Yaratılmış Benlik


Ne zaman bıraktım "anne" naraları ile ağlamayı? Çok zorladım ama çıkaramadım, kesin bir tarihten sonra bırakmadığıma kanaat getirdim. Günden güne azaldı naralarım ve nihayetinde sessiz ve içten naralar atmaya başladım.


Garip değil mi insanın avazı çıktığı kadar ağlayamaması? Nedir beni durduran? Nedir sessiz naralar at diye baskı yapan, hangi duygunun zorbalığı bu?


En ihtiyaç duyduğum zaman boğazımda duran o yumruyu dağıtmanın tek çözümü bağırmak mı değil ise insanlar o yumruyu nasıl dağıtıyor? Dağılıyor mu ya da hep boğazımızdaki yumruyla mı yaşıyoruz, nasıl sinsi bir yumru ki bu, kendini gülerken saklayabiliyor? O yumruyla nasıl gülebiliyorum?


Büyümekle ilgili bir durum olsa gerek, fiziken büyümekten bahsetmiyorum... Duygusal olarak büyümem, fikirlerimin büyümesi, ideallerimin büyümesi engel oluyor yumrumun dağılmasına. Bunların büyümesiyle orantılı olarak yumru da büyüyor.


Hayatımda bir şeyleri hep azalırken ya da çoğalırken yakalıyorum sanki hiçbir şeyin ortası yok gibi. Ya azım ya çoğum, oradan oraya fırlatıyorum kendimi. Yuvarlanıyorum...


"Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum."*

Çaresizdim ve çaresiz görünmekten ödüm kopuyordu, bunun samimiyetsiz görünmeme neden olduğunu düşünürdüm. Çünkü içimden avaz avaz bağırmak, kimi zaman birilerine yakınmak geliyordu ama ben aksine hem insanları hem de kendimi kandırarak güçlü ve mutlu görünmek için elimden geleni yapıyordum. Kendime dahi samimi değildim. İçimden geldiği gibi davranırsam toplumun oluşturduğu "güçlü insan profili" dışına çıkardım, ne kadar yakışıksız değil mi?


"Aman tutkularımı yok sayayım, aman arzularımı yok sayayım" diye diye benliğimden uzaklaşmıştım. Bunun adına değişim de denilebilirdi ama ben daha fazla kendimi kandırmayarak benliğimden uzaklaştığımı kendime itiraf edebilmiştim. Belki tam da bu itirafla kendi "benliğime" yaklaşmak için ilk adımımı atmıştım. Acı gerçek şuydu ki; benliğimi yakalabilmemin imkanı yoktu çünkü benliğimden bihaberdim. Müthiş bir çelişki bu!


Beraberinde şunu da fark etmiştim güzel, heyecan veren her şey un ufak olmuştu. Hiçbir şeyden haz almıyordum. Hayatıma insanlar giriyordu. Ben onlar için güzel, heyecan veren şeylere adapte olmaya çalışıyordum; bunun için kendimi çoğu zaman zorluyordum, yok sayıyordum kendimi. Nerede benim öz saygım?


İnsanlara ayak uydurmam fikirlerimi değiştirmiyordu. Kendime ait fikirlerim vardı ama onları yok sayıyordum. Dışlanma korkusu muydu bilmiyorum. İçimde, içerlendiğim korkular vardı. Başa çıkamıyordum korkularımla aslına bakarsak pek de tanımıyordum korkularımı.

Başkalarına göre şekil değiştiren bir insan olduğumu fark ettiğimde uzun bir süre bocaladım. Benliğime dönemeyeceğimin bilincindeydim, ben de adeta bir tanrı edasıyla yeni bir "benlik" yarattım. Bahsettiğim yeni yaratılmış benliğim durağan bir benlik değil, değişkenlik gösteriyor. Ama bu değişkenlik artık insanlardan kaynaklanmıyor, artık tamamen beni takip ediyor benliğim: fikirlerimi, müzik tarzımı, hangi film tarzından hoşlanacağımı, hangi kitap türlerinden, hangi yazarları seveceğime artık çoğunluk değil benliğim karar veriyor. Duru bir benlik, saf... Onu korumak için müthiş bir çaba sarf etmiyorum çünkü eski benliğimin çirkinliğini fark ettim.


Kendimi daha insani hissediyorum hatta abartmadan da belirtiyorum: Kendimi özgür hissediyorum.


"...Gerçek bir benlik duygusu olmayan yerde, insan ne kişiliğine kavuşabilir ne de kendi bütünlüğünün ve değerinin farkına varabilir."*

1* İvan İlyiç'in Ölümü - Lev Nikolayeviç


2* Erich Fromm - Sahip Olmak ya da Olmamak

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.