Uzun Yolum



Sessizsin... O kadar sessizsin ki. Çığlık çığlığa ama tarifsiz. Herkes sağır ya da. Gerçi bazen sen de duymuyorsun haykırışlarını. Ellerin çiçek açmış. Herkes kör. Koparıp atıyorlar. Yapraklarını eziyorlar.

Doyamıyorsun sevgiye, herkes tok sanıyor. Canım dediğin, sanıyor. Konuşamıyorsun dilsiz sanıyor.

Senin gördüğün hiçbir şeyi görmüyor onlar.

Kollarını açmış gökyüzünü izleyen seni de görmüyorlar.

Aslında sen de bilmiyorsun ki hiçbir şeyi.

Senin aklını, benliğini de ele geçirmiş bir şey usulca.

Çaresizsin. Aslında bu tren gidiyor ama nerede durur diye bekliyorsun. Bilmiyorsun. Sonu göremiyorsun. İstasyon var, biliyorsun ama... Bilmediğin o istasyonda inmek istemiyorsun. Bildiğin şey de, "ruhunda" kalmak istiyorsun. Huzurlusun bir yandan. Ne tuhaf şey. Anlamıyorsun.


Yıllardır bildiğin o şey aslında, kartopu oynadıktan sonra sıcacık bir battaniyenin altına girmek gibi. Hani o lunaparkta çok korktuğun oyuncağa binip indikten on dakika sonra hissettiğin tatlı heyecan gibi. Sonra tekrar tekrar binmek gibi. Salıncağa bindiğinde midende uçuşan kelebekler gibi. Kendini inandırdığın gizli saklı, kilitli kutudaki hayallerin gibi. Okuduğun masallar gibi yüzü. Anlayamıyorsun. Ne kelime...

İstasyonun sonu var, istesen de indirmez o tren belki. İnanmıyorlar. İspatlamak zorunda değilsin, bekle diyorsun. Ama sen de insansın. Ağlamak, haykırmak istediğinde de kimse yok. Kuru bir kalabalıkta sıkışmış ruhun. "Kurtar!" diye bağırıyor. Duymuyor... Hiç duymamış hiç dinlememiş.

Sen insanların gözlerinin içine de bakamaz olmuşsun. "Bu kadarı da fazla!" demeye kalmıyor. Hiç aklından çıkarmadan, hatırlatıyor. Kendini, kalbini. Beynin, ruhun bağırıyor; "Her şey normal!". Normal mi gerçekten? Çözemiyorum.

Boğazımda bir ağrı var benim. Hiç geçmeyen o ağrı yutkunamadığım anlarımın. Burnumun sızlaması ise beynimin özlemden çatlamasının sebebi. Hem beynimle hem kalbimle özlüyorum. Sanırım en tehlikelisi. Derin derin aldığım nefesler, çiçekler, umutlar, takvimdeki gün isimleri aylar, kovaladığım saatler... Bilmiyorum. Kalbinin yerini hissettirip birine, görmez olur musun sen onu? Sağır, dilsiz, kör...

Sonbahar da kış da senin için gelir mi? Dünya boşuna, tek başına döner mi? Tek dileğin bir zaman makinesi olur mu? Attığın o adımları, bir sokak arasını özler misin? Kelimeler biter mi?


İnsanlar sana yeter artık dercesine bakar mı peki? Bakar. Onlar sıkılır senden. Konuşmadıkça bakar, sana kızar. Sen onların arkadaşlıklarına dilsiz, onlar senin ruhuna sağır. Sen bunu zaten bilirsin ya.

İşte şimdiki gibi böyle yazar yazar kaleme kızarsın. Kalem suçlanır ya hani. Sıkıntısından mürekkebi çekilir. Çekilsin, akmasın zaten. Belki de suçlu kelimelerdir. Yoklar yeterince. Ben bulamıyorum ya da. Döndürmüşler beni deliye. Bana gözler gerek. Kelime değil.

Yüz güldürecek şeyler yapmam lazım benim. Gülüşünü seviyorsam birinin buz gibi demir olmasına engel olmam lazım. Ne yapıyorum ben şu an? Neden yazıyor bu ellerim bu bilgisayarın üzerinde hala? Dursana! Öyle konuşuyorum bilgisayarın üstünde işte. Bir iki kelime, işte. Onların görevi bu ama yetmez ki. Yetmiyor. Duyamaz. Benim kalbimin atışını dinletmem gerek.

Çığlık atmayı bırakma diyor bir yanım. Fırtına dinene kadar. Rüzgar kesilene kadar. Sesin elbet duyulur diyor. Dünyan bitene kadar. "Sen duymayı bırakmadan duyulması..." demişler. Balonlara yazmışlar bunu. Aklımın kanadında olduğu minik kuşa da fısıldamışlar. Bıraktım ben de her yere. Denizlere üfledim. Çiçeklere de söyledim. Uzun yolum bitmeden haber vereceklermiş. Duydular beni. Kitapçılara girin. Evet. Masal kitaplarına uzatın elinizi. Açın içini, yazıyor. Onlar da öyle diyor. Sonuna bakmayın ama o farklıdır belki. Bana da söylemeyin sakın. Bana bir gün onlar haber verecekler. İçemediğim suyu içirecekler bana. Söz verdiler. Titreyen dudaklarımı ısırmayı bırakacakmışım. Boğazımdaki düğümü çözeceklermiş. Boğazım, dişlerim ağrımayacakmış. Sesimi duyurmama yardım edecek, birilerinin ruhunu açacak, gülen yüzünü daha da güldüreceklermiş.

Bana papatyalar söyledi. Ben de size iletiyorum. Onlar bana değişme diyor. Ankara sokakları da olsa dünyanın öbür ucu da, dağılma oralarda diyor. Yol uzun ama sonu yok diye fısıldıyor kuşlar bir de. SONSUZMUŞ.



Bunları konuşuyorum çünkü eğer uzun süreliğine giderse biri içinizden... Her neyse. Ben yoluma devam ediyorum. Siz de ne okuduğunuzu anlamaya çalışıyorsunuzdur belki.

Ben tükeniyorum... En azından insanlarla bir şeyler paylaşamıyorum.

Kendimden de, sevdiğim çiçekten de, sizden de özür dilerim belki bir gün.

Neden olduğunu bilmeden dilerim. Siz bilmezsiniz.

Kendime gitme diyeceğim ama gideceğim bazı şeylerden.

Kimi feda edeceğim? Kimi kurtaracağım?

Dayanamıyorum, ıslanan yanaklarımın sebebi güzel. İnan ne dediğimi bilmiyorum.

Yok yok, kelime yok. Tükenmiş. Ben ne yazarsam yazayım yok! Bu böyle olmuyor. Çiçekleri izlemek lazım.

33 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.