bakardık. Değer verdiği her insana böyle davranmalı insanlar. Ben kimisinden hiç dönüt almıyorum, ama olsun bunlar insanı insan yapan şeyler.

Onca muhabbetten sonra içeriden bir ses duymamla birlikte neler oluyor diye bakmak için uzandığım yerden fırlamamla birlikte... Evet, artık uyanmışımdır.



'insan ölmek için yaratıldı korkuya inanma

ateşe inanma, havaya, suya inanma

aşk bile ölüyor aşka inanma

bir ceket al üstüne

bir geyiği düşle, bir ağacı hatırla

insan düşmek için yaratıldı kuşlara da inanma

sen sıkı sarıl kalbime dünya sandığın yer değil

sandığın yer değil en güzel yerin

en güzel yerinde değiliz bu şiirin'

- Irmak Eriş



79 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.